'Maraş'ta Sokağa Çıkamadım'

'Maraş'ta Sokağa Çıkamadım'

Sivas’ta yaşananları ‘Simurg’ adlı oyunla 2006 yılında sahneye taşıyan ‘Canlar Tiyatrosu’, bu kez yakın tarihimizin karanlıkta kalmış bir gerçeğini seyirci ile buluşturdu. Serdar Doğan tarafından kaleme alınan ve Cengiz Sezgin tarafından yönetilen ‘Yangın Yeri Maraş’ adlı oyun, Maraş katliamının 31. yıldönümünde karanlıkta kalan soruları aydınlatmak hedefini taşıyor. 1993 yılında Madımak katliamında öldü sanılarak morga kaldırılan, daha sonra tesadüfen yaşadığı anlaşılan oyunun yazarı Serdar Doğan ve yönetmeni Cengiz Sezgin ile ‘Yangın Yeri Maraş’ üzerine konuştuk.

Maraş ve Sivas olayları yakın tarihin kanayan yüzü. Canlar Tiyatrosu olarak bu katliamlarda yaşanan olayları perdeye taşıdınız.

Serdar Doğan: Biz ilk olarak Sivas katliamını oynamaya başladık. Sivas’ı oynamaya başladığımızda, gittiğimiz her yerde insanları düşündürdüğümüze inanıyorum. Çünkü Sivas’ı otelin içinden kaldık. Otelin içinde neler yaşandı? Bu konuda kimse birşey bilmiyordu. Yaşanan telefon görüşmelerini aktardık, orada geçen diyalogları anlatmaya çalıştık. İzleyiciler böylelikle Sivas’ı anladılar, gelen tepkiler de böyleydi.

Avrupa’da da ‘Yangın Yeri Maraş’ adlı tiyatro oyununu sergilediniz ve gittiğiniz her yerde yoğun bir ilgi ile karşılaştınız. Nasıl başladı bu proje?

S.Doğan: Maraş, Sivas’tan sonra başladığımız bir çalışmaydı. Sivas’ı oynadıktan sonra, Maraş katliamına yönelik bir oyun çıkarmamız konusunda da talepler gelince, ‘yapabilir miyiz?’ diye düşünmeye başladık ve arkadaşlarla konu üzerine tartıştık. ilk adım olarak, bu konuda çıkan haberlere baktık ve Maraş’ı yaşamış tanıklar ile konuştuk.

Maraş’a gittiniz mi?

S.Doğan: Çok gittim. Eşimin Elbistanlı olması bunda önemli bir etken. Ayrıca şunu söylemek mümkün: Maraş, hala Ermeni katliamının izlerini taşıyor. Sokak isimleri bile enteresan geliyor. Ökkeş Kenger, BBP’ye geçtiği için MHP’lilerden dayak yemişti. İşte böyle bir memleket Maraş. Öyle bir yerde bu konuda bir araştırma yapmak çok ürkütücü geldi. Sivas katliamını yaşamış birisi olarak, Maraş’ta tek başıma sokağa çıkamadım.

Zihninizde Sivas olaylarında yaşananlar mı canlandı?

S.Doğan: Korktum. Sonuçta yaşanan vahşeti biliyorsun ve böyle bir konuda araştırma yapmak istiyorsun. Tabii biraz korkuyor insan.

Ne zaman yazmaya başladınız oyunu?

S.Doğan: Oyunu 2007 yılında yazdık. Önce sıkıyönetim tutanaklarını inceledik. Orada çok yüzeysel bir anlatım vardı. O süreçte gerçek suçluların üzerinde hiç bir araştırma yapılmadığı ortaya çıkıyor. Sivas ve Maraş’ı oynadık, şimdi sırada Çorum olacak sanırım. İzleyicilerimiz Çorum’u da anlatmamızı istiyorlar. Orda da yapılan incelemelerimizde görülüyorki; CHP binasında ülkücülerin yeri tespit ediliyor ve orada silahlar dağıtılıyor. Yani sonuçta Sivas, Maraş ve Çorum’daki olayların hepsi aynı ekip tarafından yapıldı, yapılıyor. Sivas’ da ışık sönmedi ama Maraş’da durum öyle değil. Olayların üstü açılmış değil hala.

Peki oyuna izleyicilerin tepkisi nasıl oldu. Mesela o süreci yaşayanlar geldi mi oyuna?

Cengiz Sezgin: Maraş’ta yaşananları, en iyi bire bir yaşayanlar biliyor. Tabii, o süreçte devrimci hareketler de çok fazla sahip çıkamadı. Ama her 24 Aralık’ta herkes kendi penceresinden bir söyleşi, panel yapıyor. Londra’da bir Maraşlı’nın evinde misafir olduk, oyuna gelmesini istedik ama gelmedi. Çünkü acıları tekrar yaşamak istemiyordu. Köln’deki gösterimde bir kadın ayakkabı atmak istedi, ama mendil attı. Yani insanların acısı, tepkisi hiç dinmedi. Maraş’a giderseniz eğer, Maraş’ta evlerin kapısında o çarpı işareti hala duruyor. Bu olay Franko’nun yaptıklarından, Mussoloni’nin yaptıklarından, Hitler’in yaptıklarından çok farklı görülmüyor...
S.Doğan: Çok benzeri burnumun dibinde oldu. Burnunun dibinde olanı anlayamazsan diğerini anlayamazsın. Yapmak istediğimiz biraz da o. Örneğin aydınlar bunu anlayamadı. Maraş olaylarının ardından 31 yıl geçti ama bunun dışında bir şey yok. Sivas’ı ilk kez sahneye taşıyan biziz. Mesela bir Kızıldere filmini yapamadık, Hüseyin’i, Kaypakkaya’yı, Mahir’i anlatamadık. 12 Eylül ile yandık, yıkıldık gibi bir şey var.
C.Sezgin: Bizim asıl amacımız nerde olduğumuzu göstermektir. Çünkü biz politik tiyatro yapıyoruz.

Politik tiyatro yapmanın zorlukları neler?

C.Sezgin: Politik tiyatro yapmanın elbette zorlukları var, ama bir şekilde yapmak zorundasın. İlk oynadığımızda 150 kişi geldi bizi izlemeye şimdi ise salonları dolduruyoruz. Bu süreçte biz de çok sıkıntı çektik. Oynadığımız oyunlardan dolayı devletin salonları bize verilmiyordu. Maraş’a gidemiyorsun, Sivas’a gidip oynayamıyorsun. Avrupa’da da işte ‘bu Alevi oyunudur’ denilip karşı çıkmalar oluyor. Başkaları organize etse Aleviler karşı çıkıyor.

Buradaki izleyiciyi nasıl buldunuz?

C.Sezgin: Avrupa’daki insanların tiyatro izleme geleneği yok. Bugüne kadar yaşanan katliamları anlatmak için anma geceleri yapılıyordu. Bu anmanın dışında bir eğlence oluyordu. Örneğin bizim bir defterimiz var. Oyunu izledikten sonra izleyicilerin kendi düşüncelerini yazmasını istiyoruz. Örneğin çocuklar bugüne kadar Sivas ve Maraş olaylarına yönelik bilgilere sahip olamdıklarını ve ailelerine soracaklarını belirtiyorlar.
Habip Hacımustafaoğlu: Bu oyunu oynayan oyuncuların hiçbiri Alevi değil. Biz acıları, katliamları anlatmak istiyoruz. Bütün derdimiz bu. Avrupa’da örgütlü olmanın getirdiği bir bilinçlilik var. Türkiye’de bunu göremiyoruz. Orada bir gişe açıyoruz ve biletini alan herkes gelip izliyor. Oyun sırasında küfreden ya da ağlayanlar oluyor. Bazen gözyaşlarımızı silip oyuna kaldığımız yerden devam ediyoruz.
S.Doğan: Burada herkesin ilgisi daha fazla. Türkiye’de ekonomik sorunlar ön planda olduğu için daha farklı. Oradaki insanların evine ekmek götürmek için çok çalışmak zorunda kalıyor.

Erdal Alıçpınar/KÖLN

15 Mart 2010
yeniozgurpolitika