Köylerimiz ve Köylülerimiz
Ali KUTLU
Neolitik çağdan günümüze, köyler insan oğulunun ilk yerleşim birimidir. İnsan oğlu ilk sosyallaşmaya başladığında 25-50 kişilik klan toplulukları köy birimini oluştururlar. Tarihi süreç içerisinde köyler büyüyerek şehirleri, şehirler devletleri oluşturdu. Bu klan gurupları önceleri avcılık, çobancılık ve toplayıcılıkla geçinirlerdi.
Tarım ise sürekli yerleşim biçiminin temelini attı. Bu küçük köylü gurupları klan şefi tarafından yönetilirdi. Şef: ürünlerin paylaşımını, komşu köylerin saldırılarına karşı koruyucu rolde, av partilerini düzenlemekle sorumluydu. Şef bir çok kadınla evlenme, kaliteli deri giyme ve avladıkları avın uyluk etini yeme imtiyazına sahipti. Daha sonra şehir devleti oluştu ve krallık hükümdarlık dönemi başladı: Akad kralı Sargon, Gutiler dönemi, Uruk kralı Lagash, Gılgamiş, Babilon kralı Hamburabi ve bunlarla birlikte, sunaklar-tapınaklar, tanrılar-tanrıçalar, savaşlar ve toplumsal konsesüsler günümüze kadar geldi.
Günümüzde medeni halklar devletlerin birliğinde federasyonlar ve kıta devletlerin birliğini oluşturuyorlar. Bu medeni uluslar demokratik kurallar temelinde oluşturdukları yasama-yürütme, yargı kurumlarıyla yönetip, yönetiliyorlar. Yazılı kurallar hakim olsa da, yazılı olmayan (töreler, gelenek ve görenekler) kurallar da her toplumda nisbi olarak geçerlidir. Bunun bizim Binboğa özgülüne indirgersek özellikle de Alevi-Kürd köylerinin bugünkü durumu: gelenek-görenek, kültürel değerler silinmiş. Toplumsal konsesüs yok. Mevcut kamu hukukun da gerisindeyiz. Toplumsal sorunları çözemiyoruz.
Bu neden böyledir?
"Kültür, söz konusu insanların birbiriyle ve çevresiyle etkileşim, ana inançların, davranışların ve tekniklerin kuşaktan kuşağa birikerek geçirilmesinden beslenen etkileşim biçimidir. Dolayısıyla kültür, her kuşağın, onda az-çok değişiklikler yaptığı ama tümden yenileyemediği bir şeydir. Kültür hem geçmişin toplumsal yapısının bir ürünüdür, hemde toplumsal yapının yeniden üretilmesine hizmet etmektedir"
Köylerimizin büyük çoğunluğu bu durumu birlikte yaşayamadı? Nüfusun yüzde sekseni 30-40 yıldır köyünü terk etmiş, bunun büyük bir kısmı yurt dışında değişik Avrupa ülkelerinde yaşarken, bir kısmı da ülkenin değişik şehirlerinde yaşıyor. Dolayısıyla bu insanlar değişik kültürel, sosyal, ekonomik yapıdan besleniyorlar. Köyünün ve köylüsünün gerçeğinden uzak olan bu insanlar köylerine döndüklerinde herkes kurguladığı dünyayı yaşamayı istiyor. Köyün sorunlarını kendilerine has yöntemlerle çözmeye çalışıyorlar. Dahası var bunlar içerisinde az da olsa bazı kişiler 30-40 yıl evel bilinç altına yerleşmiş klan şefliği özlemi içerisindeler. Bu ruh halinin en bariz örneği bu yaz köyümüzde yaşanmıştır. Klan şefi için köy sakinleri sürü, kendisi de çoban. Etrafına yeğenleri ve aile muhtarını da (xefiye) yanına aldığında kendisini Hanimurabi zanneder.Köylüsü için yapmayacağı "fedekarlık" yoktur. Şayet bu kutsal görevleri esnasında "kendini bilmez"in biri kalkıpta "ben de bu köylüyüm, bu sorunlar benimde sorunumdur, ilgilenmek istiyorum" diye "ukalalık" yapmak isterse çevresindeki bir takım kapı-kulu yeğenlerini ve aile muhtarı (xafiye) ve gerekirse devletin kolluk kuvetleri vasıtasıyla böylesi "kendini bilmezlerin" dersini verirler.
Paradoksal: Bu reisin çevresindeki insanların bir çoğu en az onun kadar bizimde yakınlarımız. İyi insanlardır fakat ne hikmetse klan mantığı ve reisin etkisinden kurtulamıyorlar.
Sayın köyümüzün reisi gönül isterdi ki köyün sorunlarını sevgi-saygı temelinde demokratik kurallar çerçevesinde çözülsün. Yine de siz klan reisliğinde ısrar edersiniz, haddim olmayarak köyümüzün bazı sorunlarını bilginize sunmak istiyorum. Zat-ı aliniz belki bir çare bulur.
1- Ailenizin tuvaletleri köyün ana sularını içilmez hale getirmiş. Kanalizasyon sorununun hal edilmesi.
2- Yine klan üyesi bir ailenin örmüş olduğu bahçe duvarı, babamın evinin'de bulunduğu mahallenin yolunu kapatmış. Yolun motorlu taşıtlara açılması.
3- Çocukluğumda evimizin karşısındaki tepede "kaniye kawan" vardı. Sabahları keklikler su içer ve güzel güzel öterlerdi? Bu suyu köylünün onayı olmadan ve kekliklerin yaşam hakkını hiçe sayarak klanınızın evlerine getirildi. Bu suyu ve sizin tabirinizle hortumlayıp getirdiğiniz diğer suları doğal akışına bırakırsanız bölgede yaşayan canlı varlıklar size minettar olacak. Zira bugün bölgedeki birçok kaynak suları evlerinize hortumlamakla bölgede hayvanlar yaşayamayacakları gibi, bu gidişatla doğanın dengesi bozulacağından bir gün o topraklar insansızlaşacak.
Binboğa köyleri ve özellikle Ağcaşar köyü hakkında söyleyeceklerim bunlar.
"Kem söz sahibine aittir" Siz ve diğer köylülerimize saygı ve sevgimiz belki etrafınızdaki dalkavuklar kadar değil ama onların içindeki gerçek duygulardan daha soylu ve samimi olduğuna emin olabilirsiniz.
"Madem hiç bir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkinin temeli olarak kala kala, yalnız sözleşmeler kalıyor" J.Jacques Rousseau.
O sevdadır ki bizim sevdamız
Karlı dağlarda, taşlar arasında
yeşeren çiçek
Kumlu çöllerde hayat veren su,
Aç ellerde ekmektir.
Ali Kutlu/14.10.2008