ZERE’YE AĞIT-3
Yalnız yaşaması imkansız hale geldiği gibi, yalnız yaşamanın dışında pek bir çaresi de ortalarda gözükmüyordu. İşte birçok kişi “bir ana baba elli çocuğa bakar ama elli çocuk bir anaya babaya bakamaz” sözünün ne kadar da yerinde söylenmiş bir söz olduğunu söylemeye başlamışlardı. Zira artık Zere’ nin yaşındakilerin çoğu aynı durumları,benzeri durumları yaşamaya başlamışlardı. Herkes kendi derdine ağlıyordu,Zere kardeşinin ölümünden sonra hiç aynaya bakmamıştı ama kardeşinin çocukları onun için hiçbir şey yapamıyorlardı. Zere’nin büyüğü haynık aynaya da bakmıştı,gereken her şeyini de yaşamıştı’ye sen delisin diyordu. Haynık,Zere de en az on yaş civarında da daha yaşlıydı,onun bir kızı evli olmasına rağmen kendisini onun bakımına adamıştı. Haynık çok rahat,her şeyi yerindeydi. Bazen Zere Allaha söylenip duruyordu” Bak Haynık nasıl yaşadı ben nasıl yaşadım,ya sonumuz” deyip tanrıya isyanını kendince duyurmuş oluyordu. Gerçektende Zere çok haklıydı,bu işleri terazide tartan birisi varsa Zere’nin yeri hem bu dünyada hemse öbür dünyada Cennetlik olmalıydı. Oysa cenneti yaşayanlar tam tersi olanlardı… Zere de böyle düşünüyordu.. Oğullarının hanımları,Zere’yi bir iki defa kısa süre kabul etmişlerdi ama artık kabul etmeyeceklerini açık söylediklerini Zere duymuştu. Küçüğüne baktı,onun ki de sen istersen git köyde Zere’ye bak ama buraya getirme ben istemiyorum,komşular bize gülüyor,anan hep ters hareketler yapıyor. Zere şehir yaşamına yabancıydı,şehir de Zere ye yabancıydı.. İkisi son zamanlarda birbirlerinin düşmanı olmuşlardı… Çaresiz köyde Zerinin kedine bakması mümkün olmadığı için önce büyük oğlu Köye yalnız gitti Zere ye üç ay çok güzel baktı. Onunda hanımı ve çocukları vardı, üç ay sonra Zere yi yalnız bırakmak zorunda kaldı. Zere yalnız yapamıyordu,yaşayamıyordu,kendisine göre hiçbir sorunu yoktu ama çevresindekiler durumu görüyorlardı.. Zere nin perişanlığı yine oğullarına duyuruldu,öbür oğlu evini bırakıp gelip belli bir süre baktıktan sonra o da hem mesleği gereği hemse ev sorumluluğu gereği gitmek zorunda kaldı. Öyle bir durum oldu ki,artık Zere’nin yanında mutlaka birisinin olması gerekiyordu…. Böyle sürekli bakacak birisi ortada gözükmüyordu… Zere olsaydı,dilenir,deşirir yine de o çocuklarını aç perişan bırakmazdı.. Kişinin egosu o kadar güçlüdür ki, herkes topu birbirine atmayı daha kolay bulur.. Bu hepimiz için de doğrudur,bir çırpı da bizlere hayat veren kişileri, başkalarının insafına atabiliriz.İnsanlık böyledir.. Bakıldı çaresiz, Zere’yi yurtdışına götürme imkanı var mı? Böyle bir imkan altı ay için bir çok bürokrasiden sonra vardı… Dışarıda olan çocukları hemen işe koyuldular,tüm gereken bürokratik işleri yaptılar,Zere yi yurtdışına yanlarına altı aylığına götürdüler… Zere oraya adımını attığında sanki bitmiş tükenmişti…. Bir gün çok kötü oldu,kızı doktor çağırdı,hemen hastaneye aldılar… Zere için umutlar bitmiş tükenmişti,tam ölüm yaklaştığında kişi ölümü sevmemeye başlıyor sanki.. Daha önceleri,hep canımı al Allah,kurtar beni Allah diyen Zere bu dertten bu hastaneden bir kurtulsaydım demeye başladı.. Ölümün yüzü soğukmuş,istenen ölüm gerçek değilmiş bunu Zere bize göstermiş oldu… Belli bir süre yattıktan sonra,herkesin mutlaka ölecek gözüyle baktığı Zere ayağa kalktı. Ölmediğine seviniyordu,onu kurtaranlara övgüler söylüyordu… Hani Allah senin canını alsa da kurtulsaydın Zere,demek işler o kadar kolay değil… Devam edecek. .
Zere; artık öyle bir duruma gelmişti ki,ne ekmek,ne aş, nede su canı hiçbir şey istemiyordu.