Skip to main content

Kürt Sabrı


Kürt Sabrı

askernas.jpgBizim yaşlı çevrede eskilerde hep Kürtlerin çok sabırsız olduklarını,birbirlerini pek fazla tutmadıklarını,birde Kürtlere fazla da güvenilmemesi gerektiğini çok dinlemiştim.

O dönemler bizlerin de gelişme,öğrenme,çevrede olup bitenlere iyi kulak verme özelliği olduğu için bu bizim büyüklerin söyledikleri bana oldukça tuhaf gelirdi.Bunları bir nevi biraz öz eleştiri,veya daha iyi olma adına söylediklerini,yada bunların tam has Kürt olmadıklarını,tam has Kürtlerin bunları kabul etmeyeceklerini düşünmeden edemezdim.

Daha sonraları orta okul bitiminden sonra,Wan da savcılık yapan bizim Mehmet Kartal’ın hanımı köyden tekrar Wan’a dönerken birisinin onu oraya kadar götürmesi gerekiyordu.

Liseye kayıt yaptırmak üzereyken bu görev bana düşmüştü,onu götürüp kısa zamanda tekrar dönüp okul kararımı nere de nasıl olması konusunu tam netleştirmek zorundaydım.

Gül hanımla birlikte Wan’a kadar arkadaş olduk,eşyaları ben taşımaya çalışıyorum.

Bizim memleketle  Wan o zamanın yollarıyla 12 saat kadar en azından sürüyordu.

Evet ben 12 yaşımdayken devrimcilerle tanışmıştım ama Kürt bölgesine bu benim ilk gidişimdi.Yolda otobüs bir çok kez mola vermişti,bir yerde inip bir çay içmeye karar verdim.Bir çay istedim,çay geldi,küçük bir sert şeker var ama kaşık yok,bir sandalye yok herkes küçük yapılmış Kursi denilen üstü lastik olan özel yapılmış bir şeyin üzerinde oturtmuşlardı.Ben etrafa iyice baktım,kaşık konusu kafama pek yatmadığı için,ben bu çayı şekersiz karıştırmadan içmem diye bir kaşık istedim.Çaycı iyice bir gözümün içine baktı.

Ben bu bakışlara hiçbir anlam veremedim,adam hem kaşığı unutuyor hem de yüzüme bakıyor diye içimde geçirdim.Wan da sanırım 10 gün kadar kalmıştım.Orada Endüstri Meslek Lisesinin sınavları varmış,o dönem bu liseler imtihanlıydı şimdi bilmiyorum,bu imtihanlara denemek amacıyla da olsa bir girmemi özellikle Gül hanım istemişti.İmtihanlara girdim ve tekrar köye döndüm.Arkamda Savcı Mehmet beyin bir mektubu geldi, derhal gel okulu kazanmışsın,kayıt işlerini bitirip okula başlaman gerekiyor.

Gittim,gerekenleri yaptım,okula başladım,yıl 1976 olduğunu sanıyorum.

Her yer karışık olduğu gibi Wan da  öyle karışık,örgütlenmelerin bir çoğu var.

Kürt örgütlenmesi olarak bir tek Rızgari var ama öyle Wan’a hakimiyet gibi bir durumları yok.Özellikle Halkın Kurtuluşu en çok örgütlü olan örgüt,2. ye de Rızgari geliyor.

Birinci sınıfı bitirmek üzereyken bir Apocular sözleri dolaşmaya başlamıştı ama görenler henüz yoktu,ben Apo’cuların varlığını daha Kadirlide okurken duymuş ve silahlı mücadeleyi temel aldıkları içinde çok sevinmiştim.Ben oradakilerden  bu konuda daha bilinçli sayılabilirdim.Bu birinci sınıfı burnumdan getirdiler,Wan’da olan MHP li sayısı o dönem beni hayretlere düşürmüştü.Devletin tüm memurları özellikle de asker ve polis teşkilatı tam faşistlerden oluşturulmuştu.Emniyet  müdür yardımcısı zır delinin birisiydi,açık olarak MHP’ lileri her yönüyle koruyordu.Bir gün karşılaştığım zorlukları bizim hakim Mehmet beye söylemeye arkadaşlarında isteğiyle söylemeye karar verdim.Nedeni bir savcının belki emniyet teşkilatının  herhangi bir etkisi olurda bu adam bizi biraz rahat bırakır diye.

Mehmet bey 2.Gün beni de aldı,önce Emniyet Müdürüyle sonrada yardımcısıyla konuşturmaya başladı,yardımcısı bir numaralı köpek,her şeyi ters yüz etti,yalanlar söyledi.

Daha sonra ben okurken,bir gün haberlerde Antakya’da Acilcilerin bir cip’in içinde çapraz ateşe tuttuğunu ve öldürüldüğünü duyduğumda şöyle derin bir nefes aldığımı hatırlıyorum.

İşte bu dönem 2 yıla yakın bu şehirde kaldım,Kürt olduğumu ne kadar söylesem de,Savcı beyin  kardeşi olarak bildikleri için bana pek güvenmeyenler vardı,çok candan arkadaşlarımda vardı,benim için gözünü kırpmadan ölüme gidecek arkadaşlar da edinmiştim.Elbette bende onlar için öyleydim.İşte bu iki yılda çok tartışmalar,çatışmalar olmuştur ama o dönem henüz Apocular Wan’a girmemişlerdi.Başka yerlerde sesleri geliyordu,özellikle Siverek’te ama Wan da yoktular.Bir defa birisi gelmiş tüm öğrencilerin toplanmasını istemişti,bizimle çok teorik bir konuşma yapmıştı,tekrar geleceğinin sözünü de vermişti ama ben geldiğim için belki de onu hiç göremedim.Üzerimiz de çok büyük bir etki bırakmıştı,öyle çok güven verici korkusuz,hesap sorucu bir yapısı insana güven veriyordu.Onu ben çok sevmiştim ama bir defa görüşebilmiştik.

O dönem şehir içinde yaşayan Kürt halkının geneli apolitikti ama politika ortaokullara ve liselere tamamen girmişti.Türkiye’nin her yeri yaklaşık böyleydi.Wan da bile her 2-3 günde bir mutlaka olaylar olmaya başlamıştı.

Politik olmayan halktan nasıl bir ilişki beklenirse o dönem Kürtler de tam öyleydiler.

Kürtlük bilinci,Ulusal Kurtuluş’u Türk solcuları dile getiriyorlardı.

Kürtler daha yeni, yeni bir şeyler öğrenmeye başlıyorlardı,buda Türk sol güçlerinin içinde bir öğrenmeydi. Rızgari zaten Türk solcularından oldukça gerilerdeydi.Onlar hiç olmazsa Kürtler isterse bağımsızlığı devrim sonrası verilecektir diye yazmışlardı.

O dönemler dikkatimi en çok Kürtlerin devlet güçlerinden aşırı korkusu çekmişti.

Bir jandarma koca bir köyü toplar,küfrü basar,çağırı,bağır gidebilirdi.

Bunu kimse yadırgamaz,neden bunları söylüyorsun ulan götü boklu diyemezdi.

Kürtlerin bu durumunu çok iyi bilen devlet güçleri de elinden geleni arkasına koymuyordu.

O dönemler dikkatimi çeken en önemli olgulardan birisi de,İslam’ın Kürtler üzerinde çok aşırı iz bıraktığı yönündeydi.Bizim Kürtlüğümüz Alevi Kürtlüğü olduğundan olsa İslam’ın dikkate değer bir etkisi yoktur. Köylerimiz de ne cami vardır.Nede namaz kılan bir kişi  vardır.

Bunlara o dönemler yakın arkadaşlarıma söylemedim,beni yalnız bırakmalarından korkuyordum.Bazen arkadaşlarım Kur-an diye yemin ettiklerinde bilirdim ki artık o konuda ısrar etmenin bir anlamı yoktur.İşin içine din girdiğinde hiçbir Kürt yalan söylemez.

Kürtlerin bu yapılarını PKK’ tuz buz ettiği içindir ki,PKK’nın felsefesi ısrarla korunmalıdır.

Burada Kürtlerin dinini bıraksınlar gibi bir anlayışım olmadığını herkes bilmelidir.

Şu anki karşılıklı dinler arası hoş görüyü,sonuna kadar, hatta da geliştirerek koruyabilirsek hiçbir sorun olmayacaktır.Alevi Kürtlerinin en büyük çekincelerinin başında sanırım bu din konusu geliyordur.Oysaki PKK’ yapılanmasının içinde özerk her türlü dinin özgürce çalışması vardır.Kürt Aleviler Birliği-Dindarlar Birliği-Yezidiler Birliği- bunların en büyükleridir.Dernekleri,merkezleri her tür özgür çalışmaları vardır.

Bir çok yürüyüşte,10 günlük etkinliklerde beraber olduğum hacılar olmuştur ve ne onlarla dinsizliliği bile tartışmışımdır,eskide olsa bu mümkün değildi.Bu halk çok değişmiştir.

İşte bu nedenle de,Sivas olaylarında da baktığımız da,Sivas’ın  hesabını yine gerilla sormuştur.Hem de hak ettikleri biçimde ağır sormuşlardır.Bu işler yalnız dua ile Ali demekle de maalesef olmuyor.İşte bunun içindir ki Kürtlerle-Alevi Kürtler doğal müttefiktirler.

Güney batının Alevi Kürtlerinin geniş bir kesmi bunu anlamış olsa da,anlayamayanlar da halen mevcuttur.Onun içindir ki “gelin tüm Kürtler bir olalım zalime kılıç çalalım”

İşte Wan’da olduğum dönemde;Maraş Otobüsleri Wan’a,Diyarıbekire giremezlerdi.

Diyarbakır’da bunu denemiş ve tüm otobüsleri kırılmış,yakılmıştı.Türkleri sevmediklerini de açık gördüm,öyle kolay hemen herkesle büyük samimiyet kurmazlardı.

Kürtler arkadan tüm Türklere küfür ediyorlardı,benim Kürtçe anladığımı bilmiyorlardı.

O zamanlar bu Kürtler tamamen Türk düşmanı diye kafama yazmıştım,bazen bana sorarlardı Türk mü sün,nesin diye,kesinlikle Türküm diye hiçbir zaman bir söz çıkmamıştır.Hem gerçektende Türk değildim,hem de yüzüme karşı küfür yemek istemiyordum.

Herkesin gizli bir yerinde yeni çıkan Şıwan Perwerin kasetleri vardı,bu modaydı,çok ta seviliyordu.Diğer Kürt ozanları da gizlice hep dinleniyordu ama açıktan dinlenildiğini ben hiç görmedim.Türklere karşı büyük bir kinlerinin varlığını ben o dönem anlamıştım.

Bu tamamen bilinçsiz bir kin,çabuk korkuya dönüşen bir Türk yetkilisi bağırsa hemen her şeyi bırakıp kaçacak türden bir kindi.

En çok yiğitlikleri kendilerineydi bazen 10-15 kişi en küçük bir tartışmada veya namus denilen iki kişinin birbirini karşılıksız sevmesinden dolayı ölebiliyordu.

İnsan o dönemler bunları duyduğunda bir Kürt olarak hayli üzülüyordu,elden bir şey gelmiyordu.

Söz ağalarındı,onlar ne söylerse kanundan daha geçerliydi.

O dönemki okul yıllarımda oradaki Kürtleri bizimkilerin söylemleriyle karşılaştırıyordum ama hepsinin asılsız olduğunu görüyordum.Din dışında.

Onlarda olan olumsuzlukların aynısı bizim Maraş Kürtlerinde de  vardı.

Benim kafama en çok takılan,oradaki Kürtlerin Kürtlüğünün çok daha derin olduğu yönündeydi.

Türk illerinde de daha önce kalmıştım,kesinlikle gelenek görenekler farklıydı.

Bizimkiler bir çok yünüyle sanki Türkleşmişlerdi,Türklüğü kabul edecek duruma gelmişlerdi.

Wan da yüze karşı söylenmese de,Türklüğü hakaret olarak görüyorlardı,kimsenin olmadığı yerlerde çok küfür duymuşumdur.

Daha sonraları sosyo-ekonomik  yapı tahlilleri hep kafama takılmıştır.

Aynı strateji hem Türkiye de,hemse Kürdistan’da geçerliydi.

Bu sömürgeciliği dolaylı olarak onaylamaktı aslında.

Mustafa Kemalin söylediklerinin Kürt bölgesinde kabulüydü.   

Türk örgütlerinin aslında Kürdistan’da pek öyle tam da haberlerinin olmadığı belliydi.

Batıda geçerli olan her şeyin Kürt bölgelerinde de tam geçerli olduğunu savunuyorlardı.

İşte bu gerçeğin tamamen ters yüz edilmesiydi,gerçektende buralar çok farklıydı.

Benim Türk solundan ilk ayrılış isteğimde o dönemki gözlemlerime ve Serxewebun deki bilimsel analizlere dayanıyordu.

Bir gün ben Türk sol güçlerindeki arkadaşlara söylediğim de,Kürt olanlar nerdeyse beni öldüreceklerdi ama bir Karadenizli arkadaş vardı,anlattıklarımı kabul etti,bu istek bizi onurlandırır diyerek tartışmaya noktayı koydu.O,arkadaş zaten belirleyici bir arkadaştı.

Bizim tartışmalarımız için özel bir komisyon onu görevlendirmişti.

İşte ondan bu yana Kürtlerinde sabrının çok değiştiğine şahidimdir.

Kürtlerin siyasi yapılarının çok değiştiğinin şahidiyimdir.

Kürtlerin birbirleri için ölmeyi çok iyi öğrendiklerinin gözlemcisiyim.

Orta doğunun en devrimci halkı olduğunun gözlemcisiyim.

Sözünün eri olduklarının gözlemcisiyimdir.

Kürtlerin siyasal yapısına layık olmak öyle her babayiğidin karı da değildir.

Şu an dünyanın en devrimci,en ilerici,en çok direnen bir halk konumu vardır.

Kürt demek,direnmek,taşlamak,hapis,ceza, sabır,mücadele,onur, bir çok şeydir artık.

Günümüz de Kürdü öyle bir iki sahifeyle anlatmak mümkün değildir,ben öyle bir iki değinmede bulundum,hepsi bu kadar.

Türk devletinin o olmayan demokrasisine,hassiiiiktirr diyebilme cesareti Kürtlere aittir.


 


 


Ali Ekber/30.12.2009