Sinemilli piri, bir kamil insan: Aldede
‘‘Bir kişi umman olmadıkça kaç tane suyun ona karıştığını bilemezsin’’
Bese Aslan
Peygamberler yatağından…
İbrahim Aldede 1930 yılında Maraş“ın Elbistan ilçesinin gücük köyünün Yukarı Pınar mahallesinde dünyaya gelir. Aldede“nin büyük dedesi yaklaşık yüzyıl önce peygamberler yatağı olarak bilinen kantarma köyünden göç edip Gücük köyüne yerleşir. Annesinin adı Meryem babasının adı İbrahim“dir. Aldede“nin 6 öz 2 tane üvey kardeşi vardır. Aldede 1 yaşına geldiğinde, bir akrabasının kızı ile beşik kertmesi edilir. Beşik kertmesi Hatice ile ergenlik yaşına geldiğinde evlendirilir. Aldede“nin beşik kertmesi Hatice“den 12 çocuğu olur fakat iki çocuğu hayatta kalır. Aldede ikinci evliliğini Şehriban ile yapar ve Şehriban“dan 8 çocuğu olur,2 çocuğu ölür. Aldede ilkokul çağına geldiğinde köyde okul olmadığı için babasının ve köy halkının para ile tutmuş olduğu hoca tarafından okuma yazma öğrenir. Aklının ve yüreğinin dünyaya ve yaşadığı topluma, felsefeye, inanca erdiği vakitte 6 erkek kardeşi arasından dedelik görevini üstlenen ve sürdüren tek kişi olur.
„„Bir kişi umman olmadıkça kaç tane suyun ona karıştığını bilemezsin“„
Aldede, babası ve amcası tarafından Alevilik felsefesi ve inancı ile yoğrulduktan sonra gerek dedelik makamının görev ve sorumluluklarını gerekse taliplerinin ve toplumunun hassasiyetleri, ilişkilerini, göz önünde bulundurarak durmadan okur, gezer ve anlatır. Hem alevi toplumunun dinsel önderi hem de bir ozan ve müzik insanı olarak toplumunun huzurunu, ibadetini, toplumsal ve kültürel devamını sağlamaya çalışır. Umman gibi olmak Aldede“nin en temel çıkış noktası olmakla birlikte bir kültürün, bir dilin, bir inancın eski ile beraber büyüyüp gelişmesi ve yeni kulağa aktarılması için durmadan okur ve araştırır. Kendi deyimi ile sular katar kendine, ummana varmadan kurumamak için okuduklarını, bildiklerini taliplerine ve toplumuna anlatır.
„„ Adresini ve gideceği yeri bilmeyen bir halk hiçbir şeye vakıf olamaz”
Bu coğrafyada özü olmayanın biçimi de olmaz. Hiçbir halk, hiçbir inanç, hiçbir din, hiçbir felsefe ardılları olmadan, yankısını vereceği bir dağ bulmadan, soluk alamaz. Aldede, Aleviliğin ve Alevilerin tarih boyunca yaşamış oldukları zulüm ve engellemeleri hem bilen hem okuyan hem de yaşayan biri olarak, alevi toplumunun yeni zaman ve düzen ile birlikte gelmiş olduğu ince çizginin farkındadır. Bu farkındalık, hem bir şeyler yapmayı hem de geleneği korumayı da zorunlu kılar. Aldede ile birlikte bazı kürt alevi pirleri, taliplerini, ziyaret ederek onlara Aleviliğe ve kültürlerine sahip çıkmaları, mürşitten, pirden, yoldan ayrılmamaları için konuşmalar ve cemler yaparlar. Aldede 1970“li yıllarla gelen ve gelişen sosyalist düşünceleri ve bu düşüncelerin toplumunu, özellikle toplumunda ki genç kuşağı nasıl etkileyeceğini tahmin edebiliyordu. 1977-78 li yıllar da bir köye giden Aldede ve birkaç dede dönemin sosyalist düşüncelerini yanlış kavrayan ve alevi dedelerini gelişmenin ve özgür düşüncenin önünde bir engel olarak gören gençler tarafından taşlanır ve „„dede it defol git“„ sözleriyle köyden kovulurlar. Bu kovulma, bu söz ve bu tarih Elbistan ve kürt alevi köyleri için önemli bir kırılma ve dönüm noktası olur. Aldede, Düççari“nin dizesi ile kendini ve dönemin gençlerini şöyle ifade eder.
„„Sarraf olmayan ne bilir
Sanarki her taş incidir“„
„„Dedeler kırık sazlarıyla Alevilere çok şey vermişlerdir“„
İnsanın ömür törpüsü, bağdaş kurduğu ağrısıdır. Gençler tarafından taşlanan ve kovulan Aldede ve diğer dedeler, bu dönemi ve süregelen zamanı „küsme“ olarak yaşarlar. Artık bu küsme hali Aldede için, tamamıyla bir geri çekilme olmasa bile, hizmet ettiği, gönül verdiği, huzuru, barışı için çaba harcadığı toplumunun kendisine bıraktığı derin bir ağrı olarak kalır. Aldede ağrı ile taliplerini ve köylerine ziyaret etmez ve evine çekilir. Talipler, Aldede“yi ziyaret ederler, bir müşkülat durumlarında Aldede“nin huzuruna gelip ikrar alırlar. Aldede, dizeleriyle taliplerine yol göstermeye ve kültürünü, inancını evinde aktarmaya ve yaşatmaya çalışır ve kendisine sahip çıkan taliplerine şu dizelerle ağırlar.
„„Muhip oğluyum diyenler
Daim pir ikrarını güdenler
Pir mürşide ser verenler
Yardımcısı haydar haydar “
„„Sevgi azaldıkça göze görünen kusurlar çoğalır“„
Aldede“ye göre Alevilik hem bir örgüt hem de bir gemidir. Örgütlü olmak için geçmişini bilmeli, kültürüne sahip çıkmalı ve özünü yeni kuşağa aktarmalıdır. Gemi olmak için aleviliğin özü olan sevgiyi bilmelidir. Sevginin azaldığı yerde insan ve insana değer ne varsa hep kusur olur. „„Dünyanın temeli sevgi, sevgisiz bir baş ya kuru bir ağaç ya bir taş“„ Ne kendine ne de başkasına tahammül edilir. Bu yüzden nefsi ve hırsı yenmeli tasavvufi düşünceye varmalıdır. Bu iki temel bilgiye varmak için „„okumalı, her yerde varlığına, kültürüne, diline sahip çıkmalı ve kültürüyle insan olabilen herkes kaldırdığı her şeyin yerine en az bir şey koymalıdır“„. Aldede tam olarak kaldırmadığı ama eski gelenek ve olması gerekeniyle uygulamadığı dedeliğinin yerine ozanlığını ve her şeyi öğrenme, okuma ve erme bilgisini koyar.
„„Yol güzel amma yolcuya yandım“„
İnsanın hiç durmadan, usanmadan okuması ve yazması neye benzer? Suyunu içen toprak, bulutunu kurutan yağmur, güneşini yakan deniz midir ... ? Aldede, kendi deyimiyle küstükten sonra kendini, gecesini, gündüzüne okumaya verir. Okur, okuduğunu düşünür, düşündüğünü yeniden dile verir.
„„Âşık olan durmaz ağlar
Hak yoluna gönül bağlar“„
Bir gün Lübnan asıllı yazar Cubran Halil Cubran, yani Halil Cibran“ı keşfeder ve iki kitabı başucu felsefesine ve inancına yeni bir anlam kazandırır. Ermiş ve ermişin bahçesi adlı kitaplar, Aldede“nin hayatında başka başka anlamlara ve düşüncelere yol açar. Uzun olayların ve sözlerin karşılığında nükteli anlatımlar, ironik ifadeler ve espri ile karışık düşündürücü cümleler Aldede“nin önemli bir özelliği olur. Aldede“nin huzuruna varıp ocağına yüz sürenler, hem Aldede“nin hoş sohbetinden hem de engin bilgi ve görgüsünden nasiplerini alarak dönerler. Misafirlerini hiçbir zaman ekmeksiz, susuz, kahvesiz en çok da çaresiz göndermez. Kaynaklık ettiği birçok ozan ve aşığın kadrini kıymetini dilinde ve yüreğinde yaşatır ve Nesimi“nin bir dizesi ile ocağını herkese açar:
„„Bir acayip derde düştüm herkes gider karına
Bugün buldum bugün yerim hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren hüdadır kula minnet eylemem“„
„„Dost yoluna ölmek gerek“„
Zaman birilerini toprağın altına verirken geriye kalan tek şey güzel bir hatırdır. Aldede heö inancına bağlı hem de inancının tüm gerekliklerine yerine getiren 4 kapı kırk makam da kendini marifet kapısında kalan biri olarak gören bir pir ve ozandı. Musahibi aşık İbrahim eren (İvi Döne) 1996 yılında ölünce Aldede derin bir keder ve eksik bir yürek ile musahibinin, can yoldaşının „„diğer yarım“„ dediği aşık İbrahim eren“in ardından kendini dışarıya kapatır içine daha çok açar. Bu ölüm aldede“yi durmadan kendine solan bir çiçeğe çevirir. Bu kaybı „„ sazımın telleri koptu“„ diye ifade eder. 1999 yılında Aldede beyin kanamasına bağlı olarak kısmı felç geçirir ve sol yanının önemli bir bölümünü kullanamaz. Yüreğini diline verdiği sazını çalamaz ve kitap dünyasının içine daha çok girer. İbrahim eren“in kendisi için yazdığı dizeyi çevirir çevirir dinler:
Gel gönül incitme beni
Dost kadrini bilmek gerek
Ak değil sarı dost isen yar oy
Dost yoluna ölmek gerek
Dost meclisine varınca
Hoş canları hoş görünce
O can ile sohbet kurunca yar oy
Oraya gönül vermek gerek
Kötü işte iyi düşün
Karı kızdan düşen başın
Hak için olsun nefesin yar oy
Sağ gönüle ermek gerek
Doğru hakka gider bu yol
Yol içinde gelen heval
Hakka giden hak bulsun der yar oy
Kalpasını silmek gerek
Orada pir olan kişi
Hak ile yoktur bir işi
Olmuş nefsinin keşişi yar oy
Ondan uzak durmak gerek
Hak ve hakikatten yana
Hakkın yolu budur diyeni
Dönüp nefsine uyanı
O defterden silmek gerek
Eren(İbrahim) der ki vay efendim
Burayı bir handır sandım
Yol güzel yolcuya yandım yar oy
O yol için ölmek gerek
„„Kedere kapılmaksızın ve gönül rahatlığıyla gidebilecek miyim? Üstelik canıma işleyecek bir sızı duymak da var bu topraklardan ayrılırken“„
Yağmur ortasında bir tas suya hasret kalmak gibidir çaresizlik. Yağmur diner, su bulunur elbet. Ya çareyi getiren kaç çaresizliğin içinde dolanır, bilinmez. Aldede, hayatını üçe bölerek „„ uyandım, uyuttular, bir başka uyandım“„ der. Uyandığı, umutla, inançla, erdemle, sorumluluk ve vefa duygusuyla el verdiği dedeliğidir. Uyutulduğu, meyil verdiği talipleri tarafından taşlanıp küstürülmesidir. Bir başka uyandığı ise küslüğünü, her kötülükten bir öğrenme, her öğrenmeden bir erdem, her pişmanlıktan bir iyilik , her iyilikten bir hizmete çevirmesidir. Diplerde devinip duran bir sancının öncesi, ortasını ve sonrasını kendine bile konuşmadığı derin kederi ile yaşasa da taliplerine, onu sevenlere ve inanlara en güzel sözü bıraktı. „„Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkuya kapılmak en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir?“„
Aldede kirpiksiz bir söz, boncuklu bir cümle ve bu dünyaya gelmiş çok güzel bir renk olarak 15 ocak 2008 de kitap okurken kalp krizi geçirerek bu dünyaya gözlerini kapadı.
TIJIROJ