Yaz Geldiğinde
Bizim memlekette(Maraş) ,yaz geldiğinde herkesi bir telaş almaya başlardı.
Bunun nedeni tüm işlerin yazın yapılmasından dolayıdır.
Köylerde yaz ne kadar sürerse çalışılır,kışın da sohbetler edilirdi.
Sohbet etmenin dışında başka bir çare yoktu, çünkü yapacak bir iş yoktu.
İlk karlar Martta erimeye başlardı,bu bazen aşırı Mart karının,kışının olmayacağı anlamına gelmezdi.Onun içindir ki kimse tamamen Mart ayı bitmeden esas görevlerine başlamazdı.
Mart ayı için “Mart kapıya baktırır kazma kürek yaktırır” diye birde atasözü vardı.
Bu söz acele edip de Martta işe başlayanlar içinde söylenirdi,yazın Mart ayının kötüye gidebileceğini hesaplamayıp da perişan olacak insanlar için de söylenirdi.
Küçüklüğümüz de çok büyük bir yoksulluk vardı.
Elektrik,Televizyon Radyo gibi teknik aletler çoook sonraları geldi.
Televizyon dan bahis edildiğinde,peki insanlar onun içine nasıl sığacak falan diyorlardı.
Bunları bırakalım,benim ilk gördüğüm ilk etraf ışıtıcısı “İdare” veya “Fittik” denen içine gazyağı konan yukarıya doğru incelen içine bir bez parçası konarak yapılmış olan bir küçük çok kıymetli herkeste de olmayan bir şeydi.
Bu “İdare” Fittik” i olanlar da onu oldukça kısarlardı ki fazla gaz gitmesin.
Gaz almak için hem şehre gitmek gerekecek hemse daha önemlisi para gerekecek.
İşte bunun için ki ilk önce bu “İdare” veya “Fittik” zengin evlerine girmişti.
Ondan önceleri bölgedeki yağlı çam odunları bulunur,küçük,küçük kesilir bacanın yanına konurdu o ne kadar ışıtırsa o kadar ışık olurdu.
İşte o dönem bölgede bu “Fittik “ le okuyan çok az kişi,”Fittiği” az açsın diye uyarılmışlardır.
Daha sonraları Lamba denen altı kalın cam üstü ince camdan yapılmış daha modern bir ışıtıcı olan çıkmıştı.Lamba gerçekten bir devrim sayılabilirdi o dönemler.
Şimdilerde bu lambaları bazı yerlerde süs eşyası olarak görmek mümkündür.
Lambaların en kötü yanı,onu yakmak için her gün açıp içindeki bezi tutuşturmak lazımdı.
Bazen bu çıkarmalar esnasında oldukça ince olan bu cam ya sıcağı gördüğü için,yada bir hata sonucu kırılırdı.Vay bu lamba camı nasıl kırılır,bu yüzden ben evde kavga olmasa da,kızmalar falan görürdüm.Bunu bilen köylüler her zaman şayet paraları varsa iki cam alırlardı.
Parası olmayanlarda,bir diğer İlçe pazarı olan Çarşambaya kadar beklerdi.
Bu camı eve getirmek de ayrı bir bela,bir ip içinden geçirirlerdi,insanlar boynuna takarlardı,kırılmasın diye öyle eve gelirdi.
Birde kışın tam ortasında parası biten çok daha yoksul aileler vardı,bizde onlardaydık herhalde.Bu aileler kışın ortasında gider eşekle odun getirilerdi onu kazaya götürü 3-5 liraya satarlardı onunla artık en acil şey neyse onu alırlardı.Bu 3-5 lirayı kazanmak tam iki gün alırdı.Bir gün oduna gidip onu getireceksin,diğer gün de Kazaya götürüp satacaksın.
Satma işi;Eşekle veya başka bir hayvanla dolaşarak,oduuuuuuuuncuuuuu geldiiiiiiii son avazına kadar bağırıp öyle olurdu.
Bizzat bu işi yapan ustalardan olduğum için bu işi çok iyi bilirim.
Evet Marta kadar köylerde çoooook toplanmalar,konuşmalar,cemler,kavgalar olurdu.
Fakat Mart’ın oralarında herkes kendi derdine düşerdi.
Buğdayını güzün(Sonbahar) ekmeyenler,mecburen onu yazın ekecekler.
Arpa zaten hep Martın ortalarında ekilirdi.
Traktörün olmadığı dönemlerde beş dönümü(5000²) 3-4 günde bitirirlerdi.
Arkasında bağlar budanacak,bir çoğunun o dönem üzüm bağı vardı.
Arkasında bağlar bellenecek.
Sonra fasulye ekmenin zamanı gelmiştir,o ekilirdi.
Bitmeden Nohut,Mercimek gibi yiyecekler ekilirdi.
Daha sonra ektiğin fasulyeyi ot kaplar onu teker,teker (Keserle) temizleyeceksin.
Bu sürede koyunlar yavaş,yavaş yaylaya gitmeye başlarlardı.
Daha sonra 6. aya doğru ilk olarak arpa biçilirdi.
Arkasında buğday,sonra nohut,fasulye,bağlar,harmanlar derken iş bitmek bilmezdi.
Şayet değirmene de gitmişsen ununu,buğdayını, tüm kışlıklarını hazırlamışsan işin tekrar oturmaya doğru gidiyor demektir.
Şayet şansında yazın yağmur yağmayıp da buğdayın olmadıysa o sene işin kötüydü.
Yani mahsuller iyi olmamışsa iş sarpa sarabilirdi,o yıl kara koyunlar veya keçiler satışa gidebilirdi.
Köylüler kışın 4-5 ayı saymazsak,tüm mevsim boyu çalışmalarına rağmen açlıkla karşı karşıya kalabilirlerdi.Bu kadar işe rağmen yinede geçinmek çok zordu,para yoktu.
Durumu bu hal-i vaziyette olan köylüler sonra Almanya giderek Almancı ! olmaya karar verdiler,ilk geldiklerinde onların çok değiştiğine herkes şahittir.
Elbette olmamışın bir oğlu olmuş hesabı yapanlar da vardı ama herkesi de “boynunda teyp hava atıyorlardı Almancılar” düşüncesi doğru değildir.
Daha sonra bir Londra çıktı “Maraş bölgesinin” fakir ve zenginlerinin tümü Londra ya gittiler.
Almacı,terimine şimdi birde İngiltereci terimi üretildi.
Bunlar elbette tartışılacak şeylerdir ama,dış dalayıcı kelimelerdir,ilericilerin kullanması doğru da hiç değildir.Bir kişi diyelim İstanbul’a yerleşti,ona İstanbulcu demek ne kadar yanlışsa öbürleri de o kadar,hatta daha fazla yanlıştır.Bu insanları bulundukları ülkeler zaten yeterince dış dalıyor,bir de ilericilerin dış dalaması doğru olabilirmi?
Köylerde çok güzel evlerin yapıldığını Devrim Yücenin “Zalxacı “ ve Kötüre” nin video çekimlerinde herkes görebilir.
Evler çok güzel, içlerinde hiç kimse yok.
Her köyde toplasan ya 5 yada 10 insan çıkacaktır.
İşte bizim köylerin hayatında bir kesit böylece sunmuş olduk.
Ali Ekber