İnsanlık
Bu şimdiki durum eskilerin söylediği gibi “eskide bayramlar böylemiydi” tarzında olmayan bir durumdur. İnsanlık da eskide böyle değildi ama çok da daha iyi durumda olduğunu söyleyemiyorum. Belli bir ara dönem(altın çağ) gibi dönem yaşanmış olsa da,bu dönemde emperyalist güçlerin sürekli olan bin bir hileleriyle karşılaşmış,daha kurulma aşamasındayken dünyanın gelmiş geçmiş en yıkıcı faşist gücüne karşı savaşarak ayakta kalmaya çalışmıştır.
Bu dönem yaklaşık 70 yıl kadar bir zamandır.
Ne yazık ki savaş sonrası yine sistemin peşini bırakmayan emperyalist güçler içten ve dıştan kuşatmalarla sistemi delerek yok etmeyi şimdilik başarmış durumdadırlar.
Bu altın çağın kıymetini bilmeyenleri sistem öyle bir sarmal duruma sokmuştur ki deyim yerindeyse “ipliğini pazara” çıkarmıştır. Kızıl orduların şapkaları halen bitpazarlarında bir liraya satılır durumdadır.
Profesör, doktor, bilim adamı kadınlarını Türkiye gibi kötü pazarlara sürmüş ve resmen satarak sermaye oluşturmaya çalışmışlardır.
İşte o kadınlar belki de şimdi kapitalizmi bizden daha iyi öğrenmiş, zengin bile olmuşturlar.
Fakat işte o 1917 devriminin arkasında insanlığın böylesi bir duruma düşmesi her sosyalistin gurunu incitmiştir. Elbette gurur kalanların gururu incinmiştir.
Diğer cephedeki kapitalist cephe işte öyle bir bunalımın içine yuvarlanmıştır ki,işçi sınıfı ne yapacağını şaşırmış durumdadır.Sendikaların yaklaşık hepsi sarılaşmış işçi haklarıyla bir alakası kalmamış,sistemin memurları durumuna gelmişlerdir.
Kısaca öyle bir dönem gelmiştir ki;”gemisini kurtaran kaptan olmuştur” gemiyi kıyıya oturtanları anaları bile gözden silmiştir.Her şey para pul olduğu için tersi davrananlar perişan olmuşlardır,toplumda beş kuruşluk adamlar ortada yaptıkları rezillikleri görmeyip cakalar atarak gezmeye başlamışlardır.
Bir dönemlerin selam verilmeyen kişileri şimdi toplumda bulunmaz adam olmuşlardır.
Nedenine bakıldığında, o kişiler işini iyi biliyorlarmış, paraları pulları çokmuş.
Nasrettin Hoca bir zenginler topluluğuna gider oturur,ona selam verilmediği gibi kapı arkasında bir yer zar zor gösterilir otur dinle denilir.Nasrettin hoca duruma dayanamayıp kimliğini,kişiliğini söylese de bir faydası olmaz,hatta inanmazlar.
Hoca oradan acele kalkar eve gider,en güzel elbiselerini giyer iyi bir tebdili kıyafet geri döner aynı topluma girer.En başta oturan o toplumun ağası,paşası oooooo buyurun şöyle oturun efendim böyle oturun efendim diye Hocanın etrafından dönmeye başlar.
Yemek gelir;hoca sesli bir şekilde haydi şimdi ye kürküm ye diye söylenir,kendisi el uzatmaz.
Buna çok kızan paşa;bu da ne demek oluyor,bu kadar yemekler hazırlandı,sen elini bile uzatmayıp” ye kürküm ye diyorsun” bunun anlamını bize açıkla bakalım der.
Hoca;ben bir yarım saat önce bu topluma geldim oturdum,bana kimse selam vermediği gibi bir de beni kapının arkasına oturttunuz,şimdi bu güzel elbiseleri giyip geldikten sonra durum değişti,şayet bu kadar değişikliği bu kürk sağladıysa buyursun o yesin der.
Bunu yapanlar utanır,Hocadan özür dilerler ama hoca kızmıştır,onların insan olmadığını söyler;insana insan olduğu için değer verilmelidir,yoksa üzerinde ki kürkü için değil,der.
“Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az” bunu anlayacak insan sayısı da artık çok sayılıdır ama biz yinede yazmış olalım. Benim hiç dünyayla değişmeyeceğim bazı kişilerin böylesi bir duruma geldiğini gördükten sonra, elbette insanın insanlığa ait umutları azalıyor
Biz de Nasrettin Hocanın yaptığını bir yapalım bakalım ne olacak?
Kürkün değerini anlamaktan yarar vardır.
Amaçladığımız toplumu yaratmaktan en küçük bir taviz yoktur, ölen insanlıktır.
Öldürülen işçi sınıfıdır, emekçilerdir, fakir olanlardır, iş bulamayanlardır.
Bu sistemin yakasını elbette bırakmayacağız, ama toplumda artık kürkünden dolayı adam yerine konan bazı namussuzların gerçek yüzünü göstermenin zamanının geldiğini düşünüyorum.”ye kürküm ye” demenin zamanı geldi geçiyor bile.
Ali ekber