Maraş Katliamı
Maraş katliamı üzerine o kadar yazı yazılmıştır ki,gelinen aşamada olayları şöyle başladı,şöyle oldu dan ziyade,neden olduğu üzerinde durulmasının daha yerinde olacağını düşünüyorum.
Bunun için dönüp o yılların (1978) Türk’ iyesinin iyi bir süzgeçte geçirilmesinin oldukça büyük yararı olacaktır.
12 Martta sonra yaralarını saran devrimci örgütler ve 12 Martın devrimci önderlerinin Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısını analizleri vardı.
12 Mart sonrası devrimciler içerisinde derin tartışmalar yapılmış,dünyadan da etkilenen Türkiyeli devrimciler bir çok alanda dev boyutlarda gelişmişlerdi.
Daha sonraları ortaya çık tı tek yetersiz örgütlü oldukları yer,tam da olmaları gereken yer olan işçi sınıfının içi,sınıf örgütlenmeleri,sınıf partileri,sınıf kişilikleri.
1973’ ler yine Ecevit (Kara Oğlan) ın tırmanarak doruklara çıktığı,özellikle Alevi kesiminin neredeyse yüzde 90’ı üzerinde oy aldığı,sürekli de geliştiği yıllardı.
Bu gelişme neredeyse Maraş olaylarına kadar sürmüştür,12 Eylüle kadar sürmüştür.
Türkiye’de ki gelişen devrimci hareketler,çok parçalı da olsa oldukça güçlenmeye doğru giden,sınıfıyla artık bütünleşmeye de adımlar attığı yıllardı.
Devrimci hareketin dev boyutlarda gelişmesi,Türkiye’de düzen taraftarlarını oldukça da korkutuyordu.Devletin kendisinin de korktuğu gayet açıktı.
İşte bu korkunun gereği olarak, bizzat devletin eliyle kurulan sol örgütler bile vardı.
Devlet sağcı güçleri de alabildiğine her yönüyle destekliyordu.
Bunların içerisinde illegal sağcı örgütlenmelerde vardı,legal siyasi (MHP) örgütlenmelerde vardı.Legal örgütlerin yanı sıra,illegal örgütler de oldukça hatırı sayılır,her türlü yardımı devletten alıyorlardı.
Onun içinde hiç korkmuyorlardı,her gün devrimcilere saldırıyor,öldürüyor ve yakalanmıyorlardı.Çünkü devlet bunları açık,açık koruyordu.
Tüm bunlardan dolayı da,belli oranda devlet devrimci güçlere gerçek hedef şaşırtması da yaptırmayı başarmıştı.
Devrimci güçler MHP’ ye verilen mücadele ile devlete verilen mücadelenin bir birinden ayrılamayacağını savunur duruma gelmişlerdi.
MHP öne çıkarılarak,hem devlet kendini saklıyordu,hemse yapacağı illegal işleri oldukça rahat yürütüyordu.Yani hedef şaşırtmaya bir çok güç o dönem ne yazık ki kanmışlardı.
Artık 1977’1 Mayısta tüm devrimcileri bizzat tarama gücünü kendinde bulmuştu.
Bu katliam karşısında bile bir çok tartışmalar yürütülüyordu ama genel de herkes devletin eli olmadan böyle büyük bir işi kimsenin yapamayacağını da düşünüyordu.
1977’ 1 Mayıs’ı devrimci güçlere durun demekti!
Devrimci mücadele doruklara tırmanmıştı,her gün neredeyse büyük veya küçük birkaç çatışma yaşanıyordu.
Bir gün soldan,diğer gün sağdan,misillemeler de vardı.
Devlet adeta devrimci güçlerin önüne MHP yi koyup kendisi 12 Eylül hazırlıklarını yapmıştır.
1978’yılları başlangıcında artık Türkiye’de işlerin böyle gidemeyeceğini devrimci güçlerin çoğu anlamıştı ama çokta öyle hazırlıklı değillerdi.
Maraş olayı aynı zamanda özellikle böylesi bir 12 Eylül faşist darbesinin şartlarını hazırlama oyunuydu.Maraş olaylarını 12 Eylülün bir parçası olarak görmek en doğrusu gibi geliyor.
Ordu durup durduğu yerde kalkıp iktidara el koyduk diyemezdi.
Öyle günlere gelmiştik ki,Alevi kişiler bile “yahu bu ordu nerde, gelse de birkaç kişinin kafasını koparsa da “rahatlasak diye mırıldanmaya başlamıştı.
Bu türlü halkı birbirine düşürmeler bir çok yerde denenmeye başlanmıştı.
Çorum,Malatya,Elbistan,Afşin,Pazarcık,Türkiye’nin değişik toplumsal yapılarının olduğu ve çatışmalara da müsait olduğu yerlerin hepsinde halk birbirine karşı vuruşmaya tutuşturulmuştur. Bazı yerlerde başarılı olmuşlardır,bazı yerlerde olamamışlardır.
Sonuçta solcular da 12 Eylülün geleceğini açık tartışmalarına rağmen buna karşı savaş tedbirlerini alamamışlardır.
Devlet içinde de “62’ anayasa sının” bazı kırıntılarından dolayı “Pol-Der gibi solcu polis dernekleri de kurulabilmiştir.
Sivil kurumların varlık şartları oldukça mümkündü,ne kadar faydalanıldı tartışmalıdır.
Maraş ta olanlar;devletinde desteği ile sivil faşistlerin,köylü cahillerin,üniversiteli faşistlerin,devlet içinde ne kadar gizli güç varsa,MIT,hepsinin bilinçli olarak yaptıkları Alevi katliamıdır. Günümüz de Maraş belgesellerini (YouTube - Broadcast Yourself) canlı olarak izlemek mümkün olduğu için,buralara bakan kişiler olayları bir çok ayrıntısına kadar öğrenebilirler.Yine olayların canlı tanıkları,bizzat olayları anlatmaktadırlar.
Önemli olan Maraş katliamı neden oldu sorusudur?
Ben özellikle Maraş katliamın bu yanını incelemeyi daha uygun buldum,bu soruya cevap aradım.Olayın olduğu dönemin Türkiye fotoğrafını yukarda biraz vermeye çalışsam da,bir bütünü istenilen güzellikte belki veremeye bilirim.
O dönem yine iktidarlar gidip,gidip geliyorlardı,son zamanlarda olduğu gibi 4 veya 5 yıl gibi seçim yıllarını tam dolduran hiç bir hükümet kurulamamıştı.
Cumhur başkanı bilerek bir türlü seçtirilmiyordu.
O kadar budanmasına rağmen,yine de 1962 Anayasasının Türkiye’ye bol geldiği söylenip duruluyordu.
Amaçlardan birisi de işte var olan bu 1962 anayasasını ortadan kaldırmaktı.
O dönemler yine 24 Ocak kararları alınmıştı.
Türkiye işçi sınıfının oldukça sınıf bilinci vardı,bu işçi sınıfıyla,bu Anayasayla,bu kanunlarla bu devrimci oluşum örgütlerle 24 Ocak kararlarını uygulamak da hiç mümkün gözükmüyordu.
Aleviler tüm bu değişim ve dönüşümlerin olabilmesi için bizzat devlet tarafında kurban olarak seçilmişti.Bizzat oy verdikleri Ecevit Hükümeti de bu olaylardan haberdardı.
Yoksa o dönemin iç işleri bakanı;İrfan Özaydınlı kalkıp da bu olayları solcular yapmıştır der mi idi.
İşte Cuntanın gelip te ortalığı yatıştırmasını bekleyen ve isteyen Aleviler kendi katillerinin daha iyi iktidar olmasını bilinçsizce istiyorlardı.
Olanlar, daha olacakların yanında hiç bir şey bile değildi,12 Eylül de gelen Askeri Faşist Cunta,gelir gelmez ilk saldırdığı devrimciler olmuştur.
Arkasından nerdeyse tüm Alevi köylerine baskınlar yapılmış zor ile silahlar istenmiştir.
Alevi köylerinin yaklaşık hepsi işkencelerden geçmiştir.
Bir çok Alevi köyüne işte o zaman camiler yapılmaya başlanmıştır.
Alevilerin gençlerinin üzerinde bir silindir gibi ezerek geçilmiştir.
12 Eylülde Başarlı olan devletin önünde hiçbir alternatif güç kalmamıştır.
Türkiye sermayenin,faizcilerin,bankerlerin,hırsızların çetelerin cenneti yapılmıştır.
Bu 1984 15 Ağustos PKK Şırnak baskınına kadar böyle sürmüştür.
15 Ağustosta beklemediği tokatı yiyen Türk devleti,şaşırmış ne diyeceğini bilememiştir.
3-5 şakiden bahis edilmiştir,bunlara da yine 3-5 gün yaşama hakkı söz de verilmiştir.
Her geçen gün Kürt hareketi 12 Eylül Generallerini ve onların hükümetlerini işlemez duruma sokup,Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa,bu cumhuriyete karşı başarılı ayaklanmaların,savaşların olabileceğini Türkiye ve dünya halklarına göstermiştir.
Kürtlerden objektif destek alan Aleviler,önce yurtdışında,sonra Türkiye içinde de dernekleşmelere giderek kendi varlığını Türkiye Cumhuriyetine bağırarak söyler konuma gelmişlerdi.
Artık Alevi dernekleri,ibadet yerleri,açık tapınakları, cemleri yapılır duruma gelmiştir.
İşte tüm bu gelişmelerin öznesi elbette Alevilerin bizzat kendileridir.
Bu şartları da yaratan,bizzat 40 yıldır yürüyen Kürtlerin mücadelesidir.
Esasen Alevi haklarıyla,Kürt hakları ortak mücadelenin paydaları da sayılmalıdır.
Bu iki kesmi devlet her ne kadar da bir birinden ayırmak için elinden gelen her şeyi yapmış sa da,Kürtlerle Aleviler ittifak kurmada bu isteğin dışına çıkabilmelidirler.
Kürtsüz bir Türkiye unutmayalım ki,Alevisiz Türkiye de olacaktır.
Maraş şehitlerini tekrardan saygıyla anarken,onların katillerini nefretle kınıyorum.
Yine Alevi katliamcısı olan Ökkeş Kenger gibi katillerin Alevi toplantılarında olmasını nefretle kınıyorum.
Yaşasın Alevilerin birlik ve beraberliği.
Yaşasın Alevilerin Kürtlerle olan ittifakı.
Ali EKBER