Kadim Bir İnançtır Alevilik
Söylenenlerin doğru olup olmadığını anlamak için elimizde iki ölçü vardır. Bunlardan birincisi kendi yaşam tecrübemizdir. Söylenenleri yaşantımızla karşılaştırarak bir yargıya varırız. İkincisi ise inancın teolojik özgünlüğünü bildiğimiz ölçüde karşılaştırır bir yargıya varırız. Haşim Kutlu kitabında ikincisine ağırlık vermiş. Alevi inancında nelerin olduğunu, nelerin olmadığını ayrıntılarıyla anlatmıştır. Örneğin Alevilik, yaratılış felsefesini bildiğimiz dinlerden farklı yorumlamıştır. Buna göre’’Kızılbaş Aleviliğin yaratılış felsefesi, Varlıkın Doğuşu esasına dayanır. Buna göre, ‘’yer yok iken gök yok iken, cihan yaratılmadan önce’’ var olan Varlık, nurun NOKTA’sı olarak nurdu ve vardı. Sonsuzluk bir zifiri karanlıktı. O, nur içinde nur olan varlık, ‘’kendini bilmek’’ istedi. Kendisinde saklı bulunan, kendisiyle ilgili olan bilgi yani, kendinin bilinci, istenç haline geldi. Uyur halde olan ve kendinde saklı bulunan bir bilinç olmaktan çıkıp, kendisi için bilinç olmayı talep etti. Bu istek meraka dönüştü. Merak kendi kendisini ateşledi ve kendinden hamile kaldı!’’ Aleviliğe göre yoktan bir şey var edilemez. Hak (Tanrı), evreni etrafımızda gördüğümüz ve görmediğimiz her şeyi kendi varlığından var etti. Hak tektir kuvvet olarak salt üçtür. Bu kuvvetler eril, dişil ve candır. Bu kuvvetlerin birleşmesi doğumu gerçekleştirir. Alevilikte ölüm yoktur. Dolayısıyla cennet ve cehennemde yoktur. Nasıl ki eril, dişil ve can birleşince doğum gerçekleşiyorsa, bu kuvvetlerin ayrışması canın bedenden ayrılması demektir. Vücut; ateş, hava, su ve topraktır. Vücut geldiği doğum kapısına döner. İnanca göre can da başka bir bedende var olmak için Hakka yürür. Alevilik hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaz. İyi ve kötünün olduğunu bilir. İyi ve kötü arasındaki çatışmada seçim aklındır. Alevilikte kulluk yoktur, sevgi vardır. Hakk’ı sevmek Hakk’ta kendini bulmak demektir. İnanca göre Hakk’ın üç kuvveti(eril, dişil ve can) insanda ve cümle canlıda mevcuttur. Hakk’ın kendini bilme istenci ile gerçekleşen varlığın doğuşu, salt üç kuvvettir. İnsanın bu üç kuvvete sahip olması ve kendini bilme istencine, Alevilikte, insan Hakk’ta Hakk insanda denir. Alevilikte dua yoktur, gülbank okunur .Ölen için ’’hakk’a yürüdü’’ denir. Hakka yürüyen için ‘’nur içinde olsun’’ denir. Son yıllarda uygulanan cenaze erkanının Alevilikle alakası yoktur. Tamamen Aleviliği asimile etme aracına dönüştürülmüştür. Burada doğru olanı göstermek için KIZILBAŞ ALEVİLİKTE YOL ERKAN MEYDAN kitabından bir örnek verirsek, şöyle; ‘’Tende ve canda kendini vareden Hakk’ın adıyla Bismişah!.. Ateş’ten Hava’dan Su’dan ve Toprak’tan var oldum. Doğdum yedi Alem üç Atadan. Hü dedim gerçekler aşkına! Rahmet deryasından akıp geldim Rahman-ı nur deryasına. Anam yer Babam yağmur’dur kal ü beli. Ateş’ten Ateş’e, Hava’dan Hava’ya, Su’dan Su’ya, Toprak’tan Toprağa! Can cana doğru, nur ile geldim sır ile giderim!. Hakk kapısından geldim dünya evine, geldiğim kapıya dönerim. Durdum divana, uydum Meydana. Can Cana. Can didara! Bismişah Halla halla!.. Yolun açık ola. Mekȃnın nur ola. Naciye Ana yolunu aydınlata. Güruh-u Naci katarın ola. Arş-ı Rahman meydanın ola. Her hizmetin görüldü. Bizden yana helal hoş ola. Zeynep kızı (ya da oğlu) Aslı (ya da Mazlum) bu Meydan senden razı oldu, Hakk da senden razı ola. Seyyid Nesimi şahidin, Mansur darın, Pir Sultan Abdal didarın ola. Hürrem Ana gülüstanın ola!.. Yüzün ak menzilin pak ola. Dil bizden şefaat Haktan ola. Gerçekler aşkına Hü!..’’ Alevilik gibi kadim bir inancın özgünlüğünü KIZILBAŞ ALEVİLİKTE YOL ERKAN MEYDAN kitabında okuyucu bulabilir. Ancak meseleye inanıp inanmamak temelinde yaklaşılmamalıdır. Çünkü sorun inanıp veya inanamamak değildir. Sorun Aleviliğe dayatılan asimilasyondur. Aleviliğin Tarihsel Özgünlüğü Aleviliğin tarihsel özgünlüğü bildiğimiz dinlerden farklıdır. Alevilik eşitlikçi bir dünya görüşüne sahiptir. Bunun nedenini akla uygun iki savdan yola çıkarak açıklayabiliriz. Rıza Aydın Aleviliğin köleci toplumu yaşamadığını belirtmektedir. Haşim Kutlu ise Aleviliğin ortaklık toplum geçmişine dikkat çekmektedir. İki sav birbirini doğrulamaktadır. Ortaklık toplumunda köleciliğin yeri yoktur. Aleviliğin eşitlikçi dünya görüşünü bu iki etkende bulabiliriz. Ayrıca Alevilik eşitlikçi anlayışını inanç boyutuyla kutsamıştır. Bunun en güzel örneğini Kırklar Cemin de görebiliriz. Ortaklık toplum yaşamı ne zaman zarar görmüşse, Alevilerin isyanları başlamıştır. Örneğin Selçuklular döneminde Babai isyanına bakalım. Köylülerin ve göçebelerin ortak kullandıkları toprakların yerini özel mülkiyetin alması, özel mülkiyetin ayrıcalığa yol açması, halka ağır vergilerin yüklenmesi, rüşvetin devletin bütün kademelerine hakim olması Alevilerin ortak toplum yaşamına zarar vermiştir. Bundan dolayı 1240 yılında Baba İshak döneminde ayaklanma başlamıştır. İki ezeli düşman olan Selçuklular ve Bizanslılar ittifak kurmuş ve isyan bastırılmıştır. İki ezeli düşmanın ittifak kurma gerekçelerini anlamamız gerekiyor. Selçuklular ve Bizanslılar sınıflı toplumun ürünleridirler. Alevilik ise hem inanç olarak hem de yaşam biçimi olarak sınıflı toplumu reddetmektedir. İki ezeli düşmanı ittifaka zorlayan telaş Aleviliğin eşitlikçi toplum anlayışından başka bir şey değildir. Eşitlikçi toplum anlayışı sürekli canlılığını korumuştur. Pir Sultan’ın Osmanlı’ya başkaldırışı, Şeyh Bedrettin Osmanlı’ya başkaldırışı bu inancın dokusuna atılan iki büyük ilmiktir. Sonuç olarak, Alevilik kadim bir inanaç olarak Varlığın Doğuşu esasına inanır. Ortak toplumun ürünü ve eşitlikçi dünya görüşüne sahiptir. Sosyalizimle örtüşmesinden doğal bir şey yoktur. Alevi gençlerin sosyalist olması, sosyalizmin Alevilerin içinde taban bulması yadırganacak bir durum değildir. Were k’am la hev hez kıne Ja ve wȇ de qe tışt tune Nan ȗ wxȇ pareva kına Ja ve xweşdır qe tışt tune Dıbem can ve Cem nabe Bexatır ȗ Bedıl nabe İnsan ja insen ter nabe Ja ve rınddır qe tışt tune Türkçesi Gel birbirimizi sevelim Sevgiden ötesi yok Tuz- ekmeği paylaşalım Ondan tatlı bişey yok Derim can Cemsiz olmaz Hatırsız gönülsüz olmaz İnsan insana doymaz Ondan güzel hiç bişey yok
Haşim Kutlu’nun KIZILBAŞ ALEVİLİKTE YOL MEYDAN kitabını okumadıysanız okuyun ve okutun derim. Doksanların başından bu yana Alevilik kuşatma altına alınmıştır. Toplum olarak etrafımızda çokça ‘’araştırmalar’’, ‘’makaleler’’, gazetelerde yazı dizileri, televizyon ve radyo programları uçuşmaktadır. Daha düne kadar imha ve inkarı Alevilere reva görenlerin bu ilgisini anlamak zor değil. Bu yazının amacı Aleviliğin teolojik ve tarihsel özgünlüğünü ortaya koymak ve yargıyı okuyucuya bırakmaktır.




