‘Yaşayan tarih’ katliamı anlattı
Tanıklara göre 90 bin, resmi kayıtlara göre ise 16 bin kişinin katledildiği Dêrsim Katliamı’nın aydınlatılmaması Türkiye tarihinde kara bir leke olarak dururken o günlere tanık edenler ise hala katliamın yarattığı travmayla yaşamaya devam ediyor. 1938 Dêrsim olaylarına tanıklık edenlerden biri de katliamla ve ölümle yüz yüze kalan, yakını akrabaları ve sevdiklerinin büyük bir kısmını bu katliamda dağlarda, mağaralarda bırakan 113 yaşındaki Şah Hüseyin Gök. Beyaz sakalı, yüzünde acıların ve sürgünün hüznü... Görmeyen gözleri ve can havliyle nice dağlar aşmış, artık takatsiz düşmüş bacaklarıyla bir tarihi sırtında taşıyan Hüseyin Dede, 1897’de Dêrsim’in Nazmiye İlçesi’ne bağlı Kapıbaşı Köyü’nde doğdu. Arez aşiretine mensup olan Hüseyin Dede, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına ve cumhuriyetin kuruluşuna çiçeği burnunda bir gençken tanıklık etti. 1938 Dêrsim olaylarında ise orta yaşlı evini barkını kurmuş çiftçilikle uğraşırken tanık oldu. Hüseyin Dede, yıllarca yaşadığı travmadan kaynaklı çoğunu unuttuğu Dêrsim olaylarını ve bir halkın yok edilmeye çalışılma hikayesini anlattı.
Askerlerin elinde ölüm listesi
Ben Arezan Aşireti’ndendim eşim ise Kureyşan’lıydı diyen Hüseyin Dede, katliamın 1937’de uygulanmaya başladığını ve eşinin aşiretinden olanlarla ilgili devletin bir liste hazırladığını, çoluk çocuk demeden alıp götürüp Munzur suyu kenarında katledildiğini anlattı. “Dêrsimi her taraftan bombaladılar, karadan asker tüm köylere girdi ellerinde liste vardı. Silahları olan aşiretlerin olduğu liste, direnen aşiretlerin listesi vardı. Köyleri yaktılar, insanlar katliamdan kaçmak için mağaralara saklandı. Mağaralarda da öldürdüler” sözleriyle yaşananları ifade eden Şah Hüseyin Gök. Süleyman Demirel hükümetinin ünlü dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil emekli olduktan sonra 1986 yılında yapılan bir röportaja göre kimyasalların kullanıldığı Dêrsim Katliamı ilgili söyledikleri “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden, bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Bu güne Dêrsim rahat gidebilirsiniz” sözlerini adeta yaşanmış olduğunu ispatlıyor.
Direnenler de tanık oldu, teslim olanlar da
38 isyanı sırasında kendilerine yakın olan Haydaran Aşireti’nin direnişlerine bire bir tanıklık ettiğini ifade eden Şah Hüseyin Gök, “Bize yakın Haydaran aşiretti vardı. Biz 38’de bunların direnişlerine tanık olduk. Haydaran Aşiretti ağalarından Kamer ve Hıdır Ağa vardı. Bunlar 38 sonuna kadar direniş gösterdiler ve diğer aşiretler devlettin katliamları sırasında bir bir teslim olurken Haydaran Aşireti, Demanan Aşiretiyle birlikte sonuna kadar direniş gösterdi” dedi. İsyan öncesi Dêrsimli’lerin aşiretler arasındaki anlaşmazlık- lardan kaynaklı silahla gezdiklerini vurgulayan Gök, hareket öncesi devlet ellerinde silahları olanları bir bir tespit ederek silahlarını aldıklarını ve silahı olan aşiretlerin ise bir araya gelemediklerine dikkat çekti. Seyit Rıza’yı katliam sırasında görmediğini ama ismini sürekli duyduğunu söyleyen Gök, Seyit Rıza’nın derviş yani pirlik geleneğinden geldiğini ve isyan sırasında hem öncülük hem de pirlik yaptığını vurgulayarak, Seyit Rıza’nın güçlü ve etkili olmasının sebebinin bundan kaynaklandığını aktardı.
Aşiretler biraraya gelemedi
Kürtlerin ve Dêrsimlilerin o dönemki temel sorunun aşiretlerin kendi aralarında didişmekten, asıl düşmanı görmemeleri olduğunu belirten Hüseyin Dede, “Birliğimiz olmazsa karşımızdakine karşı nasıl direniriz” diyor. Hüseyin Dede, “Her aşiret kendi başına boyruk davranırdı. Aşiretler arasında iletişim yoktu. Bir araya gelip karar alma durumları yoktu. Demanlılar’dan Heme İwe Kej, askerlerle çatıştı ve üç tane asker öldürdü. Daha sonra devlet onu öldürdü. Onun öldürülmesinden sonra Demanan Aşireti’nden kırılmalar, moral bozuklukları ortaya çıktı. Çünkü O, Demanlılar tarafından sözü geçen biriydi” diyerek yenilginin Dêrsimlileri bir araya gelmemesinin de etkisi olduğunu aktardı.
‘Halkına ihanet edenleri devlet kurşuna dizdi’
Anılarının en canlı yerine kahramanları ve direnenleri yerleştiren ve onları anlatırken gözleri parlayan Hüseyin Dede’nin, isyanın öncelerinden Seyit Rıza ve Alişer’in kahramanlıklarıyla tarihe geçtiğini aktarırken, ismini bile hatırlamadığı “kendi halkını satan hainler” diye tabir ettiği kişilere ise lanet okuyor. “Kendi halkına ihanet edenlerin sonu celladının elinde olur” diyerek o dönemde para karşılığı ihbarcılık yaparak, devlete kelle götürenlere küfür eden Hüseyin Dede olayları şöyle anlattı; “Alişer vardı çok mert ve meşhur bir adam olarak bilinirdi. Şıx Hasan vardı, bunlar toplumun içinde itibar gören insanlardı. Seyit Rıza ve Alişer gibi toplumun öncüsü olan insanların başı için devlet para koymuştu. İşbirlikçiler, milisler direnişçileri uykuda, tek olduğunda yakalıyordu başını kesip hükümette veriyordu. Karşılığında ise para alıp yiyordu. Alişer’in başını bir akrabası tarafından kesildi ve devlette verdi. Karşılığında cumhuriyet altını aldı. Para karşılığında kendi insanların başını kesenleri devlet sonra ölürdü ve onlara şöyle dedi ‘Para için halkına ihanet eden kişi, yarın öbür gün devletini de satar’ dedi ve bu kişileri kurşuna dizdiler” dedi.
‘Dêrsim’e her gittiğimde yitirdiklerimi görüyorum’
Katliamın oluş biçimini ve gördüğü korkunç sahneleri yıllardır aklında çıkarmaya çalıştığını ancak başaramadığını dile getiren Hüseyin Dede, “Gözümün önünde onlarca insanı çocuk-kadın demeden kurşuna dizdiler. Biz eşimle birlikte kaçıp bir mağaraya saklandık. Orası korunaklıydı. Katliamdan sonra diğer mağaralara baktık. Hepsine bilmediğimiz bir gaz atmışlar ve çoluk-çocuk hepsinin gözleri açık gitti. Kan deryasına dönen köylerden geçtik. Saklandığımız yerden evimize gelmek için bir ara yeryüzünde sadece ikimiz sağ kaldık sanmıştım. Sonra şansı olanlar mağaradan çıkıpta gelince ölülerimiz kadar, dirilerimizin de kaldığını gördük” diyerek, o günleri gözyaşları içinde anlattı. Dêrsim’e her gittiğinde, attığı her adımda yine o kan deryasına boğulmuş yakınları, komşuları, köylüleri ve sevdiklerini gördüğünü belirten Hüseyin Dede, “Belki de bu yüzden artık gözlerim görmüyor” diye belirtti.
‘Katliam sonrası sessizlik’
Katliamın hemen ertesinde devletin ‘af çıkardık’ diye teslim olmalarını istediğini, ancak teslim olanlarında kurşuna dizildiğini belirten Hüseyin Dede, katliamın bittiği andan itibaren ise sürgünün başladığını belirterek, “Devlet af çıkarttım dedi ama teslim olanları öldürdü, insanları sürgün etti. Her aşiretten de insanlar katledildi. Silahları olanları sürgün edildi, silahları ellerinden alındı. Fevzi Çakmak geldi, af çıkarttığını söyledi ama binlerce insanı sürgün ettiler” diye konuştu. Yaşayan bir tarih olarak bir katliamın izlerini, yüzünün her zerresine kadar sindirmiş olan Hüseyin Dede, katliam sonrasını ise ‘sessizlik’ olarak tanımlayarak anlatmak istemiyor. Ömrünün son günlerini geçirdiği İstanbul’da Dêrsim özlemi ile yaşayan Hüseyin Dede’nin tek bir vasiyeti ise kendi toprağında gömülmek.
YUNUS TOSUN/MURAT EROĞLU / DİHA/İSTANBUL