Yaratılan Kürt Düşmanlığı ve Devrimci Duruş!

Yaratılan Kürt Düşmanlığı ve Devrimci Duruş!

Kadim Laçin

Türkiye yeni bir alaca karanlığa bürünüyor. Hızla yeni bir kaosa, iç savaşa doğru yol alıyor. Kürt sorununda ki çözümsüzlük ve açılımların fiyaskosuyla başlayan çatışma süreci yeni bir gerilim yarattı. 200 yıldır başarılamayan halkların- Kürt,Türk çatışması- boğazlaşmasının, alt yapısı hızla döşenmektedir. Estirilen şövenizm ve milliyetçilik rüzgarı , ırkçı bir fırtınaya dönüşmek üzeredir. Ülkede ki Kürt düşmanlığı tarihinde görülmemiş şekilde sokak, işyeri ve yerleşim alanlarına kaydırılmış durumdadır. Sokak ve meydanlarda ki gösterilerde Kürtler düşman gösteriliyor, kahvehane ve toplanma alanlarında anti-Kürtçülük sohbetlere yansımış ve asker cenaze törenleri Kürtlerin düşman ilan edildiği defnetme eylemlerine dönüştü. Bir süre öncesine kadar ‘PKK ve yaptığı eylemleri kınama’  mitingleriyken şimdi Kürt halkını hedef alan gösteriler yapılmaktadır.Bazı bölgelerde Kürtler istenmeyen halk ilan edilmektedir. Ege, İç anadolu ve Karadeniz de Kürtler istenmeyen halk ilan ediliyor. Kürt işçileri işten atılıyor, Kürt esnafları boykot ediliyor, Kürt kökenlilerin iş başvuruları red ediliyor,Kürt yerleşim alanları istenmeyen bölgeler olarak gösterilmektedir. Küçük yerleşim birimlerinde ki Kürtler mülkiyetlerini satıp, işlerine son vererek daha ‘güvenli’ şehirlere göç etmeye başladılar. 

Tehlikeye dönüşen Kürt düşmanlığı yeni katliam ve toplu soykırımların sinyallerini vermeye başladı. Kürtlere karşı linç girişimleri had safhaya ulaştı. İki kardeş halk birbirleriyle karşı karşıya getirilmek istenmektedir. Bunun için devletin, yönetenlerin veya sivil faşistlerin ‘özel’ bir planı varmıdır, derin devlet yeniden işbaşında mıdır? bilemiyorum ancak Mayıs 2010’dan bu yana yaşananlar, yukarıdaki kötümser tabloyu gözler önüne sermektedir. Kürdistan coğrafyası, dağları yeniden bombalanmaya başlandı. Olağanüstü hal ilanına gerek duyulmadan ‘sıkıyönetim’ tarzı askeri faaliyetler hız kazandı. Sivil faşistler Kürtlere karşı savaşmak için şimdiden ‘görev’ beklediklerini açıklıyorlar. Güney Kürdistan’a hava ve kara seferleri yapılmaktadır. Kürtleri vurun, kırın, dağlarını ve yerleşim alanlarını bombalayın sesleri yükselmektedir. Tanık olduğumuz son gelişmeler ve tespitlerle, abartısız olarak vurgulamak gerekir ki Türkiye bir yol ayrımına girmektedir. Muhtemel bir iç savaş körükleniyor, Kürt düşmanlığı yükseltilmekte ve halklar birbirlerine kırdırtma politikası hayata geçirilmektedir.

 Asker cenazeleri Kürt düşmanlığı için and içme alanlarına dönüştürülüyor. Yeni çatışma ve savaş ortamına zemin hazırlayan sistem, yoksulları savaşa sürüklemekte teredüt etmiyor. Emekçi çocukların cenazeleri, şövenizm ve ırkçılık propogandası için mesken seçiliyor. Çatışmalarda ölen Askerler için ‘şehit’ cümlesi kullanılarak halkın dinsel duyguları istismar edilebiliyor. Aynı şekilde ölen Kürt gerillası için ‘terörist’ cümlesiyle halkın geri bilincine hitap edip halk desteği sağlamaya çalışılıyor! Ölen asker de, gerilla da o toprakların, coğrafyanın yoksul emekçi gençleridir… Eğer birisi şehit ise diğeri nedir? İşte asıl bölücülük egemen sistem tarafından başlatılıyor. Türk şövenizmi ve milliyetçiliği ırkçılığa, devlet destekli ulusalcılık faşizm kokan eylemlere dönüştürülmektedir. Kürt esnaflarından alış veriş yapmayın uygulamaları, boykotlara kadar vardırılmaktadır. Kürtlere iş, kiralık yer veya işyeri verilmiyor. Güney Afrika Apartehid rejimini aratmayan ırkçı uygulamalar başladı. Kürtleri aşağılama, horlama gibi ayırımcı uygulamalar sokaklarda başladı bile. İnternet sitelerinde Kürt halkının onuru ve varlığına karşı yüzlerce ırkçı ve faşist site işbaşındadır. Ülke toplu bir cinnete hazırlanmaktadır. Bu tehlikeyi, kısa bir ziyaret sırasında ve  uzaktan yaşayan biri olarak görebilmekteyim. Ülke de en büyük tehlikenin ayak sesleri geldim diyor!

YOL  AYRIMINA NASIL GELİNDİ…

Kürtler de uluslaşma bilinci geç gelişim gösterdi. Bunun coğrafi koşullarını saymazsak, bölge egemen güçlerince engellendiğini görebiliriz. Üzerinde yaşadığı coğrafya da bilinen 6 bin yıllık tarihinde yoksul ve mazlum bir halk olarak egemen ulus devletlerin, dinlerin güdümüne kolayca girebildi. 600 yıllık Osmanlı imparatorluğ, çıkarları için Kürt halkından “hoyratça” faydalandı. 1659’da Osmanlı ve İran arasında  imzalanan kasr-i-şerif antlaşmasıyla Kürdistan ülkesi ilk defa ikiye bölündü. 1.dünya savaşı ile de 5 parçaya bölünerek, birdaha birleşmesinin, uluslaşmasının önü alındı. Türkiye, İran, Irak, Suriye ve eski SSCB devletlerin deyaşayan 40 milyon nüfuslu bir halk sınırlarla parçalandı. Kürtlere bugün bölücü diyenler aslında en büyük bölücülüğü zaten yapmışlardı. Dil, Kültür, toprak, coğrafi bütünlüğü ve iktisadi yaşam birliği tahrip edilen Kürt ulusu, ulus olamadı! 16. Yüzyıldan itibaren ulus devletler furyasından yoksun kalan Kürtler, 1806 yılından itibaren başkaldırılara başladı. Geçtiğimiz 200 yılda irili ufaklı, yerel veya ulusal çapta 35 kez özgürleşmek için isyan etti. Bu isyanları ve başkaldırıları kanla, barutla bastırıldıktan sonra, katliam ve sürgünlerle Kürt halkı imha, inkar ve asimilasyona tabii tutuldu. Bölge de ki egemen devlet ve otoriteler, Kürtlere karşı zalimce davrandılar. Sadece son 200 yılda tahminen 400 bin Kürt katledildi. Büyük eziyet çeken bu halk, çok bedel ödedi.  Bir halk dünyanın gözü önünde yok sayıldı. Özgürlük Kürt halkına layık görülmedi. En temel insan hakkı olan ana dilinde konuşma, eğitim görme yasaklandı. Kültür ve soyal paylaşımı yasaklandı. Eşit yurttaş olması, adalet ve tam hak eşitliğini ulus olarak yaşayamadı. Parçalandığı yetmiyormuş gibi, egemen ulus ve sermayenin ağır zulmü altında yaşamaya zorlandı. Ya biat et, ya da öleceksin seçeneği sunuldu. Biat eden tek tek Kürt birey veya aşiretleri egemenliği elinde bulunduranların asimilayon cenderesinde kendi öz halkına ihanet ederek, süren devrana katıldılar. Özgürleşmek isteyenler ise, her yenilgiden sonra tekrar toparlanarak yeni bir başkaldırıyı örgütlediler. Yenilgilerle sonuçlanan bu başkaldırıların son halkası PKK tarafından 1984 yılında başlatıldı. Gerilla savaşına başlayan PKK, devleti zor duruma koydu. Bu savaş ta39 bin Kürt, 5 bin asker ölüsü, 17100 faili meçhul cinayet ve kay
ıp var. 4500 Kürt köyü boşaltıldı, 3 milyon sürgün, ormanlar bombalandı, tarım ve hayvancılık bölgede bitirildi. Bölgede işsizlik %50’leri bulurken 10 bin çocuk mahkeme ve hapishanelere dolduruldu. Devletin 450 milyar dollar parası bu adı konulmamış savaşta gitti. Başarısız barış veya ateşkes denemeleri defalarca denendi.. Kesintisiz ve büyüyüyen,  gelişerek süren bu son başkaldırı Türk devletini çıkmaza soktu.
Gelişen Kürt hareketi herkesin ideolojik tespit ve programlarını taru-mar etti. Sosyalistleri siyasal bulanıklığa, diğer Kürt gruplarını ise marjinelleşmeye götürdü. Kürt ulusal hareketinin alternatifsiz tek gücü haline gelen PKK hareketi, Türkiye, bölge devletleri ve uluslararası emperyalist devletlerin 26 yıldır gündemlerinden çıkmayan bir olgu oldu. Sadece Türkiye sınırları içerisinde ki Kürtlerin değil aynı zamanda, İran, Suriye, Irak, Ermenistan, Rusya, ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin de önemli bir kesimini bağrında toplamayı başardı. Kürt tarihinde ilk kez bir örgüt bütün parçalarda ki Kürtlerin sahiplendiği bir yapıya dönüştü. Mezopotamya ve ortadoğu’da artık PKK’sız hiç bir hesap, plan veya çözüm tutmayacaktı. Lideri Abdullah Öcalan yakalandığı 1999 yılında sonra 200 dolayında sempatizan kendi bedenini yakarak, önderlerine bağlılığını gösteriyordu. PKK veya Öcalan’nın çağrılarıyla milyonlarca insane sokak ve meydanları doldurur, newroz veya benzeri etkinlikleri kutlamaktadır. PKK, sadece ortadoğu ve mezopotamya’da değil dünya’da en kitlesel, dinamik ve hareket kabileyetine sahip bir organizasyon olduğu varsayılıyor!

KÜRT AÇILIMI,  PKK’Yİ  ETKİSİZLEŞTİRMEYE DÖNÜŞTÜ…

AKP hükümetinin bir yıl önce kamuoyuna açıkladığı Kürt açılımı, tam bir kandırmacaya döndü. Açılımın kısa ve uzun vadeli programı yoktu, Kürtlere bu açılımdan verilecek birşeyleri yoktu, tam tersine 26 yıldır başkaldıran, dağlarda yaşayan Kürt gerillasını teslim alma ve örgütünü tasviye açılımı olduğu anlaşıldı. 11 yıldır tek kişilik hücrede tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın açılım ve çözüm notlarına el konuldu ve ileri sürülen istemleri red edildi. Bu istemler Türkiye burjuvazisini, devletini rahatlatan önariler olduğu bir süre sonra anlaşılacaktı. AKP veya devlet için en uygun söylemlere sahip Öcalan’ın ‘çözüm’ manifestosu hiçe sayıldı. Kısaca Kürt sorunu PKK’siz revize edilip kandırmaca sözlerle bir kez daha ‘boş vaat’ler yumağına dönüştürüldü. Yüzbinlerce ve hatta milyonlarca Kürt sokaklara dökülüp PKK’yı sahiplenmesine rağmen, Kürt sorununa ‘PKK sorunu’ yada’ terör sorunu’ diye propoganda edildi, ediliyor! İster kabul edelim, isterse karşı çıkalım bir gerçek varki PKK  Kürtlerin temsilciliğine oturmuş bir güçtür!  Çağdaşlaşmada uzak gerici ve ırkçı bir zihniyet 200 yıllık Kürt başkaldırının, özgürlük için yapıldığını ‘göremez’ veya ‘işine gelmez’ mantığı ile değerlendiriyor. Yeryüzünde herkes biliyorki Türkiye sınırları içerisinde yaşayan 20 milyon halk ulusal varlığının kabul edilmesini istemektedir. Bunun için adım atılmasını istemektedir. Bu isteklerini defalarca başvurduğu ayaklanmalarda belirtti, idam sehpalarında haykırdı, meclis kapılarında ve oturumlarında dillendirdi, işkence tezgahların, hapishane koğuşlarında ve dağbaşlarında anlatmaya çalıştı. Fakat egemen ulusun sistemi bunu anlamamamızlıktan geldi. Önce bunlar Türk boyları dedi, şaki dedi, çete dedi, terörist dedi..dedi ha dedi..bütün ‘çirkin’ karalamalarda bulundu, ancak başarılı olamadı:

Kürt, Ermeni, Roman ve Alevi açılımı denilen demokratikleşme paketleri hiç açıklanmadığı gibi, kitleler beklentiye sokuldu, taraflar yok sayıldı ve böylece fiyaskoya dönen içi boş açılıma ilk yanıt PKK’nı dağ kadrosundan geldi. 1 Haziran’da itibaren savunma’dan saldırıya geçen PKK gerillaları, Türkiye yöneticilerinin bütün planlarını alt üst ettiler. AKP ve devletin yönetim kadrosu ve kurumları tekrardan on yıllardır söyledikleri söylemlere ve uygulamalara geri döndüler. Türkiye Kapitalizmi Kürt sorununu bu kez de çözemedi, Kürtlerin hak eşitliği ve demokratik taleplerini görmezden geldi. Yani, tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek din ve tek tip ‘türk’ anlayışından ısrara devam etmeye başladı. 20 milyon nüfuslu Kürt halkını inkar ve imha programına tekrar dönüş yapmış oldu. Çözüm yerine çözümsüzlük hakim oldu. Türkiye egemenleri ve hükümetleri kendi sistemleri içerisinde ki bir çözümü dahi başaramadı.

‘SOL VE SOYALİSTLERİN’ EZİLEN HALKA KARŞI OLDUĞU TEK ÜLKE…

 Türkiye’de sol, sosyal demokrat, ilerici, demokrat, devrimci hatta sosyalist iddiasında olan çok sayıda irili ufaklı grup, örgüt ve parti bulunmaktadır. Bu kurumların ezici çoğunluğunun Kürt ulusal sorununa ilişkin politikaları, daha doğrusu politikasızlıkları söz konusudur. 90 yıldır uygulanan, söylenen statükocu anlayıştan farklı bir tutumları yoktur. Türk sosyal şöven bakış açısıyla Kürt ullusal sorununa yaklaşımları vardır. 20 milyonluk bir ulusun özgürleşme talebi devrimden sonraya, sosyalizmin sorunu, feodalizm, aşiretçilik gibi değerlendirmeler le geçiştirilmektedir. Aslında yüzyıllardır inkar edilen Kürt ulusal varlığının devamı niteliğinde ki yaklaşımlar mevcuttur. Kimi eski ‘dinazor marksistler’ Kürt ulusal demokratik hak eşitliği mücadelesini burjuva milliyetçiliğine, AB veya ABD güdümlü olduğunu varsayarak hiçe sayabilmektedir. 1900’lü yılların başlarında SSCB halkları için tespit ve tahlil edilen ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı-UKTH-‘ isimli teorik belirlemelere sığınarak, Kürt halkının geleceği çeşitli kayıt ve şartlara bağlanmaktadır. Demokratik devrim sorunu dahi görmeyerek, onu sosylist devrime havale eden gruplar bulunmaktadır. UKTH  her coğrafyada ve koşulda mutlak harfiyen  uygulanma zorunluluğu dayatan bilimdışı bir ayet değildir. Sosyalistler Bilim ve diyalektiğin değişim, dönüşüm ve devrimci yenilenmesini elde bırakmazlar. Kaldı ki sınıflar ve devrimler mücadelesinin en yakın mütefikinin ezilen halklar olduğu unutulmamalıdır. Ezilen halkların en büyük dostu sosyalistlerdir.   Lenin’in ‘Çağımız Emperyalizm ve Proleter devrimler’ çağıdır tespitiyle, Kürt sorununu Burjuvazi ve geririciliğe havale edip kolaycılığa kaçmaktadırlar. Açıkçası, Ulusal sorunlar bizim sorunumuz değildir diyorlar. 1980 öncesi de böyle düşünülüyordu. Ulusal sorun, kadın sorunu, çocuk ve çevre sorunu hep yarının görevleri arasında sayılmakytaydı. Böylece temel haklar,eşitlikler, demokratik hak ve özgürlüklerin kapitalizm sonrası çözüleceği mesaj verilmişti. Oysa hiç bir alt üst oluş bir gecede olmaz, gökten zembille yeryüzüne inme
z! Toplumsal değişim ve dönüşüm mücadelesi, yaşadığımız her dakika ve alanda verilerek, devrimle sonuçlandırılır.

Ne varki, aynı ‘ sol veya sosyalistler’ Filistin halkının ulusal kurtuluş mücadelesi içgörevlerin canla, başla çalışmaktadırlar. Dinci, gerici ve faşist gürruhla birlikte eylem ve gösterilere katılabilmektedirler. Kıbrıs, Bulgaristan, Uygur, Kerkük Türkleri veya Bosna’da ki müslümalar için enternasyonel dayanışma sergilerler. Konu Kürtler olunca son derece geri bir tutum takınarak ‘Nasyonel sosyalist’ oluverirler. Latin Amerika dağlarında ulusal özgürlük savaşı verenlere Gerilla, önderlerine che Guevar ismini kullanır, fakat konu Kürdistan olunca ‘bölücü, terörist ve milliyetçi’ yaftası asarlar. Kürt halkının önderi olarak gördüğü İmranlı’da tutukluya ise ‘bebek katili, bölücü terör örgütünün başı’ yaftası asacak kadar iki yüzlü bir politika devam etmektedir.

Türkiye solu veya sosyalistleri bölünmüş durumdalar. ÖDP, EMEP,SDP ve ESP gibi bir kaç siyasi parti ve grubun dışında Kürt halkının özgürlük istemine dayanışma gösteren ve destek sunan yoktur. Solun ve bazı Alevilerin Kürt halkına ve onun mücadele ve taleplerine karşı duruşu bir ilktir. Aklını yitiren bir ‘sol ve sosyalist’ ler yelpazesi oldukça geniş bir kesimi oluşturmaktadır. İlericilik ve demokratlığın dahi gerisinde kalan bu gruplar, ırkçı ve faşist politikalara, derin devlet ve ergenekon çeteciliğine yakın durarak ‘sol ve soyalizm’i sulandırıyorlar. Devrimci duruşu bulandırıyorlar.

Herhangi bir siyasal eğilimi olmayan bir insanın dahi, en temel insan hakkını savunması gerekmektedir. Kürt ulusal sorunu can alıcı boyuttadır ve çözümü yarına ertelenemez aciliyet taşımaktadır. Halkların kardeşliği bugünden savunulup uygulamaya geçirilmesi gereken bir öncelliğe sahiptir. Yeniden o topraklarda katliam ve soykırımlara izin verilmemelidir. Olası  bir iç savaşta halkların boğazlaşması, devletin katliam ve soykırımına ortak olmak istemeyen bir sol, Kürt halkını, o toprakların en çok eziyet çekmiş halkını desteklemelidir.Türk sosyalistleri ve emekçileri olası bir iç savaşı durdurabilecek yegane güçtür. Aksi durumda, katliam, soykırım ve iç savaşın ortağı olur. Bir iç savaşta dökülecek kanların ‘vebali’ altında inlim inlim inlersiniz.  Kürt halkının özgürlük istemine, hak eşitliği, adalet isteğine kanla yanıt vermek isteyen güçlere barikat olmak, bugün dünden daha önemlidir.

 Halkların birleşik demokratik cephesiyle ırkçı ve faşist saldırılar durdurlabilir.Akan bu kan durdurlmalı, kirli savaşa son verilip Kürt halkının hakları verilmesi sağlanmalıdır. Bu da Türk solu ve soyalistlerin omuzlarında ki acil bir görevdir.Türkiye devrimci hareketleri aynı zamanda bu zorlu görev için silkinmeleri ve şövenizm miskinliğini üzerlerinden atmaları gerekmektedir.  Mazlum ve mağdur olan Kürt halkıdır, ezilen ve varlığı dahi kabul edilmeyen Kürt halkının özgürlüğüne saygı duymak ve desteklemek devrimci bir görevdir. Sınıflar, toplumlar tarihi ve mücadelesi bunu gösterdi.Zalimin zulmüne karşı ezilenlerle birlikte olmak, onlara önderlik yapmak, aydınlatmak aydın ve demokrat olmanın da kıstasıdır. Emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin yanında olmak istemiyorsanız, onların çözeceği bir ulusal sorunu görmek istemiyorsanız, sınıflar ve sosyal kurtuluş mücadelelerine destek sunmalısınız! Ulusalcı ve şövenist değil enternasyonelist olmalısınız. Bunun içindir ki 1968 kuşağının devrimci önderleri Filistin halkının kurtuluşu için savaşa katılmışlardı. Devrimci duruş bunun gerektirir!

Kadim Laçin

8 Temmuz 2010

www.kadimlacin.com