Kürt Alevilerin Türkleştirme Politikası

Kürt Alevilerin Türkleştirme Politikası

Ali Kutlu
fotocumhur3.jpg
Yıllardır topraklarımızdan kilometrelerce uzaklarda yaşamamıza rağmen, fiziksel varlığımız burda, düşüncelerimiz çocuklluğumuzu ve gençliğimizi yaşadığımız memleketimizde. Ev sohbetlerimizde, herhangi bir kahvenin terasında, iş arası istirahatlarda, iki dost bir araya geldiğimizde köyümüzü, mahallemizi, insanlarımızı düşünür ve konuşuruz. Fırsat buldukça bölgemizde ve ülkemizdeki gelişmeleri izleriz. Gerek geçmişte gereksede günümüzde yaşanan gerçekleri gördükçe ve duydukça gelişmeler genellikle ne yazık ki olumsuz. Bu durum bizi üzüyor, karamsarlığa itiyor.

Geçmişten günümüze degerlerimiz, gelenek göreneklerimiz bastırılmış, duygularımız içimize gömmüşüz, tanrımıza illegal ibadet etmişiz, iyi niyetimiz istismar edilmiş.

Bugün Maraş, Malatya, Kayseri, Sivas bölgelerinin Kürt Alevilerin  dili, dini, kimliği, kültürü inkar ediliyor. Hem de içimizde yetişmiş sözde " aydın" kalem kuşanmış koruyucular tarafından. Koruyuculuk sistemi çıktığında gerek fukaralıktan, gerekse cehaletten azımsanmayacak oaranda insan devletin mecburiyeti ve tevşikiyle silah alıp kendi halkına karşı çapulculuğa soyundular.Buna çok üzülmüştüm? Fakat, Alevi-Kürtlerin koruyuculuğu kabul etmemeleri beni bir nebzede olsa sevindirmişti. Ne yazık ki bazı Kürt-Alevi yazarların inkarcı iddiyaları Kürt-Aleviler ve insanlık alemi için çok daha tehlikeli.

Türk-İslam sentezine benzer bugün Türk-Alevi sentezi savunuluyor " İlla dostun bir tek gülü yaralar beni " Merhum büyügümüz Mir Celidet Bedirxan bir yazısında ( tam olarak hatırlamadığım ) " Ezilen bir ulusun direnmeşinin ve ayakta kalmasının iki temel unsuru olduğunu söyler: Dili ve Dini. Şayet dini egemen ulusun diniyle aynı ise varlıklarını sürdürmelerinin tek nedeni dilleri, dillerini de kaybederler ise ulus olma özelliğini kaybederler.

1960'li yıllarda köyümüzde ilk okul ögretmenimiz bize ana dilimizi konuşmamızı yasaklamıştı. Hatta bu konuda öyle bir disiplin yaratmıştı ki minik çocukları arkadaşlarına karşı ispiyonculukla görevlendirmişti. Okul dışında gerek ailesiyle, gereksede arkadaşlarıyla Kürtçe konuşan ögrenci jurnallenırdı. İspiyoncu arkadaşının vermiş olduğu rapor sonucunda ögrenci ögretmeni tarafından şidetle cezalandırılırdı. Tabi biz çocuklar hatta büyüklerimiz bu sinsi politikanın bilincinde degildik. Dahası, büyüklerimiz bize ilerde devlet adamı olmak ve devlet dairelerinde çalışmak istiyorsak aksansız ve düzgün bir türkçe konuşmamız bizim için yararlı olacagını tavsiye ederlerdi. İstikbalimizi kazanmak için devlet yetkilerinin bizim Alevi-Kürt olduğumuzu bilmemeleri gerektiğini ima ederlerdi. Bizde gerek ögretmenimizin disiplinli, asimilasyoncu politikasına, gerekse de büyüklerimizin tavsiyelerine uyarak ana dilimizi unutmaya ve elimizden geldiğince yeteneklerimiz oranında düzgün Türkçe konuşmaya çalışırdık. 80-90'lara geldiğimizde sunni islamın hakim olduğu Türk-İslam ideolojisinin Türkiye Cumhuriyetinde kasabamız Afşin ve çevresinde Kürt-Alevi insanların eğitim seviyesi sunni Türklere oranla kıyaslanmayacak derecede yüksek olmasına rağmen Afşin bürokrasisi çoğunlukla çevreden oluşturulan sunni Türklerden oluşuyor. Çevre Alevi-Kürtlerden yüzde bir tane memur bulamayız. Söylemek istediğim ne kadar değişip kendimizi inkar edip hakim ulusa benzemeye çalışsakta başaramıyoruz. Kimliğini inkar eden, kişiliğini inkar eder. Kişiliği inkar edilen toplumsal varlığı inkar edilir.

Halkımızın tabiyatında yaşanan sosyal, kültürel ve politik tahribatlara rağmen bizim ulusal gerçekliğimiz inkar edilemez. Alevi-Kürtler yaşayan sosyal bir olgudur. Sözüm ona bazı yazarların tarihin derinliklerinden bulup çıkarmış oldukları tarihi eser değiller.

Alevi-Kürtlerin gelenek, görenek, kültür, sanat, dilleri ve folklorları yokmudur? Dahası canlı tanık olarak Alevi-Kürt toplumu yok mu? Bu sözüm ona yazarlar günün politik koşulları ve çıkarları gereği bir halkın tarihi gerçeklerini oportonistçe yorumlayabilirler. Fakat, bu halkın kimliğini revize edip başka bir topluma mal edemezler. Bazil Nikitin'in Kürtler uzerine eserini okuduğumda sanki bizim köyü anlatıyor. Gürcistandan gelen yezidi Kürtlerden bir tiyatro gurubunun konusu " Gelin-Kaynana " İlişkisini anlatan piyesi seyrettiğimde annemi ve ninemin ilişkilerini anlatıyordu adeta. Suriye vatandaşı Kürtlerden komşularım var. Bölgelerimizi anlattığımızda yüzde doksan benzerlik var. Alevi, Şafi, Yezidi mezhepsel farklar olsada Kürt halkının homojen yapısı tarihin derinliklerinden gelen bilimsel bir gerçektir. Zengin bir kültüre sahip olduğumuz inkar edilemez.

Türk-İslam sentezinden sonra günümüzde Türk-Alevi sentezine karşı uyanık olalım? Canlar deyip kucak açtıklarımız bugün bizi madımakta kebap yemeye davet ediyorlar.Seçim arifesine girerken bölgemizde bazı Alevi baronlarının CHP ve benzeri düzen partilerinin propagandalarına kanmayalım. dersimi, Maraşı ve Sivası unutmayalım. Demokratik, sosyalist bağımsız Türk ve Kürt adaylarını desdekleyelim.

Eslexa inkarméké, zimanéxé birméké.

Ali Kutlu