Ozan Vicdani; Yitip Giden Xozanların Vicdani idi
Neden Böyleyiz?
Neden böyleyiz acaba? Degerlerimize neden zamanında ve olması gerektigi gibi sahip çıkmasını bir türlü beceremiyoruz? Onlar hayattayken neden, her hangi bir vesile ile yazılarımızda, onları anmıyor, onları hatırlayıp, okuyucularımıza hatırlatıp onure etmiyoruz? Neden Araştırmacı-yazarlarımızı, Şairlerimizi, Xozanlarımızı, dik duruşlu omurgalı siyasetçilerimizi, Pir Sultancı Pirlerimizi-Analarımızı, din bilginlerimizi vs. tümünü; bunca yazdıklarımızın arasına, bir cümle de olsa nakşetmesini ihmal ediyoruz? Ve bu degerlerimiz ellerimizin altında, gözlerimizin önünde ansızın yirip gittiginde ise, sadece “yitik bir haber”le anıyor ve bir digerinin “yitik haberini” bekliyoruz! İşte bu ansızın “yitip gidenlerden” biri de, Ozan Vicdani degilmidir? Bu pisikkolojik davranış biçimi, hepimizin bir “ortak kaderidir” dersek sakın kimse kızmasın. Herkes kendi hesabına, bu toplumsal kaderi degiştirerek tarihe bir not düşsün! Umarız anlaşıldık!
Kimdi Xozan Vicdani?
İşte bu değerlerimizden sadece biriydi Xozan Vicdani. 1941 yılında Maraş’ın Afşin ilçesinin Kaşanlı köyünde başlayan yaşam hikayesinin son jubilesini, 13 Haziran 2010 tarihinde Hamburg’da noktaladı. Xozan Vicdani elini-kolunu sallayarak ardında, “hepimizin vicdanını sorgulayarak hakka yürümedimi?” diye sormalıyız kendimize!
“ Bu yurt o yurt degil tütmüyor ocak,
Sohbeti ısıtan köz orda kaldı,
Yıllar hep harabe kervan soyuldu,
Bulunmaz arama zorda kaldı.
Uğraşma Vicdani ölü dirilmez
Yükü aşk olanlar asla yorulmaz
Vatansız olanın derdi sorulmaz
Aç kalsa da gülen yüz orda kaldı…”(1) derken Vicdanların Vicdani sesi, kim bilir neleri ve kimleri kastetmişti o sürgün yüregindeki o çıkmaz sokağında…!
70 yıllık bir ömrün son 11 yılını yakalandığı boğaz kanseriyle mücadele etmekle geçirdi. 70 yıla en az 500 tane degişik konuları işleyen şiirler-deyişler kaleme aldı. Kasetleri, tellerine dokunduğu tembutu, haykırdığı kurşun gibi sözleri vardı. O sıradan bir Ozan-Aşık hiç degildi! O, haritada bile adı ve yeri belli olmayan sahipsiz köylerin köylü Sosyalisti idi., O, Zerdüşt’te çalarak yüreginde soğutmadan sakladığı, kor ateşinin yol ehli Zakiri idi. O güncel siyasetin tarihsel köprüsü ve tüm köprülerin Aksiyon adamıydı. Kürt yüreginin mengenelerde geçirildigi bir karanlık tünelde o, Türkiye İşçi Partisinin üye Ozanları arasında yerini almıştı.
Nerden bilebilirdik ki; Meger asıl adı Zeynel Sönmez’miş. 1966 yılından beri, Xozan Vicdani olarak köy köy gezerek Işıklık (Aşık-Ozan-Xozan) geleneginin en güçlü gezginlerinden bir olduğunu hep bilirdik.. Bütün Askeri cunta darbelerini gördü ve bizzat bu darbelerden çeşitli darpler aldı. Bunların tümünü o keskin ve ağdalı diliyle şiirlerle haykırdı. Zaten o hep haykırı bir Xozan’dı Mezopotamya-Anadolu boylamında. Enlemlere sığmadıgı için ani gözaltılar, sorgular, işkenceler bu “3K” mimli Kızılbaş-Kürt-Komünist halk Xozanı için sıradan şeylerdi. Asıl sırada olanı ise, onun bile tahmin edemiyecegi 1978 kanlı Maraş katliamının en çirkef yüzünü görecekti. Bu kanlı katlaimda ailesinden tam 16 canını birden kaybeden Vicdani, bir şiirnde şöyle dile getiriyordu o zalim Vicdansızların katliamlarını…
| Gelin kadın karnı yarın dediler, Bunlar Kürt Komünist vurun dediler, Çekip işkenceye sorun dediler, Sel oldu kızıl kan aktı Maraş’ta… Küçük çocuklara şişe taktılar, |
Sel oldu kızıl kan aktı Maraş’ta
Xozan Vicdani’yi Tanımak!
1993 yılında Xozan Vicdani’yi şahsen tanıma fırsatı bulduğumuz için mutluyuz. O Kürtçe aksanlı Türkçesiyle politik konuşmaları arasına bazen sepiştirdigi Kürtçe vecizeleriyle egitim seminerlerinde biz dinleyenleri adeta büyülerdi. Öyle ya unutmamak gerekir o, bir Xo Zan’dı. O zamanlar illet hastalığının esiri olmamış ve yumuşak gür sesiyle, anında yazdıgı şiirlerini bizlere okurdu. Özellikle de biz gençlerin ilgi odağıydı. Xozan Vicdani’yi tanımak biz ilgili gençler için bir ayrıcalıktı. 90 ların ilk yarısında böyle birkaç defa aynı ortamları paylaşan o dönemin biz genç ögrencileri, Xozan Vicdani’yi tanıdıgımız için, ne kadar şanslı olduğumuzu not defterlerimize bile sanırım istisnasız kayda geçmiştik. Çünkü o, sürgün bir Halkın Vicdanıydı. Kayda geçirilmeliydi. “Bir oğlunu Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde yitirdi, bir kızı da halen Kürdistan dağlarında gerilla olarak mücadele ediyor.”du.(2)
Bu küçük anı notunu da buraya iliştirdikten sonra Xozan Vicdani’yi arşivimizde aramaya başladık.
Derken Ozan Vicdani’yi Genel Yayın Yönetmenligini Ezeli Doğanay’ın üstlendigi, “Çağdaş Halk Ozanı” dergisinin, 1 Temmuz 1997 tarihli ve 2/3 sayısında bulduk. Xozan Vicdani duygularını, şiirle-deyişle dile getirdigini bilirdik. Onun pek düz yazı olarak kalem oynattığına tanık olamamıştık. O yüze karşı söyleyen bir söz ustasıydı. Demek ki yanılmışız! Bakınız lafı daha fazla uzatmadan, biz sözü Xozan Vicdani’ye bırakalım mı ha ne dersiniz? Buyurun öyle ise “Süleyman’ın Mühürü Var Öyle mi?” adlı bir eleştiri yazısından bazı pasajlar;
Süleyman’ın Mühürü Var Öyle mi?” (3)
Aslında Xozan Vicdani’nin bu yazdıkları, Süleyman Yağız’ın aynı derginin 2. sayısında,“Halk Şiiri Üzerine” yapılan söyleşisine cevaben kaleme aldığı bir degerlendirme yazısıdır. Yağız’ı ironik bir dille yererken bazı Ozanlara ve şahsiyetlere de dokunaklı göndermelerde bulunmaktadır.
Süleyman Yağız’a
“Süleyman bey “Kürtlerin Özgürlük Mücadelelerine” karşı çıkıyor. Bir Halka silahlı mücadele dışında başka şekilde mücadele şansı tanınmamışsa, her türlü degeri elinden alınmışsa o Halk ne yapmalı? Ya intihar etmeli ya da özgürlük mücadelesi vermelidir.(…)” diyor, ve “Kadın Hlk Ozanları”nın olmadıgını söyleyen Süleyman Yağız’a bunları sayarak, Şah Turna’nın yanısıra ( Sarıcakız, Şah Senem, Zeyno Bacı ve İhsani ile birlikte Anadolu’yu adım adım gezen Gülüşah) “Kadın Halk Ozanlarını” hatırlatıyor.
Xozan Vicdani bu degerlendirmesinde; “Aşık Veysel ve kendi tabiri ile Züppe Aydınlara” şöyle dokunur:
Aşık Veysel’e
“(…) Ha şunu da söylemeden geçmeyeyim. Züppe Aydınlar “Veysel’in dışında başka Ozanlar tanımadıklarını” söylemektedir. Bu söz çelişkili degilmidir. Aydın çağına tanık olmuş, olumlu anlamda onun degişmesi ve dönüşmesi için yüregiyle, beyni ile bedeniyle savaşan kişidir. Züppenin ise konumu bellidir. Veysel’in dışında kimseyi tanımaması doğal degil mi? Veysel’i tanıması bile şans. Şunu da eklemeden geçmiyeyim. Mektepli olan herkes, “aydın kişidir” anlamına gelmesin.(…)
Ya ezenlerin çıkarlarını koruyoruz, ya da ezilenden yanayız. Bunun ortası yoktur. Aşık Veysel marksist olacak diye bir kaide yoktur. Şüphesiz ancak yaptığı sanatın bir dökümanı yapılır ve bu doküman sınıf çelişkisi açısından bir tahlil yapılır, sonuç ona göre degerlendirilir.”
Yine bu “Vicdani dokunmalarından” hemşehrisi olan Aşık Mahzuni’de nasibini alır. Şöyle ki;
Aşık Mahzuni’ye
“Aşıkları anmışken Mahzuni’den söz etmesek hatırı kalır. Çünkü en liberal ozanımız odur. Bazen “halk ozanı” ile “millet ozanı” olma arasında gel gitleri yaşayan bu ünlü ozan, bütün ezilenlerden yana olacağına, (kendisinin öyle bir iddiası var da)Türk devletinin Faşist işgalçi politikasını desteklemiş. Kıbrıs işgal savaşında Mehmetçigin pala bıyıklarına türküler yakmıştır.Yahudiler için Adolf Hitler ne ise, Kürtler için M. Kemal odur. Oysa kendisi de bir Kürt olan Mahzuni, Atatürk’ün yeşil gözlerine şiirler yazmıştır. Bu davranışından dolayo Gong dergisinden ödül almıştır. Bu törene halkların düşmanı insan katili Faşist Kenan Evren de kutlama mesajı göndermiştir. Ne diyelim? Hayırlı uğurlu olsun! Deveye demişler “boynun egri”, “öyle mi” demiş, “peki nerem doğru?”(…)
İki Soydaş-Kızılbaş
Asılında bizim merak ettigimiz, aynı dergide Bağdagül Alkan ile “Aşık Mahzuni: “Dedemler Kürttürler, Ama Ben Hiç Kürtçe Bilmiyorum.” başlıklı bir ropörtajı da yer almaktadır. Acaba Mahzuni Baba hemşehrisi Xozan Vicdani’nin kendisine yönelik bu eleştirilerini okuyunca neler düşünmüştür? Doğrusu bilmek isterdik! Şu an ikisi de haka yürümüş iki soydaş, iki Kızılbaş, iki hemşehri, iki Halk Hozanı ve iki söz ustası. Olmayan kozlarını belki orada paylaşırlar, yani sazsız atışırlar…!
Xozan Vicdani’nin bu yazısının hemen yanında, yine Maraşlı hemşehrisi Xozan Temeli’nin on bir kıta’dan oluşan bir Kürtçe şiirine yer verilmiş. Bu şiirden hiç olmazsa birinci ve son kıtasını burada anmazsak bu fasıl eksik, anılara da haksızlık etmiş oluruz.
KANE
E,raste bi can büyin jiine
Dilben sipas ke xelat ü mizgine
Xudanen gerdüne kine, kine
Kane li kune ew, kane li kune?
(…)
Temeli li berWek hev dosti rawasti
Xwe ber, parast rasti ü serrasti
Ciranya mefnas, xera hev xwasti
Kane li kuye, kane li kuye? diye soruyor Hozan Temeli
Yine işte sizlere, Xozan Vicdani’nin bir şiirinden bazı dörtlükler. Kim bilir kimi yermiş bu dizeleriyle..
BENZER (4)
Bir çekirdek kadar iyilik yaparsa
Anlata anlata romana benzer
Birisi kazaren ya bir şey sorsa
Çenesi hiç durmaz, kemana benzer.
…
Bazen yalancıktan göz yaşı döker
Kiliseden papaz ile dem çeker
Hoca ile cami, cami bel büker
İnancı yok sahte imama benzer.
…
Böylece girdi tam yetmiş yaşına
Aclıkla insanı ediyor köle
Rengine aldanma benziyor bala
Vicdani bak tadı, çemene benzer.
Hayatı bir çemen tadıyla yaşayan “Vicdanlarımızın Vicdani sesi” yok artık! Bunu kabul etmeliyiz! Ama yayımlanmamış şiirlerinin derlenip toparlanarak bir kitapta, yayına hazırlanması ve bu konuda üzerimize düşen görevlerimizin yerine getirilmesi için, vicdanlarımızın dügmesine yine kendi parmaklarımızla basılması tarafımızca tüm tarafllara arz olunur.
Erdoğan Yalgın
Kaynak
Resim: Özgür Politika
- Özgür Politika, 14 Haziran 2010
- Özgür Politika 14 Haziran 2010
- Çağdaş Halk Ozanı dergisi, 1 Temmuz 1997, Sayı: 2/3
- Zülfikar dergisi, Mayıs-Haziran 1992, Sayı: 17