Xalo Oldu Dayı Ahmet Güven On altı – on yedi yaşlarındayız. Köyden Kıtti emminin oğlu İbrahim, Rahim emminin oğlu Efo başta olmak üzere bir grup Adana ‘ ya mevsimlik işçi olarak gittiler. Bir – iki hafta sonra bana haber gönderdiler. Ben de yorganımı sardım çıktım yola. Adana terminalinden Efo ve İbrahim beni aldı, gittik Yarbaşı’na. Mevsimlik işçilerin kaldığı iki katlı geniş bir bina, binanın daha inşaatı bitmemiş. Ne kapısı var ne penceresi. Alt kata portakal kasalarıyla ayrılmış bizim köylülerin kaldığı bölüme yerleştik. Bizimkiler toplandı etrafıma, muhabbet koyulaştı. Bu arada bizimkiler kürtçe yerine türkçe konuşuyorlar. Hal böyle olunca da ‘’Xalo’’ demiyorlar, ‘’Dayı’’ diyorlar. ‘’Xalo’’ kavramı, kürtçe insana sıcak ve candan bir çağrışım yaparken, türkçe karşılığı olan ‘’Dayı’’ kavramı bir yanıyla’’ kabadayılığı’’ çağrıştırıyor. Biz konuşurken etraftaki diğer çalışanları bir merak almış. Akşam ben yorgana sarıldım uyudum. Bir süre sonra uyandım ki, Efo, İbrahim ve iki Doğu Bayazit’li makas çavuşu beni konuşuyorlar. Adamlar ‘’ siz bu arkadaşa niye ‘’dayı’’ diyorsunuz’’ diye soruyorlar. Bir süredir orda ezilen bizimkiler kurnaz davranıp , benim çok yiğit olduğumu, kırk adama admam demediğimi, bilmem kaç tane leşim olduğunu uydurup adamlara anlatıyorlar. Ben kafamı yorgandan çıkardım ‘’siz daha uyumadınız mı ‘’ dememle , adamlar ‘’özür dileriz dayı’’ deyip, yorganlarını kafalarına çekip yattılar. Durum, Kemal Sunal ve İlyas Salman’ın filimlere döndü. Sabah kalktık kamyona binip işe gideceğiz. Kamyona yaklaşınca herkes ayağa kalkı. Baş köşede bana yer ayırmışlar. O oradan ‘’dayı’’ diye selam veriyor, bu buradan darken, çoğu yaşlı başlı adamlar, ben utanıyorum. Beni aldı ter. Ama ne yapsam fayda etmedi, derdi olan’’dayı’’ deyip geliyor. Gel görki; ‘’dayı’’ işi başıma bela olacak. Bu durumdan rahatsız olanda olmuş. Benden önce oranın bir ‘’dayısı’’ varmış. Hasan adında Erdemli bir Faşist. Herkesin bana ‘’dayı’’ demesi bu adama dert olmuş. Benimle kozunu paylaşmak istiyor, ama bir türlüde cesaret edememiş herhalde. Bir gün bununla kaldığımız binaya bir tuvallet yapmak için işe gitmedik. Ama Hasan’ın derdi beni dövmekmiş. Koca binada ikimiz yalnızız. Adam başladı kendisini övmeye ‘’şöyle vurdum, burda kırdım’’ diyerek beni korkutmaya çalışıyor. Anladım beni dövecek. Artık bende atmaya başladım. O yaralıyorsa, ben öldürüyorum. Ne yapayım artık iş piskolojik savaşa döndü. Daha önce kazılan kuyunun etrafına çıtaları çakmaya başladık. Ben ‘’bu tarftan çakalım’’,adam ‘’yok bu taftan çakalım ‘’ diyor. Sen biliyorsun, ben biliyorum derken; adam keseri çekip ‘’nesini ne yaptığımın’’ deyip saldırdı. Arka tarafım duvar, sağ tarafım duvar, sol tarafımda da kuyu var, bana kaçacak hiç bir yer yok. Kaçacağım taraftanda adam gürlemiş üstüme geliyor. Ne yapayım, baktım olan oldu; bende çekici kaptım ‘’ben de senin neyini ne yaparım’’ deyip adama saldırdım, ama yüreğim küt küt atıyor. Adam iri yarı bişey. Benim gücüm yetecek gibi değil. Dedim vurup kaçayım, artık kaçabilirsem. İki düellocu gibi karşılıklı kılıçlarımızı çekince , adamcağız ‘’aman dayı kurbanın olam ben şaka ettim, beni öldürme’’demesin mi, elindeki keseri yere attı. Ben zaten korkmuşum, kendimi tutamadım adama bir iki tekme attım. Artık ben ‘’ dayı dayı’’ oturdum. Bütün işleri adamcağız yaptı. Bana çay yaptı, soğanlı zeytinli bir öğlen yemeği hazırladı. Bizimkiler akşemleyin telaşla döndüler. Baktılar Hasan’ın durumu durum değil, onlarda bu gidişatın tadını çıkarmaya başladılar. Dayılığın semeresi, Erdemli çavuşlardan boğma rakı ve melemen olarak gelmeye başladı. Ben boğma rakı içemiyordum, bu klasımı sarssa da, dert alan şarabın vuruyordum gözüne. Hasılı kelam portakal işi bitti ve ben Xalo olarak köye döndüm. Ahmet Güven
Benim çocukluğum bizim köyde geçmedi. Köye geldiğimden bir süre sonra yaşıtlarımla arkadaş olduk, dost olduk hiç birbirimizi incitmedik. Sevgiden geçmedik. Bundan dolayı yaşıtlarım ve benden küçükler bir sevgi belirtisi olarak bana ‘’xalo’’ diyorlardı. Ama bu xalo ileride kavram kargaşalığına dünüşüp bam başka bir içerik alacaktı.