Skip to main content

Mem Qaso

Mem Qaso


Ali Ekber


dededersis.jpgMem  Qaso 80 yaşında, hiç sakalları kesilmemiş,dev boylu,Türklerin bazen Aşiret bazen arkasından kızıl baş dedikleri çevresine hiçbir sevmeyeni olmayan oldukça çok koyunu olan bir kişiydi.Sözü özü bir idi.Hiç bir yanlışı görülmemişti.


Her şeye rağmen hiç halinden memnun olmadığına dair tek bir kelime onun ağzında kimse duymamıştı.Güler yüzlü,altın sakallı,yüzü nurlu bir kişiydi.


Hep uzun beyaz sakalıyla aksi durumlarda; Allah kerim derdi.


Kavgaları fazla sevmez,bölgesinin barış güverciniydi.


Bir adam vurulsa o,götürülür sözü neyse öyle yapılırdı.


Kız kaçırılsa yine Mem Qaso gider ne derse o olurdu.


Kavga çıksa,kafa göz yarılsa Mem Qaso gider ne derse o olurdu.


Çevreninin tüm çözülmeyen sorunlarını tek çözecek kişi oydu.


Onun o iki metreyi geçen heybetine,hiç bıçak vurulmamış sakalına gören bile saygı duyardı.


Kapısında 500 koyunu, yazları yaylalarda koyun otlatır,sütten ve yoğurtan başka bir şey yemezdi.Yaşına göre sağlığı gençlerden bile yoktu.


Hayatında sigarayı ağzına bile almamıştı,gençliğinde kimse onun belini yere getirememişti.


Köyü ne kadar sevse de,onun esas sevdiği yerler tüm yaylarıydı.


Kışın karın 3 metre  olduğu zamanlar bile onun özlemi yine koyunlarını otlattığı yüksek tepelerdi,yaylalarıydı,dağlarıydı.


O,yaylara,koyunlarına aşıktı,yayları,koyunları da ona aşıktı.


Öyle ki,karısı Pireyi bile dağları,koyunları kadar sevmezdi, belki de.


Bölgesinin,ağasıydı,paşasıydı,yiğidiydi,güreşçisiydi,sözü en çok sayılan kişisiydi.


Bazen ona Qaso ağa  deseler de,onu kızdırmak içindi;O, derdi ben Mem Qasoyım,Pir Qasoyum.Ağada kim oluyormuş,biz Allah katında eşit yaratıldık.


Evinde Cemler yapılır,lokmalar dağıtılır,öyle günlerde üç,beş kurban birden kesilirdi.


Cemlerde bile Pir Qaso da  korkulduğunu herkes hissederdi.


Dede de bilirdi ki,cem için toplanan kadınlı,erkekli toplum onu daha çok sayar


Mem Qaso,zamanın erkekle kadının eşit olduğunu söylerdi.


Bazen kadınların Allah katında erkeklerden çok daha yukarda olduklarını da söylediği duyulmuştu.Bu sözüne çevredeki Türk Köyleri çok da kızmıştı.


Söylediğini gür bir sesle zaten bir sefer söylerdi,ikinciye cevap da vermezdi.


Tam on çocuğu vardı,bunlardan üçü erkek,yedisi kızdı.


Kızlar çoktan kocaya gitmiş,aradan gelen torunlarını sakalının altına koyup severdi.


Her ne kadarda,Kadınların Allah katında erkeklerden daha yukarda olduğunu söylese de,bazı davranışlarında erkek çocuklarına daha çok tutkun olduğunu belli ederdi.


Yaklaşık otuzu geçkin, torunları vardı,hepsi de onu çok severlerdi.


Nedense enişteleri onun karşısında çok nadir konuşurlardı,bu saygıdan mı ,korkudan mıydı,pek fazla belli değildi.


Bu kadar iyi bir maddiyetin,güzelliğin içinde onun oğulları nedense hepsi yurtdışına çıkmıştı.


Mem Qaso, bir müddet,Piresiyle direnmiş gitmemişse de,hem ihtiyarlığı,hem çocuk hasreti,hem torun hasreti, onu da,sonunda gurbete yollamıştı.


Daha ilk adımını attığı gün pişman olmuştu ama ne yapacağını da tam bilemiyordu.


Köye gitse koyunları da satılmıştı,ihtiyarlamıştı,zaten artık yaylara da gidemezdi.    


Onun gibi Pire de bir türlü bu her şeyi soğuk olan memlekete kanı ısınmamıştı.


Zaman geçtikçe Mem Qaso,hızla yıpranmaya başlıyordu,onu tanıyanlar,üzülmeden  edemiyordu.


Zamanın bir sözü emir olan Qaso böylemi olacaktı, kendi öz evlatları bile onu takmaz olmuşlardı,tanımaz olmuşlardı.


Zaten en çokta zoruna giden kendi öz oğullarının davranışlarıydı.


Herkes halen Qaso amcaya saygıdan kusur etmezken,kendi öz oğulları onu ciddiye almıyorlardı.


Dertlerini anlatacak kimsede yoktu,eski tanıdıklarından hiçbir kimseyi göremiyordu.


Tek dert ortağı Pireydi,O,Pireye dertlerini anlatıyordu,Pire de ona dertlerini anlatıyordu.


Birde torunları onları nedense çok seviyorlardı.


Oğulları bile torunları kadar onlara değer vermiyorlardı.


Mem Qaso,düşünüyor,tartıyor,bir türlü işin içinden çıkamıyordu.


Nasıl ederde  bu memleketten,bu hapishaneden kurtulurdu.


Günlük hayatı oturduğu evin çevresiydi.


Kimse onu tanımıyordu,oda kimseyi.


Allahın bir selamını bile veren kimse yoktu.


Verdiği selamı bile alan kimse yoktu.


Mem Qaso,artık kendi kendine konuşmaya başlamıştı;aw çı hale Mem Qaso diyordu.


Pire onun durumunda artık şüphelenmeye başlamıştı.


Pire’nin de durumu  iyi değildi,sözü emir olan Pire’nin bir saman kadar sözleri değersiz olmuştu.Kimse onun artık pişirdiğini bile yemiyordu.


Onun kendisiyle konuştuğunu da Mem Qaso görmüş,duymuştu.


Memleket,koyunlar,kuzular,yaylalar,şerikler, göçler onun burnundan tütüyordu.


Bir gün Pire Mem Qaso’nun dışarıda oturduğu masanın yanına oturdu.


Qaso, zaten Piresi daha konuşmadan onun kendisiyle konuşacağını onun yaklaşmasından anlardı.


Pire dedi ki;Qaso ben artık buralara dayanamayacağım,bari Allah beni bir gün önce öldüre de ruhum,bizim köye,yaylara,komşularımın yanına,dağlara gitse,ben ne yapayım,yapamıyorum.


Pire;ellerini  yukarı açtı,Allaha kendisini erken götürmesi için yalvardı.


Bunu gören Qaso;Pire’nin gözlerinin önünde evlendiklerinden buyana ilk defa ağlıyordu.


O,Kocaman Mem sanki bir çocuk gibi olmuştu,hüngür,hüngür ağlıyordu.


Onunda söylediği Pirenin söylediklerinden hiç farklı değildi;hemen ölümünü istiyordu.


En Küçük torunları Şerwan ,onların ağladıklarını görmüştü ama çok küçüktü;siz niye ağlıyorsunuz dede diye sordu.


Mem;kimse duymasın ,yok bawemin sen yanlış görmüşsün,hani kim ağlıyor,bak kimse ağlamıyor,diyerek göz yaşarını silmişti.


Pire;Şerwanı kucağına sardı,yiğidim benim Şerom,kimseye söyleme ayıp olur,hiç dedeler ağlarmıymış,herkes bize güler sonra.


Şerwan;daha 7 yaşındaydı ama cin gibi, bir çocuktu,nenesini de dedesini de çok seviyordu.


Akşam babası Diyar geldiğinde koşarak Şerwan babasına söyledi;baba bugün Dedem ile Nenem bahçedeki masanın yanında ikisi de ağlıyordu.


Diyar hemen hanımı Rojdayı çağırdı;babamların ağladığını bugün Şerwan görmüş,sen onları üzecek bir şey mi yoksa söyledin.


Rojda;ben hiç babamın karşısına çıkarmayım,sen delirttin mi Diyar.


Diyar hemen Babası Mem’in yanına gitti;baba bu gün Şerwan sizin anamla ağladığınızı söylüyor,bu doğrumudur.


Mem;Oğlum doğrudur,gelinin hiç kıl kadar bir hatası yoktur,beni de,anan da,bizi geri gönderin,biz köye,yaylara,komşulara dayanamıyoruk.     


Diyar ne yaptıysa da,babasını,anasını bir türlü ikna edemedi,koca Mem oğlunun  yanında da ağlamaya başlamıştı, beni gönder oğlum,ben buralara hiç alışamadım,dedi.


Diyar;o gün tüm kardeşlerini topladı,durumu anlattı,ne yapacaklarına bir çare de bulamıyorlardı.


Birkaç gün sonra Qaso Mem ile Anaları Pireyi,Köye göndermeye karar verdiler.


Arkalarında dört ay sonrada oğulları Diyar gidip durumlarını görüp ona göre hareket edecekti.


Daha üç ay dolmadan,önce Qaso Mem,üç gün sonra da Anaları Pire Köyde ölmüşlerdi.


Ali Ekber