Masalların şahı Şahmaran’ın sesi

Masalların şahı Şahmaran’ın sesi

Metin ve Kemal Kahraman kardeşler, Şahmaran masalının değişik anlatımlarını ‘Saê Moru- Şahmaran’ albümünde yorumladılar.

Ferfecir ve Deniz Koydum Adını isimli albümleriyle müzikal akışlarını sağlam bir yatağa oturtan Metin ve Kemal Kahraman kardeşlerin son çalışması Şahmaran (Saê Moru), zengin bir sözlü tarih çalışması olarak müzikseverlerle buluştu. Kahraman kardeşler, Şahmaran’ın değişik versiyonlarını derleyerek, klasik nitelikte bir çalışmaya imza attı. Metin Kahraman, Şahmaran’ın hem Gılgameş’in sözlü karşılığı olduğunu, hem de 4 kutsal kitabın buluşma beşiği olduğunu söylüyor. Yaklaşık 20 yıllık bir sözlü alan araştırmasının ardından toplanan yaklaşık bin saatlik kayıt ve çalışmayı masalsı anlatılar ve müzikle birlikte Şahmaran mitiyle harmanlayan Kahraman kardeşlerden, Metin Kahraman ile Şahmaran albümü, Şahmaran masalı, dinlerdeki ve kültürlerdeki değişik parametreleri, kaynağı ile kendi müziklerinin yanı sıra, Kürt müziğini ve sözel kültür etkilerini konuştuk.

Öncelikle, birçok kültür ve inanışta değişik versiyonlarıyla yer alan Şahmaran’ı müzik albümü yapma ve müzikle harmanlama fikri nereden çıktı, hangi ihtiyaçlar sizi bu fikre yöneltti?
Biz yaklaşık 20 senedir başta Dersim olmak üzere, Anadolu’nun tamamında sözlü tarih çalışması yapıyoruz. Bizim masallarla, beyitlerle, semahlarla, gulbendlerle kısacası sözlü anlatımların hepsiyle bir ilişkimiz veya bunların kaydedilmesi için bir çabamız var. Gözlerimizin önünde bir dil yok oluyor. Bu dilin yok olmasına tabi ki vicdanımız el vermediği için yapıyoruz. Şahmaran da Mirzai Süleyman diye bir amcamızdan 35 yıl önce derlenen ve Berhem dergisinde yıllar önce yayınlanan bir çalışma. O zamandan beri ya da bu belge elimize geçtiğinden beri bu bizim için bir soru. Yer yer Dersim’de bu masala dönük kayıtlar yaptık. Daha sonra da bunu ne yapalım derken, özellikle Kemal’in ciddi bir tartışması, çalışması vardı zaten.

Özellikle masalların referansları, kahraman adları, etimolojik olarak Zazaça ve Kurmanci ile olan ilişkisinden dolayı da ilgi alanımızdaydı. Bütün kahramanlarıyla, misyonları ve adlarından yola çıktığımızda bu masalın yukarı Mezopotamya’ya ait bir masal olduğunu anlayabiliyoruz. İrani tabi ama İran’ın değil. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kurmanç ve Zazaların yaşadığı yerlerde daha kaynak buluyor. Bu dillerde bir çalışma yapılmadığı için hiçbir zaman Şahmaran gerçek anlamıyla anlaşılmadı. Tıpkı Alevilik ya da Kürtlük’te olduğu gibi. Çünkü siz onarlın dilinden soru sormuyorsunuz. 70-80 yıldır Kürt illerinde çalışıyorsunuz ve Türkçenin referansları nereye kadar gidiyorsa onunla sınırlı kalıyor. Bugün Kürt Özgürlük Mücadelesi ile birlikte Anadolu’daki bütün halklarda bir farkındalık oluştu. Bu da yeni bir kültürel rönesansın başlamasına, kesik damarların açılmasına neden oldu. Şahmaran da bu tartışmalarda önemli bir veri, bir ispat, bir kaynak. Şahmaran bilindiği gibi Gılgameş’in sözlü olanıdır. Yani o kadar da eskidir. Orada da ölümsüzlük, öte alemler, bu alemler, tanrılar arası çatışmalar gibi birçok konu benzerlikleriyle beraber var.

Alevilik, Zazaça ya da Kurmanci ile irtibatını ele alırsak, Şahmaran diğer dil ve inanışlarda nasıl yer alıyor?
Bu mesele o kadar derin ki. Yaradılıştan bu yana bütün kurguda cennet vardır, cennetten Adem ile Havva’nın kovulması vardır. Şeytan ve bir de yılan vardır. Cennetin kapısını daire şeklinde çevreleyen, ağzı kuyruğuna gelecek şekilde kapatan bir bekçi var ki o yılandır. Şeytan yılan üzerinden Adem ile Havva’yı yasak meyveyi yemeye ikna eder. Öte alemler-bu alem, aşk-ihanet, ölüm-yaşam ve sevgi temalarının tamamını masalda görebiliyoruz. Masalın içindeki kahramanlara gelince, hepsinin ve Şahmaran’ın kendi adına baktığımızda her iki lehçede de refere oluyor. Tabiî ki Sorani ve Gorinice’de başka versiyonları var. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, bu masalın kurgusu böyle. Mesela Camusan; ‘ca’ yer demek, ‘Musa’ öğrenen. Camusan, ‘yerini öğrenen’ demektir. Masalın en sonunda, gider yeri bulur. ‘Belleqi, bereq’ ise parıldamaktır. Muhmmed’in barak’ı da oradan gelir. Yani muradı güneş olanın en sonunda gidip güneş olmasıdır. Gidip parladı. O yüzden bütün peygamberlerin lakabı güneştir aynı zamanda…

Diğer dillerde çok daha sağlam referansları var. Kürdistan coğrafyasına baktığımızda, Mezopotamya’nın Alamut kalesidir burası. Dersime doğru giderek yükselen, büyük bir kale, büyük bir korunaktır aslında. Dağlar giderek yükselir. Demek ki Kürtler, Zazalar bu toplulukların dağlı halkıdır. En eski anlatıların dağlarda saklı kalması bileceğimiz bir şeydir. Örneğin Cudi, Ca di’dir. Yer görmek, toprak görmek, yer gören demek. Yani Nuh’un gemisinin yeri gördüğü yer anlamına geliyor. Şahmaran da bütün referanslarıyla, başka adresler işaret ettiği için hasıraltı edilmiştir. Değiştiremediği için hasıraltı etmiştir. Hakikatten bu güne kadar yazılıp gelen maceralara baktığınızda, Şahmaran’ın bu yüzden doğru dürüst anlaşılmadığını görüyoruz. Şahmaran, ta yaradılıştan olan bir mevzudur. Cumhuriyetin politikalarıyla bütün bu zenginlikler yok edildi. 40 yıldır da giderek hayatımızdan çıkan ama her evde mutlaka suretleri bulunan bir masaldır.

Şahmaran’ın o tinsel, dinsel, folklorik öğelerini bir konsept dahilinde müzikle buluşturma aşamasında nelere dikkat ettiniz?
Öncelikle masalın bütün kurgusunu anlamaya çalıştık. Kendimize göre önemli bulduğumuz noktaları öne çıkarmaya çalıştık ve onları da müzikal bir kurgu ile oluşturmaya çalıştık. Okuyucunun, dinleyicinin o masalın içerisine çağrıldığı bir müzik oluşturmaya çalıştık.

Sözlü alan kısmı ne kadar sürede tamamlandı, nereler ve kimler ziyaret edildi?
Dersim, Erzincan, Mardin, Hakkari, Diyarbakır, Hatay, Tarsus gibi yerlerde yerel kaynaklara bakıldı, sözlü kaynaklar dinlendi. Arkadaşlarımız oradaki araştırmacılarla görüştü. Ya da kendilerinin daha önce yarattığı kayıtlara ulaşmaya çalıştık. Ama buna dair bizim sorularımız henüz bitmiş değil. Bu çalışma devam edecek. Yine Mardin ve bizim yaptığımız sözlü tarih çalışması hepsi bir kitap haline gelecek. Hangi dillerde yapılmışsa öyle yer alacak. O tabi bu konuyu araştıranlar için çok daha anlaşılır bir durum.

Kardeşiniz Kemal Almanya’da, siz Türkiye’desiniz. Böyle bir durumda çalışmayı nasıl yürüttünüz, kayıtlar nerede yapıldı?
Kayıtların yüzde 90’ı Almanya’da yapıldı. Bir kısmı burada İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ). Kemal 20 senedir orada yaşıyor. Bu bizim isteyerek planladığımız bir şey değil. O iltica etmek zorunda kaldı. Ben daha rahat gidip gelebiliyorum. Bu durumda ben daha çok gezdim dolaştım. Çalışmanın en ağır bölümünü o yüklendi aslında. Ben kayıtlar yaptım. Kaynakları toplamaya çalıştım. Bu şekilde çalıştık. Almanya, Viyana, Berlin gibi yerlerde oyununu da sahneledik Alişan Önlü ile birlikte. Kemal’in şiirleriyle beslenen bir anlatı var. Orijinal haline karışmıyoruz ama her şarkı i
çin şiirsel bir anlatım kurmaya çalıştık.

Albümde müzik, sözlü anlatının gerisinde kalıyor. Daha çok anlatı ve söz ön planda duruyor…
Tabi albümdeki müzikal kurgu ve sıralanış, Mirisai Süleyman’ın anlattığı masala göredir. Zazaça versiyonu gibi. Ama kitapçığın kendisi birkaç dilden yararlanılarak, onların kaynakları baz alınarak hazırlandı. Evet, orada bir kurgu var o da Zazaça olan masalın kurgusudur.

Çalışmanın görsel yanı da olacak mı?
Tabi benzer şeyler olabilir. Zaten Şahmaran’ın Anadolu’da evlerde asılı olan versiyonları çok. Bu örnekleri toplamaya çalıştık. Belki ileride bunlarla da bir şey yapılabilir. Yılan meselesi, Şahmaran hikayesi meselesi değil tabi sadece. Bilirsiniz yılan ilaçtır, tıp sembolüdür, öte alemlere gidip gelendir, don değiştirir, kışın ölüm noktasına yakın gelir, o kadar kalp atışları yavaşlar. Karanlık dünya ile bu dünya arasında gidip gelen bir şeydir yılan.

Albümde doğa seslerin yanı sıra ayinsel müzik de var bir parçada. Kilise müziğini andırıyor. Bunu tercih etme nedeniniz nedir, Şahmaran’ın Hristiyanlıkla bağı var mı?
Yok. Hristiyanlıkla bir bağ kurarsak; ayinler bütün inanışlarda var. Biz korodan söz ediyoruz. Mezopotamya hikayelerinde hep kadın toplu ağlayıcılar vardır. Biraz da oradan esinlenerek, dışarıdan durumu anlatan, ağlayıcı kadınlar gibi. Esasen Anadolu’daki birçok kültürde bu durumlar var. Dengbêjlere baktığınızda da o seslerin birleşimi beraber söyleme şekilleri buna benziyor. Yine halkoyunlarında da benzer bir uyum var, halaylarda falan.

Ferfecir’den sonra böyle bir çalışma müzikal akışınız açısından ne ifade ediyor? Kaygılarınız oldu mu müzikal akışınız anlamında?
Hayır, bizim hiçbir kaygımız olmadı. Bizim şöyle bir rahatlığımız var. Kendi çalışmalarımıza kendimiz yön veriyoruz. Böyle bir kaygımız olamaz. Yani zaten biraz da bizi böyle biliyorlar. Bir albümde on tane beyit yer alıyor mesela. Bu dilde semah yok, beyit yok, Türkçe ibadet diyorlar ya, biz bunu ortaya koyduk ama ağır geldi insanlara. Her albümüz birbirinden farklı, her birinde tarz değişiyor gibi oluyor ama bizim böyle bir kaygımız yok.

Kürt müziğinin geldiği aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kültür deyince en başta Mezopotamya’da ilkin müzik akla gelir. Bunu Alevilerden doğru daha net söyleyebiliriz. Son 30 yıllık süreçte de en fazla müzik öne çıktı. Belki de Türk müziğini de etkileyen, asıl amacına ulaştı diyebiliriz. Kürtçe şarkılar rahatlıkla her yerde, her kültür tarafından söyleniyor, dinleniyor ve bir düzey de yakaladı. Hatta Türkiye’deki müzikal seviyeyi aştılar da diyebiliriz. Zaten zengin bir geleneğe yaslandığı için, gençler onu belki de her tarzda söyleyerek zenginleştirdi. Pop, rock, metale varan bir zenginlik çıktı. Başka milletlerin müzikleriyle karşılaştırdığımızda da müzikte epey bir yol alındı. Dersim müziği için de bunu söyleyebiliriz. Dersim sözlü kültürünün açığa çıkması noktasında müzisyenlerin çalışması dışında bir çalışma olmadı desek yeridir. 20 yıllık süreçte Dersim’de müzik bu alanda önemli yol aldı. O kültürün kayıtlı hale gelmesinde Kürt müziği iyi yol aldı. Müzikal kalite de Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Bence bunda sonra ne olması gerekiyor ona bakmak lazım.

Rawin Sterk/ANF/18 Haziran 2011

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>