Pişkinlik, ödipuskompleksi ve antisemitizm.
Bir ülke düşünün ki, soykırımcı, kabileci, soycu bir gelenege sahip olsun, ama soykırımda arta kalan bir halkı, yani Yahudileri katliamcılıkla itham etmekten çekinmesin. Bu tarz bir canbazlığı yanlızca bu işlerden anlayan yapabilir, buna da tek kelimeyle pişkinlik denir.
Türkiye ile İsrail normal devletler değil, Kürdistan ve Filistin gibi yumuşak karınları olarak tabir edilen işgallere sahipler, baskıcılıklarıyla da oldukça ünlü iki devlettir. İsrail‘in Türkiye’de farklı yönü o topraklarla kökensel ve mitolojik bir bağının var oluşudur.
İsrail devleti batı tarzı rasyonel örgütlülügüyle bölge devletlerinden ayrılır. İsrail ile Türkiye arasındaki en büyük fark, İsrailin küçük bir devlet olmasına karşın Ortadoğuda büyük bir güç olmasıdır. Başka bir şekilde ifade etmek istersek, Ortadoğudaki dengelerin ayarının ipleri İsrail`in elinde olduğunu söyleyebiliriz. Türk Başbakanı Ortadoğudaki dengelerin ürünüdür ve de İsrail`e rağmen Başbakan olmamıştır. Yani İsrail‘in onayı alınmadan bölgede iktidar olunamayacağını bütün müslüman devlet Başkanları gibi Türk müslüman devlet Başbakanı Recep Tayip Erdoğan‘da bilir.
Dolayısıyla Erdogan`ı; çocukları andıran küskünlükte konuşturan, yeni yetme sempatizan gibi miting alanlarında slogan attıran şey, kendi iktidarından kaynaklı gücü değil, tam tersine küresel güçlerin ve bu güçlerin başı olarak kabul gören ABD’deki kredisinin tükenmesiyle ilgilidir.
Ortadoğu Dünya rezervlerinin merkezi olduğundan yeniden dizaynı zorunlu görülmektedir. Din ve ırk esaslı sentezci gecikmiş milliyetçilikler ciddi felaketlere yol açmakta. Gelişen radikal bir islam ile millitarist olarak donanmış Arap, Türk ve Pers gibi ırkçı rejimler Ortadoğuda sadece Yahudi halkı için tehlike oluşturmamakta, uzun erimde küresel güçlerin de bölgedeki çıkarlarını tehdit etmektedir.
Kanımca Ortadoğu`nun Türkiye`de boşalan yeri Kürtlere rezerve ediliyor. Kürtlerın ulus olmaları kendilerine biçilen tarihsel rolü iyi oynayıp oynayamayacakları koşuluna bağlanmış gibi. Gözlemci gözüyle bakıldığında Kürtlerin artık yetişkin bir uluslaşmaya doğru gittiğini ve de üstüne düşen rolleriyle kendisini ispatlayacağına inanılıyor. Roller kadar aktörün oyunculuğuda önemli. Yetenekli aktör kendisine verilen olumsuz rollü lehine çevirmesini beceren aktördür. Yani kötü rolde bile iyi oyun çıkarmasını bilen aktördür.
Ortadogu`da Kürtler için öngörülen roller, Türkiye’ye biçilen“millitarist“ ve „ılımlı islam“ gibi antipatik olanında değil, daha çok özdeşleşilmesinde pek problem yaşanmayacak sempatikliğiyle dikkat çeken “demokratik“ bir rol.
Ortadoğudaki sorun islami yükselişten çok, bu yükselişin batı karşıtı ve antisemitizm üzerinde gelişmesidir. Doğu despotizminin dini ve ırk eksenli sentezci bir gericilikle çiftleşmesi dünyadaki demokratik kamuoyunu tedirgin etmektedir. İkinci bir Holocaust’tu yani „Schoa“‘yı dünyamızın taşıyamayacağı bilinen gerçeklikler arasında. Bu anlamda hem İsrail hem de küresel güçler Ortadoğu’nun demokratik bir tarzda yeniden dizayn edilmesini zorunlu görmekteler. Bu dizaynı eski güçlerle gerçekleştirilemiyeceğinden,-demokratik olarak alternativ iç dinamiklerin eksikliğinden - değişimin dış bir zorlamayı gerektirdiği vurgulanmakta. Bu dış zorlama savaş ve kan demek. Değişimi öngören kesimlerin bu süreci en iyi nasıl atlatabileceklerini tam olarak kestirmek güç. Bilinen bir şey var,o da küresel güçlerin islama bu güne kadar yaktıkları yeşil ışığı kapatmak istemeleridir.
Batı‘nın“Kominizm tehlikesi“ adı altında İran ile Taliban tarzı dini karanlık rejimleri bir burka gibi Acem ve Afgan halklarının üstüne geçirdikleri inkar edilmeyecek bir gerçek. Ortadoğudaki dini karanlık yanlız bu iki rejimle sınırlı değil, Filistin halkının başına da Hamas gibi fundementalist bir örgüt musalat edildi. Bu dini yükselişin Türkiye‘deki ayağını da AKP oluşturmakta.
Küresel güçler bir yandan AKP ve Suddi İslamcılık aracılığıyla İran’ın Ortadoğudaki nufus etkisini sınırlamak isterlerken, diğer yandan “ılımlı islam“adıyla da ortadoğudaki gericiliğe sempatik bir kimlik kazandırılmak isteniyordu. Erdoğan’nın İran ile yakınlaşması küresel güçlerin planı bozuldu. Kısaca küresel güçlerin evdeki hesabı pazara uymadı. Bundan dolayı bu güçler AKP’yi gözden çıkarttılar.
İslamcılar da artık kulanıla kulanıla tecrübe sahibi oldular. Takiye yaparak güce dönüşen islamcılar fırsat bulduklarında kendilerine oynamaktan çekinmediler. Bütün dini gruplar gibi AKP‘de güçlenip kurumsallaşmaya yüz tutunca reşitliğini ispatlama gereği duydu. Bunu ama yüzüne gözüne bulaştırdı. Uyarı Fetullah Gülen’de geldi gelmesine ama artık geçti, ok yaydan çıkmıştı.
Batıda çocukların yetişkinlik kültürünün sembolik olarak babanın öldürülmesi üzerinde gerçekleştiğini Sigmund Freud’un „Ödipuskomplexi“‘n den bu yana biliriz. İslam kültüründe reşitlik batının Ödipuskompleksinin aksine “baba-oğul“ dayanışması üzerine kurgulandığı bilinmesine karşın, T.C. Başbakanı Erdoğan’ın antisemit ve antiamerikancı çıkışını rasyonel olarak açıklamak ve anlamak güç.
Erdoğan’ın bir anlıkta olsa gaza gelip batılı çocuklara öykünerek babası ABD’ye ve de bu babanın en çok değer verdiği oğul olan İsrail‘le deniz aşırı kafa tutmasının faturası pahalıya,başka bir değişle Erdoğan‘ın çok sevdiği oyuncağı“iktidarının“ elinde alınmasına mal oldu. Kısacası AKP şefi dimyat’ta pirince gitmek isterken evdeki bulgurdan oldu.
Ortadoğulu uslu dini çocukların yaramaz çıkmaları emperyalizmin ortadoğudaki dini eksenli planı sarpa sardı. Nasıl ki bu küresel güçler„O… çocukları“ olarak tabir edilen diktatörlerini harcadılarsa, Mücahit olarak tabir edilen şımarık dini çocuklarını da hizaya getirmek istedikleri gözlerden kaçmamakta.
İllahi sosyolojik konuşmak gerekirse; evrimsel ve devrimsel gelişmeden geri kalan Ortadoğunun küresel müdahaleyle değiştirilmesi ön görüldüğünü söylüyebiliriz. Ortadoğunun“radikal“ ve de“yumuşak(ılımlı)“ dini çocukları küresel güçleri tatmin etmekten başarılı olamadılar. Küresel güçlerin hazinesi olarak gördükleri yerin üzerinde dini çocukların debelenmeleri ve de yaramazlık olarak tanımlanabilecek“şeytanca“ planları bu güçleri korkuttu...
Batı’nın yeni ‘hasta adamı’ın ortadoğudur. Bu hasta kronik kanser ve de‘kemo terapiye‘ cevap verememekte. Bundan dolayı hastanın amelyatı ön görülmekte.
Türkiye-İsrail krizinin uluslararası boyutunun dışında, bir de Kürt sorunu bağlantılı iç politika boyutu vardır. AKP son Gazza çıkartmasıyla Kürt sorunundaki çıkışsızlığını ve ayakları altındaki iktidar toprağının kaymasının üstünü örtmek için hengame çıkarmak istemiştir. Amacı hedef şaşırtmaktır. Hileli dünyanın antisemitlerini de arkasına takarak cin çıkarma ayinine çıkmaları bu gerçekliği değiştirmez.. Toplumsal ve bilimsel gelişmelerden bihaber mücahitleriyle son teknolojilerle donatılmış helikopterlere bıcak, hançer ve de kılıçlarla saldırıya geçmeleri en becerikli komedyenleri bile hayrete düşürecek cinstedir. Adamlar illahi varlıktan çok, Kasımpaşalı Recep’in muskasının büyüsel gücüne inandıklarından kendilerini kurşunlara hedef yaptılar.
Türkiye`de“yardım“ olarak sunulan“islami çıkartma“ Dünya ajanslarınca politik çıkış olarak yorumlandı. Amaç Hamas üstündeki izolasyona son vermek olduğu gözlerden kaçmadı. Ambargo ve işgal tasvip edilecek güzel şeyler değil, ama ambargoyu delmek istiyen ülkeninn kendisi işgalci ve ambargocu.
Bu yardımın organize edenlerin insani samimiyetleri islamcıların hümanistlikleri kadar tartışmalı. İşgalci ve ambargocu Türk devletine hümanist rollü biçenler tarih karşısından suç işlemekteler.
Gemide yaşanılanlara ve olaylardan sonraki basın açıklamalarına baktığımızda, bu yardımın insani değil „islami bir yardım“ olduğu gün gibi ortada.
Bu tarz bir sahtekarlık yanlızca T.C Devletinin değil, kendilerini“sivil ve hümanist“olarak tanımlama uğraşısı içınde olan bütün sahtekarların ortak özelliğidir. Halepçe’de Kürtler katledilirken ve Kuzey Kürdistan ‘da Kürtlere pislik yedirilip, köyler yakılırken, İran vinçlerinde Kürt gençleri sallandırırken, Suriye’de stadyumlarda yüzlerce Kürt katledilirken nedense bu adı şanı büyük“barış girişimcileriyle“ karşılaşamadık. Kürdün katledilmesine karşı kör-sağır-dilsizi oynayanlar, Hamas için ta Avrupaları arşınlayabiliyorlar.
Kürtlerin ölümü ve işgali sözkonusu olduğunda bu hümanist ve barışa müptela, hümanizme bağımlı batılılar ortalıktan görünmezler. Bunların asıl amaçları kendi antisemit ihtiyaçlarını Filistin halkı üstünde tatmin etmeye kalkışmalarıdır...
Tekrardan başa dönersek T. C. rejimi çökmeye yüz tutuyor. İsrail ile yaşanan son olay, Türkiye’nin uluslar arası arenada devlet olarak meşruiyetini yitirmek üzere olduğunun işaretidir. Devletlerin meşruiyetlikleri güç oluşlarıyla ve uluslar arasında oynadıkları toplumsal rolleriyle yakından ilgilidir. Son gelişmeler Türkiye’nin artık uluslar arası camiadaki yerinin tartışmalı olduğunu gösteriyor.
Biraz gözlemci yetenegi olan her birey küresel güçlerin ortadoğuda bir değişimi ön gördüklerini bilir. Ortadoğudaki bu değişim sadece rezervlerin dağılımıyla ve de güç dengelerinin değişimiyle sınırlı kalmayacak, sosyal ve kültürel anlanlarda da bir değişim artık zorunlu görülmekte. Ortadoğudaki halkların ruhuna ve beynine ipotek koyan din, büyük bir ihtimalle egemenliğini yitirecektir. Beyin tutulması olarakta tabir edilen bu karanlığın yerini demokratik bir değişime ve de kısmı aydınlanmaya terk edeceği umulmaktadır. Bu tarz bir degişim despotik ve ırk eksenli rejimleri kökten tasfiyesi anlamına gelmese de, bu tarz rejimleri çözüp gerileteceği ve satüko kaybına uğratacağı kesin. Sadam örneğinde oldugu gibi yok edişe de götürebilir.
Türk Başbakanı Erdoğan, sanki İsarail‘le Ortadoğuda devlet olarak hiç işbirliği yapmamış gibi davranması gülünçtür. T.C. Kürtlere karşı yürüttüğü kirli savaşta İsrail’in desteği olmadan bir gün bile savaşı sürdürmesi imkansızdı. Bunun böyle olduğunu bildikleri halde Türk yöneticilerinin masumluk ayaklarına yatmaları pişkinlikleriyle ilgilidir.
Türk devletinin yanlız politikacıları değil, aydını ,yazarı ve çizeri de bir o kadar pişkindir. Bir gün İsrail‘ci, diğer gün ABD’ci, bir başka gün Rusya taraftarı, bir de bakarsınız „laik olduklarını“ idia ettikleri halde Hamasçı çıkarlar.
İsrail ve Türk Devleti arasındaki çatışmayı Kürtlerin çok iyi okuması gerekiyor. Devlet ve ulus olmak isteyen toplumların kendi pragmalarını oluşturmaları bir zorunluluk. İsrail ile bölgede stratejik ilişkiler geliştirmeleri ulusal çıkarları açısında yaşamsal öneme sahip. İsralin Ortadoğudaki müslüman ülkelere kıyasla daha demokratik bir ülke olması, Kürtlerle bir çelişkilerinin olmaması avantaj olarak algılanması gerekir..
İsrail Ortadoğuda olmayan aklın merkezidir. İsrail‘le dost olmak akılla hareket etmeyi gerektirir. Mesut Barzani basın açıklamasında Kürt bayrağını esirgiyenlerin, Türk Büyükelçisini düşük basamaklı koltuğa oturtan İsrailli bakana söylüyecek sözleri olmamalıdır. Türk devletinin Başbakanları ve bakanları bu tavırlarıyla kendilerine yakışan küçük davranışlar göstermişlerdir. AKP’li Başbakan, Bakan ve bürokratların Mesut Barzaniyi karşılamada takındığı tutum ve basın önünde küçük düşürme girişimi bu partinin Kürt açılımı hakındaki samimiyeti konusundan yeterince bilgi sunar. Bu anlamda bazı Kürtlerin islami havalara kapılıp dinci Türk Başbakanından Kürtlerede Başbakan çıkarma girişimlerinin Kürt pragmasıyla örtüşmediğini yaşamın pratiği göstermekte.
Ortadoğu’da İsrailler dışındaki halkların çogunluğu hatta bütünü müslümandır. Müslüman olupta devletli olmayan tek halk Kürtlerdir. Kürtlerin devlet olmalarının önündeki en büyük engel müslüman oluşlarıdır. Bir gün bu müslüman halklar Kürtlerin katledilmesini kınamamışlardir. Filistin Kurtuluş Örgütü’de bunlara dahildir.
Avrupalıların halklar konusundaki çifte standartlı yaklaşımlarını Kürtlerin not ettiklerini bilmeleri gerekir. 40 millyonluk bir halk olan Kürtlerin kırım ve acılarına sesiz kalınıpta, bir avuç islamcının sorunlarını gündemlerine koyup hümanizm bağlamında tartışmaları düşündürücüdür.
Son olarak Kürtler; solculuğu tartışmalı ve de çağdışı islami etiketlerle Avrupalarda paketlenen Antisemitizmin alıcıları olmamalıdırlar. Filistin halkının halk olmada kaynaklanan haklarının takipçileri olarak, islamcılar ile Avrupadaki neo ırkçıların „sol, barış ve hümanizm“ adı altında sergiledikleri atisemitik şov gösterilerin gerçek barış ve hümanizmle bir ilgisinin olmadığını belirtmek zorundayız...
Son süreci ve Güney Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin konuşmalarını yanlış okumuyorsak“Kürtlerin artık kendi akıllarıyla düşündüklerini“ söylüyebiliriz. Ortadoğudaki arkaik, despot,militarist ve kabile eksenli köhnemiş soycu rejimlerine Kürtler demokratik ve özgürlük mücadeleleriyle ölümü bulaştırdılar. Bu ölümcül öpücüğün sonuçları sevindirici olacağını şimdilikte söyliyebiliriz. En azında Kürtler açısından….
Irak ve İran`a bulaşan bu öpücüğün darısı soycu ve islamcı Türkiyenin başına!...
xakibargin@yahoo.de