Bu dağın zirvesi apak. Duman beyazı, kar akı. Ve heybetli. Her zaman ya karlıdır ya dumanlı. Ya da heybetli ve göz kamaştırıcı. Bu dağ Köroğludur.
Meraktandı. Bir zamanlar Köroğlu’nu okumuştum. Tam 24 tane ayrı Köroğlu hikayesi buldum. İşte bu hikayelerden biri de bizim Köroğluydu. Bizim orada geçiyordu. Bu dağın adı da oradan geliyordur, ben öyle sanıyorum.
Bizim dedimse dağı kastettim yoksa o zamanlar bizimkiler daha buralara gelmemişler, yani bu Köroğlu bizim Köroğlu olmamıştı.
“Benden Bolu beyine selam söyleyin” diye tehdit ve nara atan 16. yüzyılda yaşadığı söylenen fakir fukaradan yana, haktan halktan yana ‘eşkiya’ Köroğlu mu, yoksa saz çalıp türkü söyleyen ’gariban’ Köroğlu mu bilemiyorum, bunlardan biri adını bizim dağa da vermış.
Bu dağa çıkanınız bilir; insan kendisini bir başka hisseder, nasıl anlatayım bilmemki, yerçekiminden kurtulmuş yükselmiş-yücelmiş… hayır… yani yunmuş arınmış gibi. Ben bu hissi her yüce dağ başına çıktığımda yaşadım. Yaşadım diyorum çünkü anlatımını beceremiyorum, belki hiçkimse beceremez.
Şöyle anlatayım: Suyun altında kafanızı dışarı çıkardığınızda ya da kapalı bir yerden iyice daralmış olduktan sonra kendinizi açık havaya attığınızda hissettikleriniz… Hayır olmadı, anlatamadım en iyisi oralara gidenler bir zahmet edip çıksınlar Köroğlunun tepesine (zirvesine) ve hissettiklerini bize de anlatsınlar. Belki daha iyi anlatırlar.
Bu zirveye çıkışların hissini her yüce dağın başında yaşayabilirsiniz. İsterseniz gidin Şerafettin dağlarına Koz tepesine çıkın, ya da İtalya’nın kuzey batısında Bego tepesine çıkın aynı hissi yaşarsınız. Ben yaşadım.
Peki siz Köroğlu’na hangi taraftan çıkacaksınız? Kızılcık’tan gelebilirsiniz. Kepez’den yukarıya çok çetindir ama çıkabilirsiniz. Ağcaşar’dan ya da tam tersi Karaağaç’tan yola koyulup tırmanabilirsiniz. Bir de benim gibi İgdemlik’ten yürümeye başlıyabilirsiniz. İgdemlik’ten çıkıp yönümü Ağcaşar gediğine döndüğümde; sağ tarafım ve önüm Kâla ve Hefsinişüstürük’le noktalanan dağlarla çevrilidir.
Arkamda Tırmık, Körkuyu; biraz sağ geride ise Mamolar’dan, Hasankahya’lara ve Gökçayır’den Nışanıt’a kadar İgdemlik’in tek açık yanı uzanır. Çocukluğumda oraları ve karşıda Şekırlerı kara bir nakış gibi, evden adımımı her dışarı attığımda görürdüm.
Gadeağcaşar’da, hayır Ağpınar’da bir soluk alın. Bir de soğuk su içinki Emirliseki’yi tırmanasınız.
Dağ bayır tırmana tırmana Köroğlu zirvesine ulaştığınızda önce başınız döner. Bu hemen hemen herkeste olur. Basınç, oksijen azalması.
Baş dönmesi, göz kararması geçtikten sonra elinizi gözünüze siper edip bakın.
Uzaklara, çoook uzaklara, dinlene dinlene seyreyleyin alemi.
O zirvede gördükleriniz;İgdemlık’te ya da Gadeağcaşar’da gördüklerinizle aynı değildir. Ufkunuz alabildiğine genişlemiştir. Sınırları sizin kendi fiziki sınırlarınız olmuştur. Yani önünüzü kapatan engeller büyük ölçüde kalkmıştır.
Güneyinizde Berit, sizi selamlıyor. Almamazlık olmaz, Geride Halepgösteren ve Delihöbek. Hepsinini güleryüzle, hafifce eğilerek selamlamalı diyorum. Biz insanoğulları bu tabiat harikalarının canlı birer parçasıyız sadece.
Bunları neden anlattım?
Gençlere (ve az gençlere de) bir tavsiyede bulunmak için.
Köroğlu tepesine tırmanmak; bilgi edinmek, öğrenerek alimleşmek gibidir. Yukarıya doğru attığınız her adım, ufkunuzu, görüş alanınızı genişletir, değiştirir, ilerletir. Her dağın bir zirvesi vardır. Bilimin ise zirvesi olmaz. Ya da insanoğlu daha oraya varmadı.
Bilgi ve bilim basamaklarını tırmanırsanız, eğer gerçekten istiyorsanız daha önce görmediklerinizi değişik bir açıdan görme şansınız olur.
Ufuk genişledikce umutta genişler. Umut bizi, hayata bağlanmaya ve onu kolaylaştırmaya yöneltir, iter. Daha doğrusu bağlar, güdümler.
Ve umut insanı insani özelliklerine, insani değerlerine bağlar. Onsuz olunmaz.
Sadece kendi küçük çevremizi/çıkarımızı değil de, evrensel olanı ve evrensel olanla, insani ve toplumsal olanla bütünleşerek yücelen kendimizi görmek, umutlu olmak istiyorsak bilginin, bilimin basamaklarını tırmanmaktan korkmayalım. En azından çaba harcayalım.
Zaten Köroğlu zirvesine tırmanmayı göze alan, umudu olandır. Umudu olan geleceği kurmaya soyunandır.
Hayat evrenseldir, tek ve bireysel olamaz diyorsak yönümüzü insani hayatın renklerine çevirelim, onlarla yaşayalım. Bu doğal renkler güzelliktir, hayattır