Kandırılmış gençler (!!!)
Ali Erdoğan
Devletin üst düzey yetkilileri, dağdaki Kürt gençlerinden söz ederlerken “bunlar kandırılmış kişilerdir. Bunlara diyoruz ki, gelin devletin müşfik kollarına teslim olun. Bunun için pişmanlık yasasını bile çıkardık. Gelmiyorlar”.
Devletin uygulamalarına baktığımızda, durumun hiç de öyle olmadığı, faşizan bir baskının hüküm sürdüğünü görebiliyoruz. Devletin çağrılarına uyup gelen iki barış grubunun başına nelerin geldiği cümlenizin malümü. Ülkede yasal siyaset yapan vatandaşlardan ortalama her gün 8 kişiyi tutuklandıklarını görmüyormusunuz?
Barış sözcüğü, savaşın olduğu ortamda konuşulmaz. Devlet yetkilileri barıştan söz ederken, kendi vatandaşıyla savaştığını inkar edip, teröristlerle mücadele ediyorm diyor ve iki yüzlülüğü sürdürüyor. Gerçekleri kabullanmıyor. Oyunu kurallarına göre oynamıyor. Bu yüzden ülkede barış rüzgarları esmiyor. Ve anneler gözyaşlarını dökmeye devam ediyor.
Barıştan yanaysak, öldürmeye karşıysak ve bundan samimiysek silahlar susmalı. Biri silahını sustururken, öbürü operasyonlara devam edip gördüklerini öldürmemeli. Madalyon iki yönlü olur... Silahlar niye susturulur? İnsanlar ölmesin ve barış görüşmeleri başlasın diye. Peki barış kimlerle yapılır? Savaşan iki taraf arasında. Beyler samimi olalım. İki yüzlülük ülkeye zarar veriyor.
Bir annenin evladının ölümünü beklemek, ölüm haberini alması nasıl bir şey olduğunu biliyormusunuz? Gidin Barış Anneleri’nden sorun. Onların hissettiklerini hissedin. Dipçiklendiği, saçlarından sürüklendiği ve 70 yaşlarında cezaevlerine konulduğu halda, serbest kaldıklarında aynı tepkiyi göstermeye devam ediyorlar. Neden? Çünkü içlerinden yanan evlat ateşi sönmüyor. Her gün TV’lerde duydukları ölüm haberleri, keyfi tutuklamalar yüreklerindeki ateşi harlıyor. Dokuz ay onlar taşıdı, canlarından can, kanlarından kan kattılar. Onlar emzirdi, onlar baktı. Hastalandığında, baş ucunda onlar sabahalara dek bekledi. “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” sözü onlar için söylenmiştir.
Sağlıklı bir barış, yaraların sarılması için genel bir af hayata geçirilirse, annelerin yürek yaraları kabuk bağlar ve iyileşmeye yüz tutar.
Dağdaki gençlerin çoğu üniversite mezunu veya terk, lise-ortaokul mezunu, okumamışını zor bulursun.
Sen istermiydin: günlerce, aylarca ve belkideyıllarca soyunmadan, temiz bir yastığa baş koymadan, dağda, bir kuytuda, her an fırlayıp ayağa kalkacak şekilde uyumayı? Buna katlanan gençler mı kandırılmış? Güldürmeyin insanı!
Çıkış nedenleri: Ta ilk okuldan Kürtçe konuşma yasakla başlayan, Kürt kimliğini inkarla devam eden hayat zinciri içinde Kürtçe konuştuğu, Kürdüm dediği ve doğuştan tüm insanların sahib oldukları hakları kullanmaya kalktığı için, işkence gördüğü ve yıllarca cezaevine alındığı, kimininde faili meçhul bir tarzda ensesine tek kurşunla öldürüldüğü bir ortamda gençler büyüyor. Kürtlere bok yediriliyor. Tuvalet lağamında yüzdürülüyor. Çırıl çıplak edilen bir babanın erkeklık organına ip bağlanarak eşinin eline veriliyor tüm halkın arasında gezdiriliyor. Halk kişiliksizleştiriliyor. İşkence hanelerde uygulanan vahşetlerin çetelesini tutan zaten yok. Bu olumsuzluklar katlanarak çoğalıyor, büyük dağlar oluşuyor. İşte gençler bu insanlık dışı olaylara isyan ediyor. Gençler onurlarına, kimliklerine sahip çıkmak, diğer halklar gibi özgürce yaşamak için dağa çıkıyorlar.
“Annem beni çağırırken Helin diyor. Nufus cüzdanıma neden devletin dayattığı Fatma, Ayşe gibi isimler yazdırılıyor? Okulda Kürtçe konuşanları dövüyorlar. Her sabah okulda, Türk olmadığım halde Türk olduğum andı içiriliyor neden?” diyen Helinler, Alolar ve Memoların feryadları gençler etkiliyor.
Kürtler niye dağa çıktı diyenlere bir sorum var: Köyleriniz yakıldı mı? Çırılçıplak olarak karın içinde işkenceye alındınız mı? Damınızdaki kuzunuz, ineğiniz ve öküzünüz yanarken bağırmalarını kulaklarınızla duyuyor ama yardımına koşamıyorsunuz. Sizler bunu ve yukarda izaha çalıştığım olayları yaşadıysaynız dağa çıkmaz da ne yapardınız?
“Annenizi belleyen kadı (devlet) “ şikayetinizi kime yapacaksınız? Karakola gideniniz kayboluyor, kaybettiriliyor. Hiç bir şey elinizden gelmiyor. 20 bin kişi faili meçhul biçimde kaybedtirilmiş. Bir tas su dökülecek mezarları bile yok.
Bir baba, bir anne Aleviyiz dese, Alevilik yasak. Kürdüz dese tehlikeli. Gurur duyacağı herşey ellerinden alınmış. Kendilerini yapa yalnız hissediyorlar. Bu halkın çocukları dağa çıkmaz da ne yapar? 21. Y.y’da boyun eğip köleliği mi kabullanacaklar?
İnsanoğlunun vaz geçmediği canıdır sanırım. Kimlik sahibi olmak ve özgür bir yaşam uğruna, yüzü aşkın kişinin kendi bedenini ateşe vererek ölümü kucakladı. Dünyada Kürt Halkı’nden başka böyle halk var mı? Keyfi ve aldatılmış uğruna bunlar olur mu?
Evinizi polis bastı mı gecenin birinde, ikisinde? Bilmediğiniz bir olay için, sorguya, işkenceye alındınız mı? Aile bireylerinizin kafaları duvarlara vurulup sakat kalanınız oldu mu? Hiç bir yakınınız havada helikopterlerde atıldı mı?
Kendi varlığını yoksayan, anadilini yasaklayan bir coğrafyada yaşamanın, horlanmanın ürettiği iç bunalımı yaşadınız mı?
İsviçre neden örnek ülke? Burada 26 kanton da 4 ana dil konuşuluyor. Ama ülke bölünmüyor...
Bütün dünya devletleri, Mezopotamya ve Anadolu’nun bir kısmına Kürdistan diyor ve haritalarında belirtiyorlar. Çünkü oranın kadim halkı Kürtlerdir de ondan. Türk devleti ise, bu coğrafyada yaşayan halkı inkar ediyor. Coğrafyanın ismini değiştiriyor. Üzerindeki illerin, ilçelerin, köylerin, mıntıkaların, hayvanların ve insanların isimlerini değiştiriyor. Ana dillerini yasaklıyor. Köleliği dayatıyor. Hakkını isteyeni öldürüyor. Sindirmek için cezaevine dolduruyor. Yukarıda anlatılan her türlü vahşeti reva görüyor.
Bu yörenin gençleri dağa çıkmazda ne yapar?
elbistanliali@fsmail.net
21 Ocak 2012