Söyleşi Bölüm -III-Mehmet Saygılı, Ali Kutlu :
Hüseyin Dedesoy: 70’li yıllara geliyoruz. 70’lere gelindiğinde diğer bölgelerde olduğu gibi, Binboğa’da da gençler arsında siyasi bir hava esmeye başlar. Bölgedeki ilk bilinen solcu, sol düşüncelere sahip olan kimlerdi? Yani bu düşüncelere sahip, bilinen- tanınan kişiler daha çok hangi köylerdendi?.
M.Hoca: Anlaşılan arkadaş bugün geçmişle ilgili bizi iyice deşecek… (gülüşmeler ). Bizden önce solcu yoktu heralde. Ben hatırlamıyorum. Bir sefer solculuk demiyelim de, devrimcilik, kominizm’e benzer kelimeleri ilk kez Malatya’lı Hüseyin adında bir öğretmenden duydum. Nişanat’ta öğretmenlik yapıyordu. Belki de askeri öğretmendi bilemiyorum. Bizim köylere gelirdi birkaç defa, ben kendisiyle Memolar’da karşılaştım.
H.Dedesoy: Kaç senesinde?.
M.Hoca: Senesini tam hatırlamıyorum. altmış bir yılları olabilir, 60 veya 61. Şimdi ülkede bir ihtilal olmuştu. İhtilalle beraber yeni bir anayasa çıkarılmıştı ve İstanbul-Ankara’da. Ben sosyalistim diyen insanlar, yeni bir parti oluşturmaya gidiyorlar. Fakat biz bunları, bu gelişmeleri pek bilmiyorduk, duymuyorduk. Çünkü bizler o dönemde pek gazete falan görmezdik, okumazdık…kısacası ilk defa kominizm, devrimcilik, sosyalizm kelimelerini, ondan duymuştum. Şimdi soy adı neydi tam hatırlamıyorum, kendisi Malatyalıy’dı.
H.Dedesoy: Siz o zaman öğrenciymidiniz?.
M.Hoca: Ben daha öğrenci değildim. Evden derslere çalışıp, dışardan sınavlara girerdim. Benim öğrenciliğim, okul dışı başladı. Hüseyin öğretmen, bir Kürd kökenliydi. Biliyordu ki oralarda Kürd Alevi köyleri vardır. İşte hafta sonu oldumuydu bu köyleri gezerdi. İğdemlik, Gözpınar, Afsin‘e giderdi. Öyle ya hafta sonu oldumu adam Nişanat’ta ne yapacak, dolayısıyla kendisine yakın bulduğu köyleri gezerdi. Bir seferinde çok iyi hatırlıyorum, Memolar’da Rıza’nın behçesinde bize bunları anlatırdı…Konuşmalar beni etkilemiş olacak ki, ben o günden sonra bu kavramlara ilgi duymaya başladım.
H.Dedesoy: Daha sonraki yıllarda. 70’lerde, bölgede ilk bilinen-tanınan solcu isimler kimlerdi?.
M.Hoca: Çoktu artık. O yıllarda yeni gençlik içinde kendisini sol düşünceye yakın gören insan, gözle görünür kadar vardı. 1971 Yılı’nın sonbahara doğru, ben özel olarak Binboğa’ya geldim. Nurhak’ta Sinanlar vurulmuştu, benim kafamda Binboğa’da ideal bir yer hazırlanabilinirmi düşüncesiyle oraları biraz gezdim. Teknebaşı falan... Tabi oralarda kimseye niyetimi söylemedim. Şimdi tek, tek isim söyliyemiyecem, gençlik içerisinde bir çok solcu vardı. Ağcaşar’da civar köylerde… oralarda çok kalamadım. Görevli olarak gelmiştim, dolaştım gittim. O yörelerde ilişkilerim o kadar geniş değildi. Ama biliyordum ki solculuk vardı. Elbistan’da işçi partisi kuruldu bir ara. Şimdi şahıs olarak kim solcuydu isim- isim bilemem, hatırlamam ama solcular vardı. 71 darbesi olduğunda, 12 mart olayı oldu. O zaman Afşin ve köylerinde solcuların var olduğunu biliyordum. Ama tam kimler olduğunu hatırlamam.
H.Dedesoy: Sayın Ali Kutlu Senin döneminde, bölgede solculuğun en güçlü olduğu dönemdi. Senin yaşadığın dönem 70-71 yıllara nazaran daha güçlü ve haraketli bir dönemdi değilmi?.
A.Kutlu: Biz ilk dönemlerde herkesinde hatırladığı gibi. Kominizmi yüzkızartıcı düşünce anlamı olarak değerlendirillirdi. Bu kavram genellikle köylerde kendini gösterirdi. Bizim Alevi köyleri de dahil. İlk olarak Hoca’nın da dediği gibi,68 gençlik haraketinin, daha sonra 71 yıllarının öğrenci haraketinin yükselmesiyle birlikte kamuoyu oluştu. Arkasında 71 darbesi oldu. Sıkıyönetim devreye girdi ve o zaman daha televiziyon yoktu. Radyolarda sürekli arananların isimleri okunurdu ve haberlerde bunların ne yapmak istediklerine vurgu yapılırdı. İşte anarşistler devleti böyle yapacaklar…Şöyle yapacaklar gibisine yayınlar yapılırdı. Artık insanlar bu gibi haberler sonucunda, iyi, kötü olaylara ilgi duyuyorlardı. Artık söylemler insanların kafasına yerleşmişti ve kendi kendilerine soru sormaya başladılar.
Bunlar kimlerdir, ne yapmak istiyorlar. Deniz gezmiş varmış, kimdir bu adam, ne yapmak istiyor. Radyodan günde bir kaç defa bu olaylara dahil haberler yayınlanırdı ve artık halkta olan gelişmeleri ezberlemişti. Bu gelişme akabinde bütün o zamanın devrimci isimler üzerinde, halklar arasında tartışılırdı, saflar belirlenirdi.
Bizim yöremizde ise solcu olarak, M.Hoca vardı bilinen, tanınanlardan. Yöremizde o zaman okuyan kesim çok az kişi vardı. M. Hoca, Ankara’ya yüksek okula gidiyordu. Ben M. Hoca’yı Ankara’ya gitmeden önce yatılı öğretmen okuluna gittiği lise yıllarında, bir kaç defa köye gelmişti, kendisini burda gördüm. Güzel temiz giyinmiş, kıravatlı takım elbise üzerinde vardı. Bir Berçenekli meslektaşıyla köye gelmişlerdi. Ben tabi Hoca’yı bir solcu olarak degilde,daha ziyade bir memur olarak kendisine bakıyordum. Daha sonraki yıllarda, Hoca Ankara’ya gitti. Ankara’da sıkıyönetim geldi. Dolayısıyla, Hoca da solcu biri olduğu için, köyde hakkında söylentiler oldu. Yok arnıyor, yok hapse atıldı diye söylenirdi. Bak ne kadar çalışkandı, ne kadar zeki bir insandı, kendisine yazık etti. Okusaydı da büyük bir adam olsaydı. Kalktı devlete karşı çıktı. Onlarda tabi ki içeri atarlar falan, öyle duyuyorduk. Daha sonra Haşim Abi (Haşim Kutlu) bizim köye Ağcaşar’a gelip- giderdi. Ankara’dan, o solculuğu bizim köye getirirdi. Gençlik önderler hakkında anlatırdı. İşte Denizler kimdir, ne yapmak istiyorlar falan. Anlatırdı bu şekilde. Daha sonra 76-77’lerde, solculuğun popülerleştiği, artık kitleye yayıldığı dönemlerde. Hamdullah Erbil bölgede solcu olup gençlik içerisinde, kendisi liderlik yapanlardan birisiydi. Fakat bizim ilişkimiz olmadı, ama şunu duyardık. Büyük hocanın oğlu, Ankara’da mı, İstanbul’da mı, oda okurken solculuktan tutuklanmış falan. Afşin’de fotoğrafçı Celal’in kızımı, oğlumu solcuymuş diye konuşulurdu. Aranıyormuş. Açıkbeşler’den Fahri’nin oğlu, tutuklanmış, aranıyor. Afsin’in içerisinde de bunlardan bahs ederlerdi. Ben de bizim o yörede solculuk yapan gençlik içerisinde yer alanlardan birisiydim.
H.Dedesoy: Biraz daha açalım.1970-71’lerde radyoda veya o günün gazetelerinde. Olaylarla ilgili verilen haberlerde….anarşistler, koministler falan dendiğinde o haberleri, Ağcaşar’lı bir genç de dinliyordu, bir başka köyün gençleri de dinliyordu. Yani Marabuz’lu, Hunulu, Serkizcayırlı ve ya Kızılcık’lı bir genç de dinliyordu. Üstelik haberler Türkçe veriliyordu. Nasıl oluyor da Ağcaşar’lı bir genç, ya da Serkizçayır’lı bir genç daha fazla ilgi duyuyor da. Bir diyer koyün gencleri daha az ilgili ola biliyordu ?
A.Kutlu: Varlardı mutlaka, ben bilmiyordum.
H.Dedesoy: Mesela, Mehmet Hoca’(Mahmat Saygılı )dan, Haşim.Kutlu’dan, söz edildi.
A.Kutlu: O dönemde, Afşin’dekileri tanımıyorduk. Ama, duyuyorduk, şunlar, şunlar solcular. İşte, baba-anneleri tarafından afaroz edilmişler. Artık Afşin’e gelip gidemiyorlar, gibisinede duyumlar ortalıkta dolaşırdı.
M.Hoca: Evet bölge açısında, Alevilerin devrimci olmaları doğal bir olaydır. Millet buna uyanış felsefesiyle bakar. Alevilik nedir.? Alevilik bugün bir muhalefet olayıdır. Ama dini bir çerçevede olduğu için, kendisini dini muhalefet olarak görür. Şimdi siyasi muhalefet, devrimcilik, koministlik yapan bir adam. Bir nevi muhalafetle başlayacak. Yani muhalif olacak da bir yere gelecek. Bu muhalafet anlayışı, bugün Alevilerin içerisinde, örgütlenmeyle degişiyor. Devlet de zaten bunu istiyor. Bence orada Aleviliği gençlerden başlamak zorundaydı. Başlamak zorundaydı diyom, çünkü, Ankara’da, İstanbul’da okuyan bir insan marxsizimi, leninizmi okuyarak öğreniyor. Yani bir şey alıyor. Bir bilgi ideoloji gıdası alıyor. Ama bizim İğdemlik’de, Ağcaşar’da, Afşin’de bilmem nerede, devrimci olacak insan, nasıl başlıyor. Ben daha önce de dile getirdiğim gibi, Malatya’lı Hüseyin öğretme’nin, devrimcilikle, sosyalizimle ilgili söyledikleriyle.
Bence çok doğaldır. Bir Alevi’nin, bir Serkizçayırlı’nın, Denizler’in asılması. Adam hiç sosyalizmin ne olduğunu bilmese dahi, ağıt yaktı. Deniz Alevi degildi. Bütün Alevi kitlesi sembolik de olsa, kendilerine yakın his etme. Aynı şekilde, Alevilerle de ilgili uydurulan, demin Ali de söyledi. Sanki kominizmin yüzkızartıcı bir şeymiş gibi yansıtılması. Peki kominizmin bilinmediği bir dönemde. Türkiye toplumunda neye yüzkızartıcı deniliyordu. Aleviliğe deniliyordu. bir takım söylemlerle Aleviliği toplumlar içinde dışlandırmak isteniyordu. Şimdi bunları bir eleştiri getirmek için söylemiyorum. Ama toplumun kafasından oluşan yanlış bilgilerle, nasıl insanları biriler tarafından manipüle amaçlı propaganda yapmaları.
Bu açıdan Alevilerin muhalafet olmaları. Muhalif olması, ister dini olarak ele alalım isterse manevi olarak al, nasıl alırsan al, Aleviliğin devrimci muhalafetiyle bir nevi tam birleşmeden, ülkenin siyasi konjonktörü degişti. 12 Eylülün gelmesiyle, önünü kestiler.
H.Dedesoy: Peki solculuktan önce. O civar Alevi Kürd köylerinin diğer, Sünni olan Türk köyleriyle ilişkileri varmıydı? Vardıysa nasıldı? Bildiğimiz kadarıyla o bölgede, Sünni Türk, Çerkez ve Çeçen köyleri de vardır. Bu köyler arasındaki sorunlar varmıydı? Vardıysa nasıl çozüme kavuşturulurdu? Dostluklar ne üzerine inşaa edilirdi?.
A.Kutlu: Genelinde Hoca’nın da demin söylediği gibi, Alevilere karşı bir şey vardı. Yani bir ön yargı vardı. Ama o köylerde eskiden beri köklü yerleşik belli aileler vardı. Yani kendi köyünden, köyün asayışından, kültüründen, inancından, kendini sorumlu gören aileler vardı. Bu aileler diğer köylerdeki kendi konumundan olan ailelerle ilişkileri çok iyiydi diyebilirim. Birbirilerini sayıp-severlerdi, birbirilerine gelip-giderlerdi. Bizim köyle ilgili söyleyecek olursam. Sünni köylerden bazı kölüler, aralarından yaşanan anlaşmamazlıklar olduğundan. Meselelerini hal etmek için, bizim köye gelip,büyüklerimize başvururlardı, ki bizim köy, Alevi Kürd köyüdür. Aynı şekilde bizim köyden benzer olaylar olduğundan , bizimkilere de civar köylerden saygın insanlar gelirdi. Olan sorunlara hep beraber bir çözüm aranırdı. Yani bölgede herhangi bir köyde olay yaşandığında, çağırılmasalar bile kendilerini olaylar karşısında sorumluluk hissederlerdi. Gelip meselenin hal olması için uğraşırlardı. Benim bildiğim, genellikle ilişkiler bu düzeydeydi.
H.Dedesoy: Hatırınızda benzer olaylar yaşanmışmıdır? Bölgenizde, mesela Göksün’ün bilmem ne köyünde, işte Kayseri’ye bağlı, Alevi kürd ne köyüyle birbirine girmiş falan….
A.Kutlu: Duyuluyordu buna benzer olaylar. Ama bizim yörede ben bilmiyorum, yaşanmışsada duymadım.
M.Hoca: Alevilik-Sünnilik yüzünde yok, ama köylüler arasında, değişik çelişkiler yaşanmıştır. Arazi, kız kaçırmalar gibi olaylar yüzünden sorunlar yaşanmıştır. Mesela bir kız kaçırma olayı, şimdi bir Alevi kızını, Sunni tarafından kaçırılsa, ya da tersi olaylar yüzünde problemler yaşanırdı.
H.Dedesoy: Yani değisik inançlara sahip farklı kesimlerde, aralarında kız alıp verme olmuyormuydu?.
M.Hoca: Olmazdı…
A.Kutlu: Hatta bırak Alevi-Sünnilerin bir-birine kız alıp-vermelerine. Aleviler içerisinde bilhasa her kabile, diğer kabileye kızını vermezdi. Belli kabileler vardı, soylu ailelerdi. Bu soylu aileler, diğer sıradan gördükleri ailelere kızlarını vermezlerdi. Onların rızası dışında olan herhangi bir gelişmede olay çıkardı.
H.Dedesoy: Şimdi bir Alevi-Kürd kızı, aynı soyda olan soylu birine gidebilirdi, ama farklı bir etnik kimlikte olan soylu bir ailede olsa gidemezdi, öylemi ?
A.Kutlu: Evet gidemezdi…
H.Dedesoy: Hiç O bölgede farklı kökenlere sahip kişiler arasında evlilik olmadımı?.
A.Kutlu: Bir tane oldu. Şağşak taraflarından, Çerkez kökenli bir ailenin güzel bir kızı kaçırılmıştı. Güzellliği çok övünürdü, bunun değerlendirilmesi yapılırdı. Kızın yarım ay olduğu falan…İşte kız kaçırılmış. Tabi kız gönüllü kaçmıştır. Bu olay o bölgede Sünniler’le, Aleviler arasında, Kürdler’le, Türk’ler arasında taraf olmaya yol açtı. Tartışmalara sebebiyet verdi.
M.Hoca: Ama çatışmalara yol açmadı. Zaten kaçıranda bir eşkiyaymış diyorlardi. Kendi tabirlerince…
H.Dedesoy: Peki 75’lere gidelim. Hatta 77-78’lerde solculuk artık popülerleşmişti. Genelde Afşin’de sola ilgi duyanlar. Yani guruplar içinde yer alanlar içerisinde, etnik meseleler de konuşulurmuydu?.
A.Kutlu: Ben 76’da askerde geldim. Tabi sosyalizm düşünceler halk icinde popülerleşmişti. Artık farklı kesimler tarafında, günlük hayatlarında düşünce akım haline gelmişti. Afşin merkezinde, gençliğin hatırı sayılır bir oranda örgütlülüğü vardı. Bu da ağırlıklı olarak, Hamdullah Erbil’in etkilemiş olduğu bir çevreydi. Genellikle yüzde doksan dokuzu, Türk-sol çevresiydi. İçerisinde, Alevi-Kürd kökenliler ise köylerden gelip-giderlerdi. Afşin yerlisi olarak, Sünni-Türk çevresiydi.
Benim sempati duyduğum örgüt. Halkın Kurtuluşu taraftarı olarak, büyük bir örgütlenmesi yoktu. Tek, tek, örgüte sempati duyan şahıslar vardı. İlk olarak ben askerlikten geldikten sonra, Tob-Der’e gidip-geliyordum. Genellikle bütün solcuların, değişik guruptan olan insanlar, oraya giderlerdi. Orda, benim de eskide sempati duyduğum en yakın çevremin, o haraketin içerisinde olduğu için. Hoca olsun, Haşim Kutlu olsun. Bunlardan etkilendiğimizden dolayı, biz de o harakete yaklaştık ve onlarla ilişki kurduk. İlk olarak ben isimlerini şimdi hatırlayamıyacam, ikisi Afşinli, biri de ben, üç kişi gittik desturu, Hasan’dan aldık. Topal Hasan’dan.
H.Dedesoy: Hasan nerde kalıyordu?.
A.Kutlu: Serkizçayır’da kalıyordu. Biz kendisiyle görüştük ve Hasan bize şunu söyledi. Gidin Afşin’de haraketin çekirdeği sizinle oluşacak dedi. Daha sonra, biz döndük. Afşin’e döndükten sonra, arkadaşlardan bir tanesinin adı Zihniy’di, bu arkadaş Ankara’ya gitti, diğer arkadaş da kısa süre sonra bizden uzaklaştı. Fakat bu süre içerisinde yeni arkadaşlar oluştu. İşte Açık Gözler’de, Hacı-Mehmet, Binboğa vardı, babaları kasapçıydı galiba, Muzafer ve kardeşleri, Yedi bellalının abisi Zafer, Celal. O zaman Afşin termik santralinde bir sendika vardı. Bu sendikada yer alanlar vardı. İçlerinde Muzafer adında arkadaş bizim harakete sempati duyan birisiydi. Ama muzafer birazda bürokrat tipliydi, böyle gidip de sokakta bildiri dağıtmak, afişleme yapmak, gece-gündüz uğraşmak istemiyordu. İşte biz bu gençliği örgütliyerek, kısa sürede, yörede büyük bir taban oluştu. O gençlik içerisinde benim dışımda, Afşin’de haraket içerisinde, ne bir Alevi vardı, ne de bir Kürd vardı. Hepisi Sünni-Türk’tü ve örgütümüz bir çok kesimi kapsıyordu. Bayanlar içerisinde örgütlülüğümüz vardı, liseli gençler içerisinde vardı, termik santralde çalışan işçiler içerisinde vardı. Bu alanlarla ilgili toplantılar yapılırdı. Afsin’de kız meslek lisesi vardı. Bu lisede okuyanların içersinde taraftarlarmız vradı. Bunlarla toplantılar yapılırdı. Bu toplantıları bizat ben yapardım ve benden sorumlu olan arkadaş, bana kızlarla yapılan toplantılar olsun, bu kızların kaldığı yerlerin geliş-gidiş yolların benim dışımda gizlilik içerisinde kalmasını söylerdi. Çünkü namus konusu çok hasas bir konuydu. Solculuğu ahlak konusu yapılıyordu. Dolayısıyla ahlak konusunda çok dikkatli davranmamız sözkonusuydu. Demin söylediğim gibi kominizmi olumsuz şekilde ahlağa yorumladıkları için. Yani solcuların namus duyguları yokmuş gibi söylentiler olurdu. Kızlar içerisinde değişik tabakada olan ailelerin kızları vardı. Bunlardan bir tanesi imamın kızıydı. Bizzat camide namaz kıldıran imamın kızıydı. esnafın ve memurun kızı da vardı bu toplantılarda. Köylerden gelen kızlarda vardı.
H.Dedesoy: Peki köylerle olan ilişkileriniz nasıldı?. Varmıydı ilişkileriniz?, ayrım yapmadan genelmiydi ilişkileriniz?.
A.Kutlu: Tabi genellikle Alevi köyleri vardı. Bu köyler yoğun olarak solcu görünümlüydü. Bu köylerde solculuk güçlüydü. Bunlarla ilişkilerimiz vardı. Sünni köylerde ise tek, tek ilişkilerimiz vardı. Bazı aileler, bazı şahıslarla ilişkiler olurdu. Birecik, Emirli ve Nişanat köyleri olsun, buralarda büyük solcular vardı. Yanlız gençlik içerisinde değil.
M.Hoca: Osman Dağlı vardı. Bu Osman denen şahısın büyük bir etkisi olmuştu. Taa yetmişlerde gelen bir birikimi vardı bundan.
A.Kutlu: O yörede, Türk, Bektaşi-Alevi aileler vardı. Bu kesimlerde demokratlığa… Solculuğa eğilimlilerdi. Bunların da büyük etkisi olmuştur.
H.Dedesoy: Peki sizin döneme gelindiğinde, artık Afşin’de okuyan, çarşıda gezen, bakkala giden, Alevi-Kürd assıllı bir gencin, veya yaşlı bir adamın, bu alanlarda dışlanması sözkonusu olabiliyormuydu?.
A.Kutlu: Kesinlikle dışlanmaları sözkonusu değildi. Tek, tek bazı istisnalar dışında, ilişkiler olumluydu. Ben burda bir şey anlatayım. 70-71’lerde olacak galiba. Afşin’de solcu öğretmenlere karşı bir ayaklanma olmuştu ve bizim edebiyat öğretmenimiz vardı, Abdullah Şahin. Kaymakamın konutuna kadar kovalanıyor ve bunu orada dövüyolar. Bu olaylarda solcu öğretmenler döyülmüştü… Kovalamışlardı… , O yıllarda bu olaylara karışanların çocukları, bizim haraketin içindelerdi. İki kardeşdi, babalarının o olaylara katılması ve sonraları ne kadar mağdur olduklarını, bize anlatırlardı. Babalarının olaydan dolayı içeri atıldığını ve altı ay ceza yediğini. Bu süreçte, ne kadar ürünlerinin ortadan kaldığını falan. Yani demek istediğim olaya katılanın çocukları, büyüdüğünde solculardı.
H.Dedesoy: Şimdi aranızdaki tartışmalarda… sohbetlerinizde dönemin sosyal sorunlarını dile getirirken, bu meselelere nasıl yaklaşıyordunuz. Yani etnik azınlıklar sorunu… Dini inançlar sorunu olsun, bunlar Tartışılıyormuydu? Bugün görünen benzer sorunlar, o zaman nasıl biliniyordu?.
A.Kutlu: Bizim haraketimiz, ulusal sorunu ortaya koyduğundan. Parti Bayrağı diye bir dergi vardı. Bu dergi, aylık çıkıyordu. Bir de Halkın Kurtuluşu, adında haftalık gazetesi çıkıyordu. Bu iki yayında da ululusal meseleler işleniyordu. Daha çok teorik olarak. Parti Bayrağın bir-kaç sayısında milli mesele, ulusallıkla ilgili yazılar çıktı. Konu işlendiğinde bizler tabi, örgütün yayın organını peryodik olarak toplanıp, toplu şekilde okuyup kendi aramızda tartışırdık. Ben Kürd kökenli olduğum için, konuyu biz arkadaşlarla tartıştığımızda. Kürd ulusal sorununu. Kürdler’in kendi özgürlüklerini elde etme gereğini. Kürdler’in ülkede haksızlığa uğradığını. Kürdler’in inkar edildiğini. Bu haklarını kendilerine verilmesini. Kürdler’in isterse kendi devletlerini kurabileceklerini, falan söylediğimde. O zaman arkadaşlarımızın arasında biraz çelişki çıkmıştı. Bizim üstümüzde görevli olan arkadaş geldiğinde, bana şunu söyledi. ‘Sen dedi bir, Kürd ulusa mensup olarak. Sen her zaman kardeşliği ve birliği savunmalısın. Sen ulusların kendini tayın etme talebini savunmamalısın. Ancak Sünni arkadaşların bunu savunmalıdır. Çünkü sen bunu savunduğun zaman, ayrımcılık yapmış oluyorsun‘.
M.Hoca: Ben bir şey ekliyecem. Şunu ıyı biliyorum. Ulusların kendi kaderini tayın hakkı. Kesin Türk’müş, Kürd’müş, herkes savunmak zorundaydı. Ama kader derken , kader ayrılıkmıdır? yoksa birliktelikmidir? O konuda Halkın Kurtuluşu’nun düşünceleri merkezde devamlı, halkların kendilerinin tayın hakkını savundu. Kürdler’in kaderini birlikte savunmasında yanaydı.
H.Dedesoy: O zaman bu düşünceler Kürd kökenli bireyler olarak, arkadaşlarınızla bu konuları konuştuğunuzda, Açıklamalar sizler tatmin edıyormuydu? inandırıcı geliyormuydu?.
M.Hoca: Ben kendi adıma bir-kaç şey söyleyim. Biz bir şeye inanmıştık, sanırım Ali’de öyleydi. Emeğin, sosyalist iktidarının her şeyi çözeceğine... O gelirse artık zaten Kürd-Türk sorunu, Alevi-Sünni sorunu bütünüyle orda kalkacaktı. Bizim kafamızdaki şey buydu. Onun için herşeye rağmen, biz sosyalizmin her şeyin önüne koyardık. Yani, Kürd-Türklük’ten önce. İnançsal ayrılıklardan önce. Sınıfsal ayrılığı öne koyardık. Her şey sosyalizimle çözülecek diyerek, bütün gücümüzü, enerjimizi bu alana yoğunlaştırmışdık. Benim, etnik olsun, inanç olsun, arkadaşlarla olan tartışmalarımızda bir karışıklık olsa dahi, hiç bir zaman, sosyalizm idealinin herşeyin önüne çıkarmaktan ayırmadı. Hatta, artık bu düşünce, aile sorunların da önünde görünürdü. Yani bir sabah kalktığımızda sosyalizm kurulur ve bütün sorunlar biter anlamında bir yapıya sahiptik.
A.Kutlu: O dönemde, Türk yoldaşlarımın samimiyetine inaniyordum. Örgütün üst kadrolarında olan arkadaşların samimiyetine de inanıyordum. Kürd’lere kaşı hiç bir art niyet taşımadıkalarına inanıyordum. Kürd halklarnın, Türk egemenliği altına girmesinin, onların çıkarına hiç olmayacağını. Hoca’nın demin dediği gibi, sosyalizm geldiğinde bu işler hal olacağını. En geniş menfaatleri temsil eden işçi sınıfı olduğu. İşçi sınıfın menfaatleri iktidara geldiği zaman, işçi sınıfı adil ve adeletli davranacağını. Dolayısıyla Kürd’ler de burda bütün haklarına kavuşacağına inaniyorduk. Onun içinde onlarla birlikte olmaktan, onların samimiyetine hiç bir şüphem yoktu.