Kürt Sorunu Çözülüyor mu? Ali Ekber Cumhurbaşkanı Abdullah Gül;Kürt sorununu çözmeden ileri gidebilmemiz mümkün değildir,bu sorunun çözülmesi için mutabakat gerekir,dedi. Sayın Öcalan;Sorunun çözümü için Ağustos ayına kadar bir yol haritasını bitireceğini söyleyerek,Mustafa Kemal’in 1921’anaysındaki hakları Kürtlere veren bir anayasayı temel alacağını söyleyerek,yol haritasının nasıl olacağının sinyallerini yine herkese vermiş oldu. 1921’ Anayasasın da,Kürtlere yerel muhtariyet,özerklik veriliyordu. Sorun konusunda böylesine bir iyimserlik havası yaratılmışken,bizzat Türkiye’yi yönetenlerin ağzında,Özal sonrasında ilk defa resmi olarak sorunun isminin konulmasını bir çok kesim olumlu bulurken,Baykal ve Bahçeli esti ve kükrediler. Böyle isim vererek konuşmanın,ülkeyi,bölmek ve satmak anlamına geleceğini söyleyerek,sorunun çözümüne karşı olan belli bir kesmin yanında yerini almış oldular. Esasen Kürt sorunun çözümü önündeki engeller;Kürt bölgesindeki bir çok aşiretler,70’ binin üzerinde Köy Koruyucusu,Kürt rantçıları,Türk ırkçıları,Türk rantçıları,aşırı ulusalcılar,MHP,CHP benzeri partiler,ordu içinde belli ulusalcı akımlar,benzeri bir çok kesim. Sorunun çözümünün öyle kolay olmadığını,hem Türk tarafı hemse Kürt tarafı çok iyi bilmekteler. Tüm zorluklarına rağmen,sorunun böylesine açık isminin konularak,dağdaki Kürt yöneticilerinin yanına bile Hasan Cemal aracılığıyla gidilerek,görüşlerinin alınması, Murat Karayılan’ın çözüm topunu,Sayın Öcalan’ın kucağına atması ve Abdullah Öcalan’ın Türk devletinin elinde İmralı da bir esir olması,görüşmeye de hazır olduğunu sürekli söylemesi,Kürt sorunu acaba nihayet çözülüyor mu,sorusunu bir çok kesmin sormasına,umutlanmasına yol açtı. Herkes böylesine olumlu bir umut,hava içindeyken, bazı olumsuz öğelerin ortaya çıkması gecikmedi. En başta CHP ve MHP’nin Kürt sorunda,çözüm için mevcut hükümetle her hangi bir mutabakat içinde olmayacaklarını,bunun ülkeyi bölmek,satmak anlamına geleceğinin yüzyıllık şoven,ırkçı,milliyetçi,faşist anlayışlarını terk etmeyeceklerinin gerçekliği de böylece ortaya çıkmış oldu. Diğer taraftan 21.Yüzyılı şanssız, yaşayan bir halk olan Kürtleri,suni bir şanssızlık tekrardan sanki yakalamak için bekler gibi ortaya çıktı. 1983 yılından beri savaşan Tamil Kaplanlarının(LTEE) lideri olan Vellapillai Prabhakaran’ın hükümetin yaptığı bir askeri operasyonla öldürüldüğünü,hükümet başkanı Mahinda Rajapaksa,bizzat açıklayarak,Türk devletine taktikler verdiğini medyada öğrenmiş olduk. Bilindiği kadarıyla Hindistan’ın güney burnunda Sri Lanka da yaşayan 21 milyon Tamillerin, 26 yıl süren savaşında yüz bine varan bir insan ölümü söz konusudur. Tamil Kaplanları örgütü (LTEE) halen ayaktadır,masum bir halkın temsilcileridir,başkan Prabhakaran’ın ölümü elbette ezilen tüm dünya halkları için büyük bir acı ve kayıp olmuştur. Diğer taraftan zafer ilan eden hükümet başkanı Mahinda Rajapaksa’nın bu zaferinin geçici olduğunu,yalan bir zafer olduğunu yakında herkes görecektir. “Ulusal Sorunlar” 21.Yüzyılda,mutlaka çözülmesi gereken sorunlardır,burjuvazinin önderliğinde bu sorun artık çözülemez, burjuvazi gerileşmiştir,hatta bu tür sorunların çözümünün önünde engel teşkil eder duruma gelmiştir. Esasen çağımızda,bu tür sorunların temel çözücü motoru,işçi sınıfının siyasi iktidarlaşmasıdır. İşte bundan dolayıdır ki,gerek Tamil sorunun çözümü için mücadele eden LTEE ve PKK,ilk kuruluşlarından ve sonra uzun yıllar sosyalistlerin önderliğinde mücadele yürüttüklerini inkar etmemişlerdir.Gelinen aşamada,kimin,ne olduğunu onların kendilerinden okumak mümkündür,değişim,dönüşüm,şartlara uyum sağlamak,konusunun,önemli olduğunu söyleyen bu örgütlenmelerdir. Tamil olayından sonra,iyiye giden Kürt sorunun çözümünün önüne sanki” tekrardan savaş konsepti” konulmuş gibi bir intiba var. Söylenen söz çok açık,Sri Lanka Hükümeti nasıl ki Tamillerin savaş örgütü (LTEE) yi yendiyse,Türklerde onların gittiği yoldan giderek “Kürt Özgürlük Hareketini” ni öyle yenebilir,yok edebilir. Bu düşüncede mantık aramak tamamen boşuna olacaktır,her ulusun yapısı farklı olmasaydı,bu kadar değişik ulus yeryüzünde olamazdı. Ulusların farkı,onların hareket tarzlarına,oturma biçimlerine,kalkma biçimlerine,ruhsal yapısına,kültürel yapısına,çıkarlarına,mücadelesine de yansır. Kürtlerin sorununu,Tamil sorunuyla karşılaştırmak, buğdayla,pirinci birbirleriyle karıştırmak gibi bir durumdur. Nedeni;PKK ile LTEE’ nin amaçları birbirlerine benzese de,başkanlığında,felsefi yapısında,ülke koşullarında,gerilla hareketinde çok derin faklılıklar vardır. PJAK;(Kürdistan Kadınlar Partisi)Dünyada böylesi bir oluşum ilktir,bu ilkte Sayın Öcalan’ın payı büyüktür çünkü bu ilkin kuruluş fikri ondan gelmiştir. Devrimini yapan ülkelerden, kadınların devrime katılımlarının olduğunu herkes bilir. Fakat PJAK ayrı kendine özgü bir kadın partisidir,savaşı temel almıştır,İran la sık,sık girdiği gerilla çatışmalarını,dünya bilmektedir.Kürt özgürlük hareketine kadının katılımı tamdır. Coğrafya;Kürdistan bölgesinde öylesine çetin bölgeler vardır ki,200 yıl bile bağrındaki savaşçıları saklamaya müsaittir. Kürtler isterse bu savaşı 50 yıl da 100 yılda sürdürebilirler. Gerilla;Her gerilla hareketinin kendine has felsefi,savaş,barış,kurtuluş,ahlak,mücadele tarzı vardır.Kürt gerilla savaşı,Orta doğunun ve şu an dünyanın en düzenli gerilla savaşıdır. Kesinlikle Tamillerin şöyle veya böyle olmalarından dolayı,şu an için büyük bir çözüm fırsatı olarak ortaya çıkmış mevcut durumu bulandıranlar,daha sonra mutlaka pişman olacaklardır. 1993’Türgut Özal’ın çözüm yolu,16 yıl savaşıldıktan sonra tekrar AKP’nin de çözüm yolu olmuştur.Öyleyse 16 yıllık bir zaman kaybı söz konusudur,bu yıllar içinde ölmüş Kürt ve Türk gençleri boşuna ölmüşlerdir.16’yıl Türk ve Kürt anaları boşa ağlamışlardır. Şayet bu fırsat kaçırılırsa,belki bir 16 yıl daha savaşılacaktır ama yine iş bugünkü tartışma boyutuyla yeniden tartışılacaktır. Çözüm,her iki taraf içinde bugünden yarına gerçekleşebilecek bir durumda değildir. Her iki tarafında kendine has çözüm korkuları da vardır. Türk devleti;çözüm için,Kürtlerle aynı masaya oturup ta,çözüm için konuştuğumuzda bu işin sonu nereye varacaktır,endişesi içindedir. Kürt sorunu çök boyutlu bir sorundur,çözüm masaya yatırıldığında,Türk devletinin içindeki,çözüme karşı olan güçlerin hareket sahası,önleme güçleri,hatta büyük çapta sabotaj güçleri, olabilecek çözüm karşıtı,her türlü hareketleri dengeleyebilme gücünün de olması gerekir. Şu anki hükümet ve devlet,Kürt sorununu açık ismiyle konuşuyorsa,çözüm konusunda da ciddiyse,olabilecek her türlü olumsuzlukları da düşünüyor,hesabını ve kitabını da ona göre yapıyordur.En azından çözümden yana olan güçler durumu böyle anlıyorlardır. Kürtlerin korkuları;henüz çözüm için hiçbir objektif durum yok iken,gerillanın savunma konumuna,çekilmesi,silah sıkmaması,buna karşı devletin sürekli yaptığı operasyonlara daha da hız kazandırması,bu nedenlerle Mayıs ayının sonlarındaki gerilla kaybı,Kürtlerin daha da endişelenmesine yol açmıştır. Barış,her iki tarafında karşılıklı ödünleriyle olabilecek bir güzelliktir. İçinde bulunduğumuz şu Mayıs sonlarında,buna daha çok Kürtlerin uyduğunu gözlemlerken,tersi bir durumu Türk devletinde gözlemlemekteyiz. Akla istemesek de bazı sorular geliyor?Bu konuşulanlarda Türk devleti ciddimidir?Şayet ciddiyse neden Kürt tarafının tek yanlı ödünlerine hiç olmazsa saygı duymuyor?Belli dönem Türk devleti operasyonlarını durduramaz mı?İki ay Kürt öldürülmese kıyamet mi kopacak?Türk devletinin çözüm konusunda ciddi olduğunu nasıl anlayacağız? Mardin’e bağlı Bilge Köyü katliamının gerçek nedeni halen açıklığa kavuşmuş değildir.Bu iş PKK’nın üzerine atılıp,yeni bir konsept mi yaratılmak isteniyordu?ABD’nin bu çözümde payı nedir?AB’nin bir çözüm isteği var mı dır?Çözüm uzun vadeli yalnız ABD çıkarları için mi yapılmak isteniyor?Neden özellikle Barak Hüseyin Obama’nın,Türkiye’yi ziyaretinin arkasında çözüm istekleri hız kazanmıştır? Bunlarla beraber,çözüm noktasında Türk veya Türkiye solunun bu çözüm konusundaki düşüncelerini biliyor muyuz,bu eleştirileri nereye koymak gerekir? Türk sol hareketlerinin bir çoğunun;böylesi bir çözüm ABD’nin çıkarları doğrultusunda yapılıyor,bu nedenle de,sınıf çıkarlarını hedeflemediği için,bizleri bu konu ilgilendirmiyor,teorisi doğrumudur? Sınıf çıkarlarını temel almasa da,ezilen sömürge bir halkın “ulusal kurtuluşuna” hizmet edecek her türlü hareketi devrimci güçlerin desteklediği,şimdiye kadarki Marksist-Leninist teorinin ve pratiğinin geleneğidir. Devrimciler,ezilen ulusun çıkarları doğrultusundaki,her türlü ulusal hareketleri desteklemişlerdir. Bir ulusun isteği nasılsa,öyle gerçekleşmesi için,daha sonra emperyalizmin kucağına düşse de,Marksizm’in bunu destekleme geleneğini bir çok sol kesim Kürtlere gelindiğinde unutuyor.Bununla ilgili,Rus devriminin bir çok pratiğini sol hareketler bilirler. Öyleyse Türk sosyalistlerinin,güçleri ne olursa olsun” Kürt Sorunun Çözüm” yolunu desteklemesi gerekir,düşüncesi vardır..Elbette bu bir düşüncedir,karar verecek devrimci güçlerin bizzat kendileridir.Tek kişi bile olsa,kanın durması için,onun iradesine saygı gerekir. Her iki tarafında tüm endişelerine rağmen,” Kürt Sorunun” çözümü konusundaki, atılacak adımlar cesaretlice atılırda,çözüm için gerekenler tümüyle yapılırsa,elbette Kürtler ve Türkler mevcut sınırlar içerisinde de,barışı,kardeşliği,tekrardan örerek yaşayabilirler. Tersi,sürekli yazılıp ve söylendiği gibi daha çök ölümler,kirli savaş ve kan,gözyaşı demektir. Kürtler çözümden yanadır! Ya Türk devleti? Ali Ekber
Başbakan Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada;Kürt sorunu ülkemizin birincil sorunudur,bu mutlaka çözülmelidir diye söyledi.