Skip to main content

Kuşatma, Kılıçdaroğlu ve Kimlik

Kuşatma, Kılıçdaroğlu ve Kimlik


CHP yeni genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili basında bir yığın yazı yazıldı. Yazıların çoğunluğu siyah ve beyaz alşıldık şeylerden ibaretti. Üç boyutlu düşünmeyen toplumun siyah ve beyazcıları olduğumuzda becerebildiğimiz en iyi şey ötekileştirmektir. Bizlerin siyah ve beyaz renklerine uymayanları anlamaktan güçlük çektiğimizde damgalamaya başlıyoruz. Soycu bir gelenekle hemen secere tutmaya kalkışıyoruz.  Felse  ve bilimin nedenini yeterince açıklamaktan güçlük çektiği „iyi“ ve “kötü“  kavramlarının temellerini soy kültürüyle açıklamaktan sakınca görmüyoruz. Nedense her yıldızı parlayan hemen Ermeni,Yahudi ve Alevi , bir şeye yaramıyanı da alışıldık vatandaş oluyor. Bu tarz çıkarsama akıllı olmanın Ermeni, Alevi ve Yahudi olmayı gerektirdiğini varsayar. Soyculuarın bu mantıkla baltayı  ayaklarına vurduklarından bihaber olduklarını ve de kendilerini aptal konumuna düşürdüklerınin idrakına varmadıkları görülür.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşması bir çok çevreden yankı buldu. Olumlu bulanın da tutunda olumsuzuna kadar, bütün yorumcuların ortak noktası Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından -olmaması gereken- çok ama çok önemli bir şeyin eksik olduğuydu. Bu şey Türk toplumunun acil ve de en önemli sorunu olan ve de bugüne kadarki bütün Türk politikacılarını da uğraştıran „Kürt sorunu“dur.

Kemal Kılıçdaroğlu ana muhalefet patisinin genel Başkanı olarak bu tarz eleştirileri ciddiye alması kendi yarararınadır. Eleştirilere olumsuz yaklaşması da zazarına! Siyaset yapılarak öğrenilir. Kılıçdaroğlu siyasette yeni, eleştirilerek eksiklerini gidererek siyaset yapacağı inancını taşıyoruz. Umarız AKP şefi R.T. Erdoğan gibi oraya buraya köpürüp  ve beğenmediği eleştirilerden dolayı basın mensuplarını medya patronlarına jurnallayıp şikayet etmekle tehdit etmez..

Tüm buna rağmen basındaki yorumların çoğunu tek yönlü bulmaktayım. Yapılan bir kurultay konuşmasında bir partinin yeni şekillenecek bütün politikalarını çıkartılabileceğini idda etmek abartı olur. Ayrıca bu Kurultay’ya kurultay demek bin şahit isterdi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun oy birliğiyle tek aday olarak seçilmesi başarı olarak tanımlanması düşündürücüdür. Normal başarı bir yarışı gerektirir.  Bu anlamda rakipsiz tek aday olarak hemen hemen oyların tümünü alarak seçilmesi bir başarıdan çok, bir kuşatmaya işaret etder. Kültürel olarakta demokrasiye has bir özellik değil. CHP’nin kimlik değişiminden kaygıları olan kesimler CHP kurultayına akın ederek “destekleriyle“ değişimin gelişimi önüne set örmekten geri durmamışlardır. Devletin eskimişliğini sembolik olarak temsil eden  Baykal’dan tutun da Rahşan Ecevit’te kadar bir kuşatmayla karşı karşıya.

CHP‘deki değişim bu „destekle“ ölü doğan çocuğa dönüştürülmek isteniyor. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi bunun farkında olup olmadığını bilemiyeceğiz. Ama Fikret Bila ve Murat Yetkin’le yaptığı röpörtaj’da 27 Mayıs darbesini antidemokratik bulduğunu söylemesi, bu kuşatmanın farkında  olduğu ve de demokratik duruşunda halen ısrarcılığını koruduğu görülür.

Baykal kurultay öncesi ve de sürecindeki destek görünümlü tavrı, daha çok Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki gelişimi ve örgütlenmesini enğellemeye dönüktü. Bunu da parti içindeki çatışmayı engelleyerek yapmak istiyordu. Böylece partide yeni politik açılımların önü tıkanmış olacaktı. Başka bir ifadeyle; Baykal kendisi genel başkan olmasa da, düşüncesi CHP’de eskisi gibi egemen olacaktı. Umarız Kılıçdaroğlu bir partinin fikirlerinin netleşmesi için sağlıklı bir çatışmanın gerekliliğini görerek politika yapar.

Baykal kavga bağımlısı olduğundan uzun süre çatışmasız edemez. Kavga Baykal‘ın yaşam nedenidir. CHP kurultayında yaşanması gereken politik ayrışmadan kaynaklı çatışma Baykal‘ın gelişiyle parlemntoya taşındığını söylüyebiliriz. Kılıçdaroğlu bu çatışmayı iyi yönetirse bu süreçte karlı çıkar. Başka bir diğişle Baykal henüz zayıfken kendisine yüklenilmeli ve de parti içindeki örgütlülüğü engellenmelidir.

Peki herkesin bu aralar kendisinden çokca bahsettiği Kemal Kılıçdaroğlu kimdir; kimilerine göre Dersim soykırımından tesadüfü yaşamda kalanları aşağılamak için kulanılan“kılıçartığı“olan biri , kimilerine göre deneyimsiz ve karizmadan yoksun korkak bir bürokrat , kimilerine göre de toplumun çoğunluğu tarafında temiz bir politikanın temsilcisi olarak algılanan Ecevit ve Gandi karışımı Dersim kökenli bir Kürt , ama Türk sosyal demokrat bir politikacı. Dersimli olduğundan  dolayı toplumda solculuk beklentisi uyandıran biri...

Dersim küçük ama anlamı çok büyük bir Kent. Devrim ve sosyalizm kavramları her nedense Anadolu ve Kürdistan coğrafyasında genelikle bu kentle anılır. 68 Kuşağının ögrenci önderleri bu dağlarda yaşayan halka sevdalanmışlardı. Onlar belki katledildiler ama sevdaları bu dağlara bulaştı, türkülere dönüşerek yüreklerde dolaştı, en çok ta genç kız ve delikanlıların yüreğinde, bir daha da sökülmemek üzere bir çini gibi işlendi.

Başka bir diyişle biraz ironik olacak ama; Dersim „ devrimci olunulmayan, ama devrimci doğulan“  bir kent. Bundan olsa gerek ki Kemal Kılıçdaroğlu kurultay konuşmasının rengi „kızıl“ bir görünüm taşıyordu. Ne de olsa Dersim kökenliliği var. Başka bir şey kendisinde beklemek zaten doğru olmazdı. Fakat bir soru boşlukta durmakta, Dersim solculuğuyla CHP liderliğinin farklı şeyler olduğunu da bilmesi gerekir.

Bu sosyalist söylemli sosyal demokrat politikacının konuşmasındaki eksikliği  Ruşen Çakır “solculuğun Kürt ayağı eksiktir“ diye not düştüğü için bu yazımda pek diğinmiyeceğim.

Ben sadece Kurultay konuşmalarıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun politik misyonunun değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Bu Kurultay, aceleye getirilip çok kısa sürede kartların karıştırıldığı ama kendisinden gerçekten ne çıkacağı pek belli olmayan bir oyunun sergilenmesini andırıyordu. Son ana kadar Deniz Baykal’ın aday olup olmayacağını kimse tam olarak çıkaramıyordu. Baykal dönme eğilimindeydi, fakat bu istemi bilindik nedenlerden dolayı gerçekleşmedi. Ayrıca bir devlet partisi olan CHP’nin parti olarak nasıl bir reaksiyon göstereceğini önceden kestirmek güçtü.

Bizim gibi  uzun ve rasyonal  bir örgütlülüğe dayanmayan toplumlardaki değişim ve gelişimin süreçlerini önceden  okumak  güç. Bu gibi toplumlarda değişimler ani olur ve genellikle toplumsal gerçekliğin diyalektiksel ihtiyaçlarının gelişim seyirinin aksine bir yön izlerler.

Kemal Kılıçdaroğlu‘nun CHP gibi devletle yaşıt ve de devletin siyasi suratını oluşturan bir partinin başına getirilmesi bir çok yönüyle ilginç ve tartışılmaya değer. Dedeleri devlet tarafından katledilmiş bir torunu devlet partisinin başına getirmek, sanırım yanlız bizim gibi toplumlardan görülebilecek traji-komik bir olay. Bu anlamda Kılıçdaroğlu’nun CHP liderliği hem kendisi, hem de toplumun diğer kesimleri açısından düşündürücü ve de ürkütücü:

* CHP gibi bir parti tarafından alınan katliam kararıyla dedelerini yitiren biri olarak bu partinin genel başkanlığına seçilmek oldukça travmatik bir durum arz eder. Başka bir diyişle katliam mimarlığı yapan şeflerin koltuğuna bir kurban olarak oturmanın bireyde oluşturacağı şizofrenik ikilik taşınılır cinsten bir şey değil. Bu anlamda Kılıçdaroğlu‘nun işi bugüne kadar CHP‘de liderlik koltuğuna oturanlarla kıyaslanmayacak kadar zor.

* Bolitikaları ve ilişkilerini “altı ok “ diye tanımlanan, sıradan insanların ve de halkların canını acıtan sivri uçlu ilkelere sahip doğmatik bir partinin „demokrat ve sosyal lideri“ olmanın kolay bir iş olmadığını bilincinden olan birl ider olduğuna inanıyoruz. Bu durum oturduğu koltuğa karşı çıkmasını gerektirir . „Altı dikenli“  ya da „oklu“ koltuk normalde sosyal demokrat olan birini rahatsız etmeli, katliamda tesadüfi hayat‘ta kalan birini de acıtmalı...

* Bu parti çoktandır toplumdan ve dolayısıyla toplumsal sorunlardan kopmuş-ya da hiç toplumsal bir parti olmamış-, elitist beyazların ve de militarist kemalistlerin partisi görünümü sergilemekte. Bu patiyi demokratikleştirmeye kalkışmak halka gitmeyi gerektirir. Bu durum elitist beyazlarla ve militarist kesimlerle canhıraş bir boğazlaşmayı zorunlu kılar.

* Bu partiyi renklendirmek söylemlemlerle sınırlı olamaz, halkların, azınlıkların ve de diğer kültürel gurupların renklerini yansıtılmasını gerektirir. Ucu sivri okların bükülmesi büyük bir toplumsal uzlaşıyı gerektirir. Bu oklar ancak halklardan ödünç alınan güçle bükülebilinir.

Bu saydığımız veriler ışığında olayı irdelersek, Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında olduğu bir CHP‘nin kendi geçmişinin reddi üzerine bir politika yapmasını gerektirdiği açık, ya da Kılıçdaroğlu‘nun keni reddini!...

Bunun da CHP’nin kimlik tartışmasını zorunlu kıldığını söylemek yanlış bir belirleme olmaz. CHP içindeki kimlik tartışmaları aslında çoktandır yaşanmakta. Bu tartışmaların nereye gideceğini Kılıçdaroğlu liderliğindeki bir CHP’nin  gelecek seçimlerde yakalayacağı başarı belirleyecektir. CHP’nin yeni kimliği ve bu kimliğin politik renginin ne olacağını önümüzdeki seçimler turnusol işlevi görecektir.

Bir iki sözde karizmatik lider tartışmaları için söylemem artık  bir zorunluluk oldu. Karizmatik lider arayışı demokrasiyi dışlayan toplumların hastalıklı ruh halini yansıtır. Ve de kendi değiştirici gücünü yitiren ve bu ğüce inanmaktan ğüçlük çeken toplumların kurtarıcı arama kültüyle ilgilidir. Demokratik toplumlar rasyonel bir yapılanmayı gerektirdiğinden karizmayı dışlar. Ama toplumsal değişimler rasyonelliği aşan bir değişimi ifade ettiğinden belli bir karizmayı zorunlu kılar. Bu anlamda demokrasiyi yaşamamış bizim gibi toplumlar demokratik toplumlara göre karizmaya  daha açıktır..

Karizmatik kişiliklere peygamber bazında tapan toplumlara rasyonel düşünmeyi pazarlamak, müslüman mahalesinde salyangoz satmaktan da daha güç  bir şey olduğunu, CHP‘nin yeni lideri olan Kılıçdaroğlu’nun  bilmesi gerektiğine inanıyoruz.  Bir de sadece akıllcı düşünüşle, dinle mayalanan Türk şövenizmine nasıl karsı durabileceği de merak konusu.

Bizi ilgilendiren başka bir şey de; Kemal Kılıçdaroğlunun çok hengameli bir dönemde ögrencilik yaptığı halde, politik bir geçmişinin olmamasıdır. İki yönlü ilginçtir; Dersimliler genelikle „doğuştan devrimci oluşlarıyla“ ünlüler, ikinci olarak 68 dönemi ve kuşağı çok politik bir kuşaktır. Kılıçdaroğlunun bu kuşağın renklerini yeterince taşımaması kendisine “teknokrat“ bir görünümü vermekte. 68 kuşağında olupta kendi kuşağının devrimci ve degiştirici ruhunu solumayan lidercikler hep kompleksli ve başarısız olmuşlardır. Bu renkleri taşıyanlar; lider olarak çok büyük roller oynamasalar da, kuşağıyla övünmediklerini ve de barışık olmadıklarını söylemek güç.

Umarız Kemal Kılıçdaroğl’u destek adı altında bir kuşatma altında olduğunun farkında olan bir liderin sorumluluk bilinciyle hareket ederek,  demokratik ve barışcıl bir pratiğin sahibi olur. Kendisine demokratik açılım konusunda başarılar dileriz. Aksi halde kalemimizin keskin ucunun kendisine dokunacağında süphesi olmasın.


Xaki G. Bargin/18 Haziran 2010

xakibargin@yahoo.de