Rıza Bozkurt

Rıza Bozkurt



25 Eylül 2007


Ölüm haberini yeni aldığım Rıza benim yaşıtımdı. Belki de benden biraz daha küçük.
Ape Mamîkirri’nın, zannediyorum en küçük oğluydu.
Aziz’i, ‘Bekâr’ Husso’yu ve öteki kardeşlerini hatırlıyanlarınız vardır.
Ve sevgili Rıza’nın bütün kardeşleriyle köyde geçirdiği günleri bilenleriniz de var zannediyorum.
Eğer yoksa söyleyin yeniden hayatının hikayesini anlatalım.
Ya da biriniz anlatsın.
Çünkü bu insanlar Binboğa’ların Ağcaşar’ının yerlileriydi,gerçek insanlarıydı.
Nereden gelmişler?
Ne zaman gelmişler? Bilen yok.
Çünkü Apêmamikirri oralıdır, yani hakiki Binboğa’lıdır.
Apêmamikirri’nin yüzünü, boyunu bosunu bugünkü gibi hatırlıyorum.
Bana öyle geliyorki o, hep Ağcaşar gediğinden Donğuz mağarasına doğru kevenlerin arasında yukarı doğru ağır ağır yürüyor ve masmavi gözlerle bana bakıyor.
Hep bakıyor.

Oradaki bir kayadan, taştan* bir ağaçtan ve bir kevenden farkı yoktu.
Yani Ağcaşar’ın ve Binboğa’nın doğal bir parçasıydı, varlığıydı.
Onsuz ben, Emirliseki’yi,
 Onsuz ben, Donğuzmağarası’nı;
Onsuz ben, Binboga’ları, ve onsuz ben bizim oraları düşünemiyorum.
Rıza da Ağcaşar’ın bir ağacıydı, koparıldı ve şehir hızarından geçti,
Ve orada kaldı ve işçi oldu.
Babasına çok benzerdi.
Bizim dalımızdı.
Rıza Binboğa’mızın bir dalıydı. Unutmayacağız.

En son İskenderun’da görmüştüm onu. Emekci halkın hakkını savunanların safındaydı.
Emek insanlarının sağlam bir dalı olmuştu. Bilinçli bir işçiydi.
Orada da bizimleydi, kader ve gönül birliğimiz vardı.
Rıza’ya sitem ediyorum; “niye acele ettin” diye.


Güle güle sevgili Rıza Bozkurt.



Mehmet SAYGILI