Yeniden İğdemlik
Gökte
yıldız, yerde keven var dı
Masmavi göğü geceler boyu yıldız yüklü, yıldız dolu;
Yer yüzü, dağı, taşı, tarlası, çayırı, bostanı dikenli keven dolu.
Giye tanıtacağım İgdemlik’i.
Başka ne var? Ona da geleceğim.
Sabredin, biraz sevinçli, biraz kıvançlı ve biraz da üzüntülüyüm.
İgdemlik, İgdemliklilikten,
Gözpınar; Gözpınarlılıktan,
Kötüre Kötürelilikten
Daha da kötüsü Ağcaşar, Ağcaşarlılıktan çıkmışlar. Kim ne derse desin tarumar olmuşlar. Daha iyi değil, taklit olmuşlar.
Başkalaşmışlar. Başka bir kimliğe bürünmüşler….
İgdemlik’e varışımızın ertesi günü, sabahın köründe mezarlığa gittim.
Duvar çekilmiş.
Bu duvarlara benim hiç aklım ermedi.
Her evin çevresine, mezarliğa,
bostanlara, birkaç ağaçlik bahçeye ya duvar, ya da tel örgü.
Hem de mezarların etrafına?
Ölmüşlerimiz kimden kaçacaklar ki ?
Bizden mi?
Bana göre hayat ölüsüyle, dirisiyle bir bütündür.
Yaşlısı, genci, çocuğu…
Hepsi bir arada birlikte.
Benim, bizim, sizin, hepimizin özlediği hayat tarzı.
Değil mi?
Çocuklara, gençlere, çalışanlara, yaşlılara, herkese insanca yaşama olanağı, yeri.
Şu an İgdemlik mezarlığının duvarına sırtımı dayadım, ve hayallere daldım.
Mezarlıktakileri düşünüyorum. Hemen hemen hepsini tanıyorum.
Onun için Alibek Haydar bana diyor “law Evci tuyê sat salı heye”. Sen yüz yaşında varsın.
Bu igdemlik denen minicik köyün geçmişini gözümün önünde geçiriyorum.
Geleceğini düşünüyorum ve sizlere bunları anlatmaya çalışıyorum.
Önümde dedem Mehmet Kahya, Ya da Körkahya diye anılan İgdemlikli.
İgdemlik’i ilk kuranlardan biri.
İgdemlik’e ilk yerleşenlerden biri.
Ve oradan Anıke Kibarın, Anıke Güllünün mezarlarını görüyorum.
Anıkê cannıkı, Anıkê pîrı göremiyorum.
Mezarlıkta o yok. Anıkêpîr hakiki bir İgdemlik müzesiydi,
İgdemlik’in kaydıydı, İgdemlik’in kuyduydu.
Nasıl olur da o İgdemlik’te olmaz?
Bizim aileden oralarda kalan abim Mustafa’ya sordum.
Dedi “Anıkê pîr’in mezarı kayıp.” Gözpınar’a gömülmüştü.
Aman allahım nasıl olur?
Ertesi gün Gözpınar’a gittik.
Hepimiz üç araba dolusu insan; birkaç Gözpınar’lının meraklı bakışları altında mezarlığa daldık.
Ara ara, Anîkêpîr’in mezarını bulamadık.
Güllü; Fate’ye demiş “Hasan kaynım bir rüya görmüş ve teyzesi Canne’nın mezarını yaptırmış, resmini de çektirip odasına asmış”. Nerede?
Peki bu yapıldı denen mezar nerede?
Biz ivik ivik aradık ama bulamadık.
Ben Anîkêpîr’in İgdemlik mezarlığındaki yerini bizimkilere işaret ettim.
Bizim Abidin’e, Mustafa’ya ve bütün kardeşlerime söyledim.
Hepsi de evet dediler.
Dedem Mehmet Kâhya’nın bir yanında babamın anası Zeynep var. Dedemin sağında ise Anîkêpîr’e göre bir yer var. Onun yeri orasıdır… Mehmedkahya’nın sağ yanı.
Kino babamın hemen yanında. Bu iyi, birbirlerini severlerdi.
Gözüm Xalo’yu, Apîhusen’i arıyor.
Yoklar;
Xalo’yu Göksun’da İssoların oraya, Apîhûsen’i de Kırıkhan’a defnetmişler, onun da mezarı kayıpmış. Apîhûsen’ın İgdemlik mezarlığında bir yeri olmalıdır. Kemikleri olmasa bile onun emanetini hatırlatan bir taş.
Ben orada belim duvara dayalı tek tek mezarlara bakarken,
mezarlarda yatanların bizde ve geçmişimizde bıraktıkları izleri düşünürken aklıma “Müze” fikri geldi.
Neden bizim oraların yaşanmış, gelmiş geçmiş günlerini, insanlarını geleceğe, çocuklarımıza, torunlarımıza tanıtan bir müzemiz, yani ortak bir yerimiz olmasın?
İlerisini gençlerimiz, oraların anılarını yaşatmak istiyenlerimiz düşünsün ve yapsın.
Benimki sadece bir esinti, bir düşünce.
Bu tür projeleri gerçekleştirmek için daha genç olmak lazım.
Ama niye olmasın?
Ağcaşar’dan, İgdemlik’ten, Gözpınar’dan ve ötekilerden… ortak bir ‘emanetlerimiz’ evi.
Neden olmasın? Hele bir düşünün.
Geçmişimiz sadece mezarlıklarda değil, mezarlardan başka bir geçmişimiz olmalıdır. Oralarda yaşamış her insanımızın izlerini kaydeden, en azında bir resmini, bir eşyasını saklayan, koruyan bir ev, bir kintimiz neden olmasın?
Buna tek çare ortak bir ’EMANETLERİMİZ EVİ‘
Ne dersiniz ey İgdemlik’liler, Gözpınar’lılar, Kötüreliler ve de Ağcaşarlılar?
Mehmet SAYGILI-19 Eylül 2009
