TANIK AĞAÇ
F.Saygılı
Dağlar, taşlar, kuşlar ses verdi önce. "Yapmayın !" diye inlediler, çığlıklar attılar; dövündüler, yakardılar. Kimseler duymuyor, dinlemiyordu onları ama onlar çaresizliğin koynunda yine de can havliyle çırpınıyorlardı. Sanki canlarından tek tek parçalar sokuluyordu;bilebildikleri, akıllarına gelebilen her türlü yakarışa yer veriyorlardı ağıtlarında.
Dağlar konuştu önce. O dağlar ki sarp ve geçilmez dağlardı, o dağlar ki herkese yol herkese mekan olmazdı. Fakat bu kez çaresizlikten küçüldükçe,küçüldüler.Bir çocuğunun resim kağıdına sığdılar.Ama yine de var güçleriyle konuştular, " yapmayın !" "kıymayın onlara!" dediler. "Bizi düşünmüyorsanız kendinizi düşünün; yediğiniz ekmekte,aldığınız hava da onları hakkı var "
Dinleyen olmadı dağların kocaman yakarışını...
Taşlar da katılmıştı dağların yakarışına.Bu kez taşa dönmüş ellere, taşa dönmüş yüreklere,onlar haykırıyordu."yapmayın, kıymayın onlara !." diye.
Dinleyen olmadı taşları....
Kuşlar acı dolu öttüler. Ne göç ettiler ne de yuvalarına döndüler. Zaten dönecek yuvaları da kalmamıştı artık ama dönüp de sırtlarını , birbiri ardın sıra geçip gitmediler bu ellerde.Yas tutar gibi dönüp durdular gökyüzünde. Acı yüklü gözlerle, en yürekleri dağlayan halleriyle haykırdılar " yapmayın , kıymayın onlara !" diye. Onların da taşıdığı bir candı ve o canlar herşeyden önce insan için vardı.
Dinleyen olmadı kuşları...
Suların coşkun akışı durdu.Sessiz ve utangaçca sanki gözbebeğinden süzülen damlalar gibi aktı ırmaklar.Ne kaynak kaynak çoğaldılar ne de çağlayanlar gibi kendilerini futürsuzca bıraktılar. Sadece haykırdılar" yapmayın, içtiğiniz sudur onlar, yapmayın ! """
Dinleyen olmadı ırmakları...
Koca bir ormana dolmuştu cellatlar sürüsü;elektrikli testerelerle, baltalarla dalmışlardı...Ve ilk ağaçtan başlayıp devirdiler hepsini birbiri ardı sıra; çamlar, çınarlar, meşeler, ardıçlar...Birbirlerinin yaşını tutmaya bile fırsat bulmadan sıra sıra yüzü koyun devrildiler.Gövdelerine inen her balta da toprağa dolu gözlerle baka baka düştüler.Oysa onlar hayattı, hava gibi su gibi ekmek gibi hayatımızda yeri vazgeçilmezdi . Neleri var neleri yoksa insana sunmuşlardı ama yine de onların aç gözünü doyuramamışlardı.
Neye uğradıklarını bilmeden dağlardan, taşlardan, kuşlardan, sulardan ayrılıyorlardı. Suyun serinliği, toprağın kokusu ya da ruzgarın iniltisi yoktu artık onlar için. Hiç bir kuş gövdelerine yuva kuramayacak, hiç bir sevda gölgelerinde boy veremiyecekti artık.Bu koca yeşil örtünün yerini uçsuz bucaksız bir boşluk kaplayacaktı.
"Yapmayın!" dedi tüm doğa ....Ama dinleyen olmadı bu yakarışı.Ölüm sessizliği sardı bütün ormanı.
Birbir kıydılar ağaçlara.Koca ormanı yas bürüdü.Hüzündü güne geceye düşen. Birer onar ardı ardına devrildi ağaçlar toprağa.Bitmez bir acıydı bitmez zamanlara sığan.İş makinaları, baltalar durmadan çalışıyordu.Ağaçlar baltalara "neyleyim ki sapın benden" dercesine çaresizlik içinde baktılar bakmasına ama onları bekleyen son artık vazgeçilmezdi. Ferman verilmişti bir kere . Ne doğanın ayak direyisi, ne yakılan ağıtlar ve de verilebilecek ögütler...Hepsi kıyafetsiz hepsi anlamsızdı artık...
Günlerce sürdü bu kıyım. Ve koca bir orman yok oldu birden...
Sıra son ağaca geldi.Koca ormanda bir tek o kalmıştı.Gözü yaşlı ve de çaresizliğin pençesinden bekledi kendi sonunu ağaç.Dört bir yanı devrilmiş kardeşleriyle doluydu. "Artık bitsin bu acı "dedi. Usulca yumdu gözlerini.Gövdesine saplanacak balta darbelerini beklemeye koyuldu.Baltanın havaya kalkışını ve de bedenine saplanışını düşündü. Hiç bir acı hissetmedi. Çünkü artık bu dünyada yaşamak onun için daha büyük bir acıydı.
Bir ses yükseldi...
"Durun" dedi sert bir tonla. " O kesilmeyecek. O kalacak burada..."
"Neden" diye sordu içlerinden biri . Adam sert bir sesle haykırmaya devam etti;
"O kesilmeyecek, son ağaç kalacak."
"Olmaz" diye yakardı ağaç. "Bana bunu nasıl yaparsınız.Savurun baltalarınızı benimde gögsüme,
yaralı bu canımı alın."
Yüreklerin sağır ve dilsiz olduğu zamandı. Yine sesini duyan yoktu ağacın.Yine sesini duyuramayan tüm doğa aynı acı içinde izliyordu ağacı.
Ağaç gözlerini açmıyordu korkudan.Çünkü her gözünü açtığında devrilmiş, kökünde koparılmış koca bir orman görüyordu.Her yanı kesilmiş ağaç doluydu. Sanki bir savaş meydanında kılıçtan geçirilmiş bir ordudan geriye bir tek o kalmış gibiydi.Yüregi bunu kaldıramıyordu. Fakat çaresizlik her yanını kaplayıvermişti. Koca bir ormanı kesenler onu öylesine bırakmış ve de kesilmekten beter etmişlerdi.
Düşündü bir an ve de nedenini çok iyi anladı.
Koca bir ormanda büyük bir kıyım olmuştu ve bu vahşetin tanığı olarak onu geride bırakmışlardı. Ne olup bittiğini ve nelerin geçtiğini o anlatacaktı. Onun gözlerinden saklı kalmayacaktı yaşananlar. Onu görenler kelimelerin yardımı olmadan anlayacaktı yaşananları. Kimi belki çok korkacaktı ki ormanı kesenlerin istediği de buydu; kimi belki çok üzülecek, kimi de belki öfkeyle sıkacaktı yumruğunu.
O bir tanık ağaçtı,böyle büyük kıyımlardan geriye kalan.
Ve de tüm doğa ona bu adı taktı ;"tanık ağaç..."
***********
Bunca kıyımın, katliamın olduğu; açlığın, yoksulluğun hüküm sürdüğü; insanların birer biner yokedildiği bu dünyada bizlerde sadece seyretmenin verdiği ağırlıkla ve de tanık olmanın ötesinde çok şey yapmak gerektiği gerçeğinin gölgesinde yaşadığı çağın birer tanık ağacı degilmiyiz ?????