Son Bölümü-Mehmet Saygılı, Ali Kutlu :
Hüseyin DEDESOY: Bahsını ettiğiniz dönem Kürd-Türk, Alevi-Sünni catışmaların yaşandığı, ölümlerin olduğu olaylar oldumu? Biliyorsunuz, ülkede benzer seri olaylar oldu. Bu seri olaylar olduğunda, Afşin’de, Elbistan’da, Kayseri’de, bu olaylardan etkilenip de buralarda da benzer olaylar oldumu? Bekleniyormuydu? Hiç buralarda küçük de olsa benzer olaylar yaşandımı?.
A.Kutlu: Yaşanılabilinirdi. Saldırı olabilirdi. Hatta bir seferinde saldıracaklar diye bir söylenti çıktı ortaya. Gericiler, çarşamba günü, solculara, Alevilere, köyden gelen insanlara saldıracaklar. Demokrat ve Alevi esnaflara, demokrat Sunni esnaflara saldıracaklar diye bir şayie oldu. Biz ve değişik guruplardan oluşan insanlar. köylere gittik. Demokratik ailelerle, demokratik çevrelerle ilişkiler kuruldu. Köylülere haber verildi, tetbirli olmaları için. Kendilerine şehere tetbirli gelin dedik. Bizler arkadaşlarla şehirde demokrat yanlı esnaflara dağıldıp, oralarda tetbirimizi aldık. Oradaki var olan iki gurup, Devrimci Savaşçılar ve birde biz vardık kitlesel olarak. Bu iki gurup birleşti ve böyle bir tetbir aldı. Sonuçta çarşamba geldi ama bir olay olmadı.
M.Hoca: Heralde yanılmıoyorsam, daha önce olmuştu. Konduracı Hasan’nın dükkanı falan.
A.Kutlu: Evet, daha önce Afşin’de bir olay oldu. Bu olay hazırlıklı bir olay değildi. O olay da şöyle olmuştu. M.H.P’liler, bildiri dağıtıyorlar. Bu arada bunlar şehirin merkezinde, bildiri dağıtırken. Bir gurup, Devrimci Savaşçılar’la karşılaşıyorlar. Bunlar elindeki bildiriden bunlara da vermek istiyor. Devrimci Savaşçı’lar, bildiriyi almıyor. Alırsın-almam derken ortam sertleşiyor. Devrimci Savaşçı’lar azınlıkta oldukları için, M.H.P’liler bunları kovalıyor. Bunlar gidip kendilerini, Safer diye bir arkadaş vardı. Bizden yaşça büyük. Bunlar Safer abinin evine gidiyorlar. Ev karşıtlar tarafından sarılıyor. Bine yakın insan var. Ev bunlar tarafından taşlanıyor. O dönemde karakolda fazla asker bulunmazdı, ancak 15-20 kişi bulunurdu.
H.Dedesoy: Kaç senesinde oldu bu olay?.
A.Kutlu: 77’nin sonuydu. Bu olay patlak verdiğinde, haberimiz oldu. Fakat olay yerine gidemedik. Çünkü, ev onların yoğun olduğu bir bölgedeydi. Biz ise genelinde, Afşin’i görenler bilirler. Afsin’de büyük bir meydan vardır, Atatürk heykelin bulunduğu meydan. Bizler bu bölgede etkindik. Onlar da garaj bölgesinde. Bizlerin bir kısmı köylere dağıldı. Güç toplamaya gönderdik. Amacımız arkadaşları kurtarmaktı. Çünkü olay patlak verdiğinde bütün köy yolları tutulmuştu, güvenlik birlikler tarafından. Hiç kimseyi bırakmıyordu. Bizler Atatürk heykelin bulunduğu meydanda toplandık. Hatta bizim bölgemizde bazı arkadaşlar gerici bildikleri esnafların vitrinlerine yöneldiler, kırmak istediler.Tabi biz bu tür olaylara müsahade vermedik, bırakmadık. Biz onların gösterdikleri tavrın aynısını yapmayız falan dedik. Bizler havuz alanı denen yerde. Kunduracı Hasan’ın dükkanın bulunduğu yerde, karşıtlarla karşı karşıya geldik. Onlar bir taraftan, biz bir taraftan. Biz onlara sologan, taş atıyoruz, onlar bize sıkıyorlar. O esnada kunduracı Hasan’ın dükkanında, köylümüz olan bir kişiyi çok feci şekilde dövdüler, Hüseyin Yeşil’di, (büyük) . Orda ben Hüseyin Yeşil’i aldım, rahmetli Hüseyin amca vardı, (Hüseyin Güler), onun refakatinde, hastaneye gönderdik. Tedavi olması için. Müslüm abi, (Müslüm Yeşil), kunduracı Hasan’ın dükkanında, elinde silahı, tabancası, bizim tarafa doğru, taşlar arasında, saldırılar arasında koşuyordu. Bizim arkadaşlarda, Müslüm Yeşil’i tanımıyorlar, onlarda zan ediyorlarki, Müslüm Abi, silahıyla bu tarafa saldırmak istiyor. Bunlar da atağa geçtiler, tabi ben hemen bunları uyardım. Gelenin bizden olduğunu, bizim köylü olduğunu ve kendisine dokunmamalarını söyledim. Müslüm abi geldi bizim tarafa. O arada biz aşağıya doğru indik. Belediyenin orasına. Atatürk heykelin yanındayız. Bir baktık, Elbistan ve Göksün de kolluk kuvetleri geldi. Jandarma ve polis geldi. Bunlar iner inmez bizlere, eller yukarı dedi. Herkes ellerini yukarı kaldırsın dedi. Silahlar çekildi. Bir anda insanlar panik oldu ve herkes ellerini yukarı kaldırdılar. Ben orada hemen karşı çıktım. Arkadaşlara hemen ellerini indirmelerini söyledim. Kendilerine aramak istiyorlarsa, önce gidip bize saldıranları arasınlar ve sonra gelip bizi istiyorlarsa arasınlar. Bizi arayamassınız falan dedim. Bu arada Komiser, bize şunu söyledi, dedi ki, ‘biz sizi geçip de önce onları arayabilirmiyiz. Önce sizi aramak zorundayız falan‘. Biz itiraz ettik, bırakmadık aramalarını. Bunlar da üstlenmediler, gittiler. Daha sonra, olaylar sakinleşti.
Şimdi bu olaylara, Alevi-Sünni diyemeyiz. Tesadüf bir olay. Bizzat saldırıya uğrayanlar Ululular’dı. Daha sonra bizimkiler de saldırıya uğradılar, ama buna sağ-sol çatışması diyebiliriz.
M.Hoca: Burada bir parantez açayım. Bu olaylarla ilgili, bir yazı vardı Ağcaşar sitesinde. Yazıda sanki, Alevi-Sünni çatışmasıymış gibi yansıtılmak istenmiş. Ama öyle değildir.
A.Kutlu: Kesinlikle değildi. Yani solcuların içinde, Alevi kökenliler yoğun olduğu için, tabi ki gelişme olumsuz etki yaratmıştır.
Ondan sonra bizler tek-tek, savcılığa çağrıldık. Olayla ilgili tutuklananlar cezaevine konulmuştu. Bizide savcılık çağırıp, tutuklananların olaya katılıp, katılmadıklarını tespit etmemizi istediler. Biz hapisaneye gittiğimizde, orada değişik dalvalardan yatan halktan insanlarda vardı. Onların içinde bir çoğu bize destek verdiler. Yakalananları karşımıza getirdiklerinde, bunlar bizi gördüklerinde, bize karşı bir takım hakaret-vari söylemlerde bulunduklarında. Bizden önce ordakiler karşılık veriyorlardı, onlarla tartışıyorlardı.
Son olarak, bu olayla ilgili şunu söyliyeyim. Bu olay kendiliğinde gelişen bir olaydı.
H.Dedesoy: İçinizde Çerkez kökenli varmıydı?. İşte o bölgede, başka könkenli arkadaşlarınız varmıydı?.
A.Kutlu: Benim bildiğim, Çerkez kökenli vardı.
H.Dedesoy: Şimdi, arada gecen 30 yıl sonra o bölgeye nasıl bakıyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir zamanlar Sağ-sol, Alevi-Sünni vardı. Bunlar yasanmış, geçirilmiş olyalardı. Bugün o bölgenin hali ne durumda sizce ?.
M.Hoca: Şimdi sadece o bölgeyi alırsak. Yani coğrafi olarak alırsak, bilemeyiz. Ama bölgede gelen insanlar dersen, bunlarla ilgili bir şeyler söylenir. Şimdi ben bölge insanında ziyade, önce İğdemlik ve Ağcaşar’a kısaca değinecem. Bu iki köyden yüzyıl kadar bir süre. Kök salma. Bir yaşam biçimi oluşturmaya başlanmıştı. Mesela bizim köyün Karan’ları, bize Karan’lar derler. Bizim köyün Karanlarıy’la esas Karan’daki, Karan’lar arasında büyük farklılıklar oluşmuştur. Bunlar birbirinden çok farklılar. Yani yüz sene, insanları çok değiştirmiştir. Kültürel tiyp olarak. Şimdi bu iki köy İğdemlik ve Ağcaşar. Bir yüz senelik bir kültür oluşturdular. Bu kültür tam oturmadan dağıldı. Yani yurtdışı bunlara ikinci bir kopuş sağladı. Kopuş yurt içi, içinde geçerli. İstanbul, İzmir, Ankara içinde geçerlidir.
Bu kopuş altmış yıllarda başlıyor. Ama o yıllarda giden kısa dönemde yeniden kişi köyüne dönerdi. 70 yıllarında sonra tamamen, uzun vadeli kopuşlar başlıyor. Ama 80’ninci yıllara gelindiğinde çok daha farklı bir süreç başlıyor. Tamamen ailece insanlar köylerini terk ettiler. Şimdi benim için yurt içi, yurt dışı değişmiyor. Bu insanlar gittikleri yerlerde farklı bir kültürle karşılaşmaktadırlar, metropollerin verdiği bir kültür. Ama İğdemlik, Ağcaşar, Gözpınar, bütün bu köylerde çıkıp gelip Avrupa’nın herhangi bir şehirine yerleştiklerinde, tamamen yeniden hayata başlamış oluyorlar. Bütün kendilerine ait olan değerler, köyden kalıyor. Kendileriyle gittikleri yerlere götürmek isteseler de, oralarda bu değerleri yaşatamıyor. Yani köydeki, büyük-küçük sevgisi, buralardaki paylaşım, aralarındaki olan destek. Bunlari gittikleri yerlerde yaşatamıyor. İşte orda kişinin kendi karakteri ortaya çıkıyor. Yani kişi daha önce sağlamsa, genel bir birikimi var idiyse. Yani köyde bunlar olmasa bile, kişi ne kadar cahil olsada, köy halkıyla haraket etmek zorundaydı, yani zaten başka çareside yoktu. Ama buralarda o ortam olmayınca, kişi kendi kendisiyle baş-başa kalmak zorunda oldu. Şimdi daha önce yaşamış olduğu ortamda, kendisine ait olan değerleri buralarda görmemesi ve burada yerine konulacak bir şeye de ihtiyaç duyulması. Şimdi bu bildiğimiz köylerin geleceği bitmiştir. Benim açımda bitmiştir.
H.Dedesoy: Peki o bölgede gelmiş, buralarda Avrupada bir süre yaşamış ve buralar a yerleşmiş bu insanların çocukları.... İkinci kuşak. yada üçüncü kuşak, Bu kuşağın geleceğini nasıl görüyorsunuz?.
M.Hoca: Bu soruyu cevaplandırmak. Soruyu çok geniş ele almak gerekecek. Bunların, geleceğin iyisi de var, kötüsü de var.
H.Dedesoy: Toplumsal değer manasında diyorum. Bunlar Almanlaşırmı? Fransızlaşırmı? Türkiye'nin büyük kentlerinde yaşıyanlar Türkleşirmi? Yoksa bunlar geçmişleriyle ilgili yeni bir bağ kurup dede-nene kültürüyle, burada karşılaştıkları kültürü harmanlayıp, kendilerine yeniden bir kimlikmi oluşturacaklar?.
M.Hoca: Yavaş, yavaş uzaklaşıyor. Bence genel bazı insani değerler vardır. Bu değerler dünyanın hiç bir yerinde değişmeyen değerlerdir. Bunlar degişmez. Bunlara sahip olmak lazım. Bu kök dediğimiz oluşumdan hiç vaz geçilmemesi önem olur. Bunlar inanaç, ahlaki, tarihdir, bunlar dünyanın neresinden olursan ol, kişinin öncelikli kavramlarıdır. Şimdi bu kavramlar kişide yer edinmişse. Eğer sen çocuğuna bu kavramları aşılamıssan. Çocuğun geleceği çok daha olumlu olur. Şimdi bizim köylülerin bulundukları yerlerde her türlü imkanlar vardır. Okuma-yazma, araştırma, bu olanakları nasıl kullanıldığına bağlı. Bu olanakları, kişinin daha önce bir alt yapı oluşmuşsa, gidişatı o yönde gelişir. Ama bu tersi de olabilir. Anlayacağın bunlar geniş boyutlu olaydır.
A.Kutlu: Ben bölgenin şu andaki atmosferi hakkında fazla bir şey diyemiyeceğim, bilmiyorum. Bölgeye çok sık getmediğim için. Gitsem bile kısa bir geziyle, oraları analize etmem için yeterli değildir. Onun için bölgeyle iligili bir şey diyemem. Yurt dışındaki insanlarımız hakkındaki düşüncelerim ise. O bölgeden gelip buralara yerleşen insanlarımız ise, tek, tek ele alırsak. Kendi kültürlerinde zaman içerisinde uzaklaşacaklardır. Bulundukları topluma ait, siyasi-ekonomik ve kültürel yapısına entegre olacaklardır. Bu toplumların gidişati nasıl olursa, onlarda bu toplumlar içerisinde, ilerleyen olacak. Gerileyen olacak. Tökezleyen olacak. Raydan çıkan olacak. Başarılı olan olacak. Bütün bu saydığım faktörler çerçevesinde gelişmeler olacaktır. Ama sonuçta bunlar bu toplumun bir parçası haline gelecekler.
H.Dedesoy: Kendi köyünü terk eden herkes için mi geçerli?.
A.Kurlu: Tabi!..
M.Hoca: Ben orada bir şey eklemek istiyorum. Biz gelidiğimiz yerlere göre. Bu tanıdığımız köylerin, İğdemlik, Ağcaşar, bu bildiğimiz bölge köylerin daha dikkatli olmaları gerekir bence. Şunu söylemek istiyorum, iyi yanlarını gençlerimize aktarmayı. Gençliğimizle paylaşmayı. Oralarda edinilen kökleri taze tutmak lazım. Demin söylediğim gibi, eğer bizler köklerimizden tamamen uzaklaşırsak. Mesela eskiden köylerden bir çocuğun eğitimi sadece anne ve babasına ait değildi. Bu çocukta tüm köylüler sorumluydu. Mesela herhangi bir olumsuz davranışta, kim, kimdir denilmezdi. Hemen kendi çocuğuymuş gibi müdahale gerekliydise hemen yapılırdı. Yani toplumsal kontrol mekanizması vardı. Bu ileri gidiş anlamında görülürdü. Şimdi biz bunları konuşurken. Bu denilenlere genel bakılması gerekir. Ordakiler burdan daha iyi degiller. Yani şu anda köylerde yaşayanlar açısında söylüyorum. Çünkü ben sık, sık haberleşiyorum. Onun için devamlı, bizim dedelerimizin, köylülerimizin bize bıraktığı iyi mirası olabildiği kadarıyla bu değerleri, bizim gençlerimizle paylaşmalıyız. Kenedilerine aktarmalıyız. Bunu yapmadığımız taktirde, bu sorumluluğumuzu yerine getirmediğimizde. Bizlerde bu olumsuz gidişata ortak olmuş oluruz.
H.Dedesoy: Peki kim bunlara hizmet edecek? Bu eskileri aktarabilecek, böyle bir olanak varmı? Binboğa. net‘in, o bölgedeki geçmişle ilgili. Günümüzün sorunlarını. Kültürlerini. Yaşam biçimlerini anlatmada, faydası ve katkisi ne olabilir? Nasıl olmalıdır? Nasıl bir çizgi izlerse daha uygun bir iş yapmış olur?.
M.Hoca: Şunu açık bilelim ki, İnternet, bugün burada dünyaya yayılmış bir araçtır. Bizim oranın insanları da bu aracı kullanıyorlardır. Bugün bizim bildiğimiz ve tanıdığımız, bilmem, hemen her köyün bir sitesi var. Bunlar kendilerince bir takım çalışmalar içerisindeler. Bence bir bölge sitesi’nin faliyeti daha önemlidir. Bu bölgesel, kültürel faliyet yürütürken. Bence, şey yanlara pek açıklık vermemek lazım. Yani politik yanlara, biraz politikada şey yanı, ayrılık yanı daha çoktur. Kültür denince, ortak yanlarımız daha fazla. Bir çok benzerliklerimiz var. Bunlara daha çok ağırlık verilmelidir. Bu konular çok yayılmalıdır. Herkes yazmalıdır. Herkesin yazmasının yanında, sitenin bir en azında sistemli olarak bir kaç kişinin yazması lazım. Bana göre Binboğa.net bazen gereği olmayan konulara giriyor. Bence hiç gereği yok . Yoksa site genel anlamda iyi bir yoldadır. Sitenin mizampajına önem verilmelidir. Düzenli yazanlara, yani bu site etrafında yöre insanı bir şeyler üretmelidir. Kendisini burada ifade etmelidir. Kim olursa olsun, fark gözetmeden.
A.Kutlu: Hoca’nın dediklerine ekliyeceğim fazla bir şey yoktur. Fakat istemek başka bir duygudur, yazabilmek başka bir olaydır. Sitenin adında anlasıldığı gibi, site bölge sitesidir. Etnik kültürler, etnik düşüncelerin sesidir. O amaçla kurulmuş bir sitedir. Fakat Hoca’nın da demin belirttiği gibi, bu misyonu yerine getiremiyor. Yerine getirememenin sebebi, irade değildir. Sitenin elinde olan bir olay değildir. Bölgede kültürel edebi gerilik, yazan insanların olmaması. Bizzat daha ziyade , değişik etnik kökenlerden olan insanların yazması olmaması. Mesela ben bir bölge Çerkezin yazmasını isterdim. Bir Türk’ün yazmasını isterdim ve daha de degişik kökenlerden olan kişilerin, Avşarların yazmasını isterdim. Ama maalasef bugüne kadar bu kesimlerden yazan olmamıştır. Acaba yazmak mı istemiyorlar, yoksam yazacak insan mı yoktur. Bunu bilemiyorum.
H.Dedesoy: Peki bu site yayınını nasıl yürütmelidir? Mesela bazı bölgede faliyet yürüten sitelerden faydalanmalımıdır? yoksam sadece kendisinin üretmesiyle mi yetinmelidir?.
M.Hoca: Kendisi de üretmeli, başka sitelerden de yararlanabilmelidir. Tabi sitenin kendisine ait devamlı bir kadrosu olması önemlidir. Bu kadro da o bölge insanında oluşmalı. Bence bunlar önemlidir.
H.Dedesoy: Bu röportaj için, bizlere ayırdığınız zaman için size, M.Hoca ve A.Kutlu, ikinize de teşekür ediyoruz…
Yer Paris: Bant çözümlemesi, redaksiyon Hasan Kutlu, Foto; Hasan Kutlu. ve Binboğa.net arşiv