Skip to main content

Karerli Mehmet efendi’nin hezeyanları...

Karerli Mehmet efendi’nin hezeyanları...

Vet. Dr. Nuri Dersimi”nin sunduğu gerçekler

Cumhuriyet dönemi Kürt tarihi adeta tabulaştırılmış olsa da, Kürt ulusal mücadelesinde temsil niteliği olan şahsiyetlerin hangi çizgide yer aldıkları yine de bilinmekte ve gerekli yere oturtulmaktadır.

Cumhuriyet dönemi Kürt tarihi adeta tabulaştırılmış olsa da, Kürt ulusal mücadelesinde temsil niteliği olan şahsiyetlerin hangi çizgide yer aldıkları yine de bilinmekte ve gerekli yere oturtulmaktadır. Bu anlamda, sözgelimi 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi”nde bir Miralay Cibranlı Halit Bey”le Şeyh Said”in ve bunların karşısında yer alıp muhbirlik yapan; birincinin aşiretdaşı, ikincinin bacanağı olan emekli binbaşı Cibranlı Kasım Bey”in tarihteki yeri ve konumu bellidir. Yine 1940”lı yıllarda, kendisine güdümlü Doğu İlleri ve Varto Tarihi tarzında kitap yazdırılan Mehmet Şerif Fırat”ın, Kürt toplumu ve Devlet ikilemindeki durumu da bilinmekte ve torunları dahil birçok kişi tarafından eleştirilmektedir.

Bu türden, aynı karede yeralan ve yakın ilişki içinde olan üç kişi ise Prof. Dr. İzzettin Doğan”ın babası, eski milletvekili Hüseyin Doğan (Dede) ile tanınmış Kürt aydını Dr. Sait Kırmızıtoprak”ın (Dr. Şıvan) dedesi Bertal Yurtsever ve Ali Rıza Erenler”in babası Kârerli Mehmet Efendi”dir.

Hüseyin Doğan”ın, gerek 1925 Kürt İhtilâli”nde, gerekse 1937/38 Dersim katliamında nasıl Devletin yanında yer aldığını çeşitli vesilelerle vurgulamıştık. Yine Dersim”in efsanevi şairi Sey Qaji”yi hapsettiren Bertal Yurtsever karşısında; Dr. Şıvan”ın, dedesinin değil Sey Qaji”nin yanında yer aldığını da… Bugün, Dersim”de adı lânetle anılan Rehber”in, Zeynel”in ve Vanklı Efendi”nin çocuklarının ve torunlarının da bu ihanetçilere iyi gözle bakmadıklarını ve farklı bir çizgi izlediklerini tahmin etmek zor değildir… Kârerli Mehmet Efendi”ye gelince, önce hatırlamamız ve hatırlatmamız gereken birkaç husus var…

Vet. Dr. Nuri Dersimi”nin sunduğu gerçekler

Vet. Dr. Mehmet Nuri Dersimi”nin Hatırat”ını yayımlayıp, bundan iki yıl hapis cezası almış bir yazar olarak; salt Türk devletinin değil, Kârerli Mehmet Efendi”nin ağır suçlamaları karşısında kendimi, bazı konulara açıklık getirme ihtiyacın- da hissettim. Vartolu Mehmet Şerif Fırat gibilerin eserleri 1940”lı yıllardan itibaren bilinçli olarak Alevi- Kürt topluluklar arasına sokulmaya çalışılırken; biraz da buna ve Dersim katliamına bizzat katılan asker ve sivil yazarların yayınlarına bir tepki olarak Nuri Dersimi tarafından 1952”de Halep”te yayımlanan Kürdistan Tarihinde Dersim üzerinde nasıl bir yasak uygulandığını, o günleri yaşamış olan herkes bilir. Birincisi Devlet tarafından evlere sokulurken, ikincisinin Türkiye”ye girişi bile yasaklanıyordu.

Türkiye”de, askeri yönetimlerin gözde kitabı Doğu İlleri ve Varto Tarihi” nden sonra, Dersim katliamına bizzat katılıp Alişêr ve Zarife”yi katlettirdikten sonra kesik başlarının resmini çekip 1950”de Tarih Dünyası dergisinde yayımlayan Jnd. Alb. Nazmi Sevgen”den sonra, yine katliam döneminde muhbir-gazetecilik yapan Niyazi Ahmed Banoğlu”nun 1951 yılında İnci ve Yeni İnci dergilerinde resmi görüş doğrultusunda yayın yapması üzerine, 1910”lu yıllardan itibaren Kürt ulusal mücadelesinin, Koçgiri ve Dersim katliamlarının doğrudan tanığı olan Nuri Dersimi de mağdurlar cephesi adına olup- bitenleri ilk kez 1952”de Halep”te yayımladığı Kürdistan Tarihinde Dersim” le bilince çıkarıyordu.

Yaşanan ağır travmanın etkisiyle yazarın, gerek bu ilk eserde, gerekse bizim sadeleştirerek, notlayarak ve resimleyerek Türkiye”de 1992”de Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım adıyla yayımladığımız ikinci eserinde, zaman zaman duygusallığa düştüğünü de belirtiyor, ancak buna rağmen eserlerin önemini şu sözlerle vurguluyorduk: „ Dersimi”nin eserleri, Kürt toplumsal yaşamı ve ulusal mücadelesi açısından büyük önem taşıyor. Yirminci yüzyılın başından itibaren Kürt ulusal uyanışını bizzat yaşayan, Koçgiri ve Dersim Hareketlerini doğrudan yönlendiren aydın ve önderlerden biri olan Nuri Dersimi”nin, çok yakın gözlem ve değerlendirmeler içeren eserleri, açıktır ki birinci elden kaynaklar olarak Kürdoloji çalışmalarının vazgeçilmez kaynaklarından biridir.“ (Bkz. Hatırat”a yazılan Roja Nû ve Özge Yayınları Önsözler). Daha sonra, bu eserleri Devletin resmi ve gayrı- resmi gizli belgeleriyle test ettiğimizde; anlatılan olayların ve kişilerin bu belgelerle de doğrulandığına tanık oluyoruz. Bu, gerek Osmanlı dönemindeki Kürt ulusal- demokratik örgütlenmeleri içinde yer alan Dersim ve Koçgirili aydınlar açısından böyle, gerekse Koçgiri ve Dersim hareketlerinin gelişim süreci açısından böyle. Dersim olaylarının gelişim seyri, bütünüyle planlı bir katliama tekabül ederken, bunun bir „isyan“ olarak nitelendirilmesi açıktır ki yanlıştır, çünkü olsa olsa bir direnişten söz edilebilir. Devletin, bilerek öne çıkardığı ve giderek Hatay meselesiyle ilişkilendirmeye çalıştığı bu nitelemenin, açıktır ki tarihsel ve siyasal gerçeklikle hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Dahası, sol gruplar da dünden bugüne aynı nitelemeyi bir slogan olarak kullanagelmişlerdir.

“Yazılmayan Tarih ve Anılarım”...

„Kızılbaş“lıktan „Karabaş“lığa Giden Yolda Kârerli Mehmet Efendi”nin Anıları Neyi Anlatıyor?
Öncelikle, bu anıların, Kârerli Mehmet Efendi hayattayken neden ortaya çıkarılmadığı ve yayımlanmadığı, üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir konudur. Eğer adı geçen, Nuri Dersimi”yi eleştirecek ve yalanlayacaksa, bunu ikisi hayattayken yapmalıydı. Çünkü, Kârerli Mehmet Efendi, Dersimi”nin ilk kitabı çıktıktan 7 yıl sonra vefat etmiştir. Bu yapılmadığı gibi, kitabın yayınının, Dersimi”nin vefatından 34 yıl sonra 2007”de yapılmış olması ilginç değil mi?
Bildiğimiz kadarıyla, kitabın yayını için önce başvurulan yayınevlerinden biri Yurt Yayınları olmuş. Burada kabul görmeyen kitap, daha sonra Kalan Yayınları arasında çıkarılmış.

Edindiğimiz bilgilere göre, varislerinin elinde tapu kayıtları dahil birçok belgenin yanısıra, Kârerli Mehmet Efendi” nin „Şabaniyye“ adındaki Sünni tarikata intisab ettiğine ilişkin bir belge de vardır.

Kitapta da kimi ipuçları bulunmakla birlikte, Mehmet Efendi”nin izlediği çizgi açısından böylesi bir değişim süreci son derece önemlidir. Onlarca Ermeni âşık gönüllü olarak Kızılbaşlığı ve Bektaşiliği seçerken; yine şair Dertli gibi Halvetiye tarikatı mensubu birçok Sünni âşık, Kızılbaşlığa girerken; Kârerli Mehmet Efendi”nin Kızılbaşlığı bırakıp Şabaniyye tarikatına girmesi ve namaz kılmaya başlaması ilginç değil mi?..

Peki, nedir bu Şabaniyye tarikatı? Kısaca gözatmakta yarar var: Şabaniyye, Halvetiyye”nin ana kollarından biri. Tarikatın kurucusu Şeyh Şaban-ı Veli el- Kastamoni”dir. Şaban-ı Veli, aynı zamanda Nakşibendiyye mensup olduğundan, kendisinden sonra kurulan Karabaşiyye şubesinin de kökenini teşkil eder. (Bkz. İslâm”da Mezhepler ve İnanç Yolları Ansiklopedisi, Güneş gaz. yay. s.89)

Burada; Nakşibendiliğin 19. yüzyıl başlarında Bektaşi tekkeleri yerine ikame edilmeye çalışılan Sünni bir tarikat; Şabaniyye”nin şubelerinden olan Karabaşiyye”nin de, „Kızılbaş“ suçlamasına karşı Sünniler için kullanılan bir niteleme olduğunu hatırlayalım. Batı Anadolu”daki Türkmen Aleviler”in, yine „Kızılbaş“ suçlamasına karşılık bölgedeki Sünniler”e „Kara Ağızlılar“ adını yakıştırdığını da burada belirtelim. İşte, ara başlık olarak kullandığımız niteleme de, bu değişimi yansıtmaktadır. Gelelim, Kârerli Mehmet Efendi”nin „Yazılmayan Tarih ve Anılarım (1915- 1958)“ adlı kitabına…Oğlu, Ali Rıza Erenler tarafından yayına hazırlanan ve Birinci Dünya Savaşı, Koçgiri, Şeyh Said ve Dersim olaylarını kapsayan kitabın, maddi ve ideolojik temelde bütüncül bir irdelemesini yapacak değilim. Böyle bir şeye yeltenirsem 432 sayfalık bir kitap da benim yazmam gerekecek…

“Kürtler ve Ulusal- Demokratik Mücadeleleri”

Hiç unutmam; Uğur Mumcu”nun Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan „Şeyh Said Ayaklanması“ konulu yazıdizisi üstüne salt maddi yanlışlarını gösteren 15 sayfalık bir cevap yazdığımda, yazı yayımlanmamış ancak daha sonra kitap ismi „Kürt- İslam Ayaklanması“ olarak değiştirilmişti…O halde, ben sadece boy hedefi haline getirdiği ve belden aşağı vurmaya çalıştığı Nuri Dersimi”ye ilişkin suçlamalarına kısaca değinmekle yetineceğim.

1- Herşeyden önce, Kârerli Mehmet Efendi”nin yaşamında önemli bir dönemeç olarak sunulan 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketi”yle ilişkisine ve cezalandırılmasına dair bir belirlemeye değinmek istiyorum. Zamansız patlak veren bu Hareketin ön raporlarına, ihbar mektuplarına, eylem aşamalarına, yargılama süreçlerine ve sonuçlarına ilişkin „Kürtler ve Ulusal- Demokratik Mücadeleleri“ adlı eserinde (Bkz. Özge yay. Ank. 1993) 350 sayfalık belge yayımlayan bir araştırmacı olarak; ne iddianâmede ne de mahkeme kararında Kârerli Mehmet Efendi”nin ismine rastlamadığımı belirtmeliyim. Oysa, adı geçenin bu davadan 101 sene hapis cezası aldığı söyleniyor.

2- Adı geçen, Nuri Dersimi”ye düşmanlığını ve hasmane tutumunu daha ilk satırlardan itibaren ortaya koyuyor: „Hayatı boyunca aile varımının kompleksinden kendini kurtaramamış“, „Onu tanıdığım günden beri, hakkında konuşulabilinir bir varlık olarak görmemiştim“, „Şaibeli bir kaçışla Suriye”ye giden“…(s.333) Böylesi bir duygusallık ve hasmane tutumla bir kişinin muhatabı hakkında doğru değerlendirmeler yapmasını beklemek herhalde safdillik olur.

3- Adı geçen, Nuri Dersimi”nin okulu bitirmediğini ve sahte belgeyle veterinerlik yaptığını ima ediyor. Oysa, Dersimi, I. Dünya Savaşı dolayısıyla Hükümet emriyle nasıl askere alındığını ve daha sonra okula devam ederek diplomasını aldığını her iki kitabında da anlatır.

4- Koçgiri”den Alişan Bey, Haydar Bey ve Alişêr ile Dersim”den Vet. Dr. Nuri Dersimi, Eczacı Sarıoğlu Hüseyin Hüsnü, Miralay Dersimli Halil Bey, Dersimli Tıbbiye öğrencisi Necib Bey, Sarı Saltıklı Dersimli Halil Bey gibi birçok aydın Kürdistan Teali Cemiyeti üyesidir ve bu gerçeklik başka belgelerle de kanıtlanmakdır. Dolayısıyla Koçgiri”den Ankara Hükümetine çekilen telgraflar, bir örgütsel kararın sonucudur ve başka belgelerle de desteklenmektedir. Sözgelimi, daha 20 Aralık 1918”de
5- Kürt örgütüyle Hürriyet ve İtilaf Partisi arasında, Kürdistan özerkliği konusunda bir anlaşma imzalanmıştır ve talgrafta bu husus Ankara”daki hükümete de hatırlatılmaktadır.

5-Dersimi, Kârerli”nin iddia ettiği gibi 1934/35 yıllarında değil; 11 Eylül 1937”de Suriye”ye nasıl gittiğini bütün ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Kârerli”nin hayıflandığı husus, onun yakayı ele verip ölmemesidir!.. Yoksa bir katliamın ayak sesleri, İnönü”nün 1935”teki gezisi ve hazırladığı Kürt Raporu ile iyice hissedilmektedir. Bunu, Alişêr”in tam da bu sıralarda kaleme aldığı şu dizeler de göstermektedir:

Ol Yezid”in fikri Dersim”i vura
Silahlar toplanıp çöllere süre
Zâlimler, zannetme bu size kala
İnşallah bir eroğlu meydana gele
Hak yolunda intikam ala…

Nuri Dersimi”yi Kırıkhan bölgesinde koruyan, Elbistan kökenli Sinemilli aşiretinden Koco Ağa, babamın da yakın dostuydu. Oradaki yaşamını hâlen hayatta olan çocukları anlattığı gibi; Türk devleti tarafından Dersimi”yi imha etmek için çeşitli vaadler karşılığı tutulan kişiler de, aynı çevrelerce bilinmektedir.

6-İşin ilginç yanı, Nuri Dersimi”ye karşı son derece acımasız ve hasmane davranan Kârerli Mehmet Efendi”nin, birçok olayın tam da ortasında rol alan dönemin Elaziz Valisi Cemal Bardakçı” ya ve tüm gelişmelerin tepe noktasında bulunan Başbakan İsmet İnönü”ye gösterdiği toleransın yüzde birini ona göstermemesidir.

Devletin istediği gibi ““asimilasyon”u savunuyor

Bir başka ilginç husus, Kârerli”nin bu noktada, tam da asimilasyonu ve Türkleştirmeyi „temdin“ yani „medenileştirme/ uygarlaştırma“ olarak nitelendiren resmi ideolog ve muhbir- gazeteci Hakkı Naşid Uluğ yaklaşımıyla konuşmasıdır. Bakınız, Elaziz Valisi Bardakçı”ya yüklenen misyon:
„Valinin tek amacı, yüzyıllar boyu kapalı tutulmuş Dersim kapılarını uygarlığa açmak; açlık, cehalet ve şekavetin kol gezdiği bu belde yaşayanlarını ekonomi, kültür ve uygarca yaşama imkânıyla buluşturmaktı. (…) Yegâne gayesi tarihler boyu alışagelmiş devlet tanımlamasının ötesinde varlığını idame ettiren Dersim halkını, şehre taşıyıp devletin asimile politikasını uygulamak ve bu vesile ile halkla idare bütünleşmesini sağlamak olan valinin…“ (Age, s. 335)

Görüldüğü gibi Kârerli Mehmet Efendi, tam da devletin istediği gibi „asimilasyon“ politikasını savunuyor. Adı geçen, yalnız Vali”yi değil; daha 1935”te Dersim”i imha planının temellerini atan ve 1937”de Dersim”i bombalayan Sabiha Gökçen”i ödüllendiren dönemin Başbakanı İsmet Paşa”yı da aklamaktadır.

Atatürk, Celal Bayar ve İsmet Paşa üçlüsünün, Dersim”le ilgili olarak yaptıkları toplantının ardından, kimi politikacıların „kan kokmaya başlamış“ değerlendirmesinde bulunmaya başladıklarını belirten Kârerli, İnönü”yü aklamak için ona atfen şu sözleri aktarmaktadır: „Islahat adı altında yapılacak tedip ve tenkilin bir çare olmadığını hep yaşadık gördük. Bugüne kadar yapılmışların acısı henüz dinmiş değildir. Yapılması istenilen yeni bir tenkil harekâtı devlet varında izalesi mümkün olmayan kalıcı izlerin yaratılmasına neden olur ki; bu da âtide bizleri, makul yanıtı olmayan tarihi sorumluluklara götürür.“ (Age,s. 347)

Adı geçenin bu sözleri nereden aldığını bilmiyoruz; bildiğimiz bir şey var ki, o da, 1937/38 Dersim katliamının temellerinin İnönü”nin 1935 Kürt Raporu ile atıldığıdır. Bunu, o tarihlerde ülke dışında bulunan Kürt aydınlarından Elektrik Mühendisi Muşlu Şabanzâde Hilmi Yıldırım da iyice hissetmiş olmalı ki, bu konuda „Kürdistan”da Yirminci Asırda Türkler”in Medeniyeti“ adlı, kimi yerlerini bizim bile sansürlemek zorunda kaldığımız zehir- zemberek bir broşür yayımlamıştır. (Bkz. M. Bayrak: Kürdoloji Belgeleri- II, Özge yay. Ank. 2004, s.323- 336).

Sonuç olarak; „Dersimlilik“ adına Nuri Dersimi”ye ve Kürtler”e çatmak için fırsat kollayan bazı „malum“ unsurların, cankurtaran simidi gibi sarıldıkları Kârerli Mehmet Efendi”nin kitabının maddi ve ideolojik yanlışlarını sergileyecek, yüzlerce sayfalık eleştiri yapılabilir. Ancak, biz şimdilik bu kadarıyla yetinerek; Şabaniyye tarikatinden Bingöllü Kârerli Mehmet Efendi”nin anlamadığı, ancak Dersim katliamını bizzat yaşayan Nur tarikatinden Elazığlı emekli albay Hulusi Yahyagil”in gayet iyi kavrayıp dillendirdiği gerçeklikle sözlerimizi noktalamak istiyoruz:

„1938”de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de, bazı dağ köyleri o yıl vergi vermemişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: (İmha). Vergi vermedikleri için yok etmek. Bu düşünceyi, bu uygulamayı kim yapabilir? Zorbalar, insanlık suçunu işleyenler. Elbette vergi işin bir yönü; gerçek neden Dersim”i Türkleştirmekti. Ben kıta komutanıydım, bize verilen emir (Canlı hiç bir şey bırakmayın) şeklindeydi…“ (Bkz. N. Şahiner: Son Şahitler” den aktarılarak, NTV Tarih Dergisi, Aralık-2009).

Mehmet BAYRAK

NewedeDersim