Skip to main content

Günümüzdeki Alevilik Karmaşası ve Çağdaş Bektaşilik

Günümüzdeki Alevilik Karmaşası ve Çağdaş Bektaşilik

Bundan milyarlarca yıl öncesine gittiğimiz zaman, insanlığın geçmişindeki o bilinmezlik noktasında herşeyin bir bütünün parçası olduğu gerçeğinde hareket edersek, günümüzde insanlığın düşmanlıklarına, acılarına , sömürülmelerine olanak sağlayan etnik, mezhepsel ve bölgesel farklılıklardan kaynaklanan bölünmüşlüklerin ne kadar anlamsız olduğu görülür. İnsan bilincinin bu gün ulaştığı en son bilgi düzeyi tarihin belli bir zaman diliminde var olmuş ve o günkü düzeyini muhafaza ederek günümüze kadar gelmiş değildir. İnsanlığın sahip olduğu bu günkü bilgi birikimi tarihin akışı içinde insan aklının evrimsel gelişmişliği gerçekliğinde oluşmuştur. Bu süreç ve düşüncedeki gelişme, geçmişte günümüze olduğu gibi günümüzden’de geleceğe zamanın sonsuzluğunda gelişerek, pozitif bilimin gerçekliğinde değişerek devam edecektir. İnsanlık aleminin tarih içindeki süreçine ve günümüz güncel pratiğine baktığımız zaman insanla birlikte tüm evrendeki varlığın iyiliği ve yararında yana geliştirilen bilgi ve düşünceler pratikte hep aynı doğrultuda iyiden, tüm insanlık aleminin yararından yana kullanılmamıştır. Kişisel çıkar uğruna zaman içinde bilinçli yorum farklılıkları yapılarak insanlığın bugünkü etnik ve kültürel farklılıklarına, bölünmüşlüklerine dönüştürülmüştür. Ana kitlenin bütünlüğünden günümüze tüm varlığın yararından yana olan bu rasyonal düşünçe anlayışı, dünyanın çeşitli çoğrafi bölgelerinde aynı özü taşımakla birlikte değişik isimler altında varlığını sürdürmektedir. Bugün kendi ülkemizde Anadolu Alevi ve Bektaşiliği dediğimiz düşünçe ve yaşam şekli bu akılçı anlayışın bir ifadesidir. Böyle olmakla birlikte geçmişte olduğu gibi bugünde Anadolu Alevi ve Bektaşiliğinin uygulanış şeklinde bir takım biçimsel ve düşünsel farklılıkların olduğunu görüyoruz. Özde aynı olan bu anlayışın zaman içinde değişen yorum farkı insan oğlunun kişisel çıkar bençilliğine yenik düşmüş bireylerinin bu alanları ranta dönüştürme çabalarının bir netiçesidir. Günümüzdeki Alevilik kargaşalığıda bundan kaynaklanmaktadır. Binbeşyüz yıllarından önçeki kurumsallaşmamış Bektaşilikle ve günümüzde Anadolunun bazı bölgelerinde uygulanış biçimine yakinen şahit olduğumuz Bektaşilik ve yine günümüzdeki uygulamada gördüğümüz Aleviliğin farklılığını ayrıntıya girmeden kısaca şöyle özetleyebiliriz. Alevilikte soy takibi yani seyitliğe bağlılık varken, Bektaşilikte ehil insan anlayışı hakimdir. Alevilikte oruç tutma, kurban kesme fiilen uygulanırken Bektaşilikte özü ifade eden anlamıyla yorumlanır. Taşra Aleviliğinde ayin ve ibadetlerdeki biçimsellik Bektaşilikte görülmez. Alevi ibadetlerinde ve törenlerinde dualar yapılırken bulunan toplum anlamasada arapca dil kulanılırken, Bektaşilikte toplumun anlayabileceği dil tercih edilir. Alevilikde ki bazı islami değerlerin olmazsa olmazı Bektaşilikde bunlar zaman içinde kasıtlı anlam değişikliğine uğratıldığı gerekcesi ile Hz. Muhammedin Hz. Ali için söylediği sözün anlamı gereği kamil insan düşüncesi esas alınır. Alevilikde insanın yaradışındaki mükemmelliyet kabul edilirken, Bektaşilikte zaman sürecinde akılın evrimsel gelişmişliği anlayışı hakimdir. Günümüzde bu farklılıkları derinleştirmektense özde aynı olan bu anlayışı çağın gereği, her türlü çağ dışı görüntüden uzak ve aklın doğrultusunda bütünleştirmek gerekmektedir. Bu günkü anadoluda yaşanan Alevi ve Bektaşiliğin özündeki düşünce anlayışı tarihin derinliklerinden süzülüp günümüze gelmektedir. M.ö. beşyüzyetmiş yıllarında yaşamış Konfiçyusun ahlak anlayışında, yunan filozofu Sokratın aklı rehber kabulu görüşünde, altıncı yüzyıldaki Alici düşüncenin insan gelişmişliğinin yüceliğindeki o derin anlayışta, Ahmet Yesevide, günümüzdeki Bektaşiliğe adı, öneri ve görüşleri ile damgasını vuran Hacı Bektaşı Velinin her şeyin özünün insanın kendisi olduğu, dışarıda değil insanın kendinde araması gerektiği görüşünde, bindörtyüzlerde özün olduğu yerde biçimin, şeklin anlamsızlığını belirten Nesimide, doğa, insan, Tanrı birliğini yakalayan Halaç-ı Mansurda, Şemsle birlikte Mevlanada, yaşadığı dönemde Avrupa ve dünyanın birçok yeri orta çağ karanlığının taassubunda yaşarken Anadoluyu düşünceleri ile aydınlatan ölümsüzlüğün bilimsel gerçekliğini işleyen sevgi ve gönül adamı Yunusda, binbeşyüzlerde ihanetin, dost vefasızlığının gülünün taştan daha yaralayıcı olduğunu söyleyen, protest duruşu ile haksızlığa direnen Pir Sultan Abdalda, binyediyüz otuzlarda düşünceleri ile insanlığa çağ değiştiren Rusoda ve nihayet günümüzde, herşeyin birliğin bütünlüğündeki dönüşümden ibaret olduğunu, farklılıkların kişisel menfaatten kaynaklandığını söyleyen ve dizeleri ile ‘aslıma karışıp toprak olunca, çiçek olur mezarımı süslerim’ ve yine ‘Alevi Sünnilik nedir, menfaattır var varası’ diyen Koca Veyselde görmekteyiz. Anadolu Alevi ve Bektaşiliğinin bu günkü karmaşalığının neden kaynaklandığını anlayabilmek için yakın geçmişine kısaca bakmak gerekiyor. O dönemin üniversite gençliği ve 68 kuşağı olarak bilinen bizler bu sürece içinde yaşayarak yakınen tanık olduk. Dünya ile birlikte bindokuzyüz altmışyedilerde Türkiyedeki sol rüzgar Alevi Bektaşi gençliğini tamamen içine aldı. Bilinçli gençliğin dışında bilhassa kırsal alandaki bilinçsiz Alevi gençliği ve sol hakkında bilgi donanımı olmayan Alevi halkının ekseriyeti sol adına kendi geleneksel değerlerine bilinçsizce karşı çıktı. Aslında sol felsefe ile özde aynı içeriğe sahip olan bu anlayış, uygulamada önderlik yapan bazı kişilerin kişisel yanlışlıklarıda eklenince tamamen dışlandı. Alevi önderleri kendi kabuğuna çekildi, öndersiz ve öğretisiz kalan Alevi kitlesi yine o dönemde hızlı kentleşme ile birlikte onlarca yıl tamamen boş bir ara dönem yaşadı. 1980 askeri darbesi ilede apolitik bir gençlik oluşturuldu. Aynı dönemlerde tüm eğitim kurumlarının statülerinin değiştirilmesi de bu olumsuz sürecin tamamlanmasını sağladı. Bu gün kırklı yaşlardaki Alevi kitlesinin ekseriyeti bilgiden yoksun yetişti. Buna birde seksendörtlerde sonraki kişisel fırsatcılık zihniyetinin toplumun ekseriyetine hakim olması ile birlikte hiçbir toplumsal ve insani değer yargısına sahip olmayan bir kesim oluştu. Bu halin bariz örneklerini toplumumuzun bu günkü kendi yaşam pratiğine bakarsak bir çok alanda görürüz. Yine bu anlayışın neticesi olarak günümüzde yaşamış bazı Alevi Bektaşi ozan ve düşün adamlarının daha aramızda ayrılmalarının üzerinde onlarca yıl geçmeden, onların yakını görünümündeki bazı kişilerin rant uğruna fikir ve düşüncelerini nasıl çarpıtarak sevenlerine anlatıklarını üzülerek görmekteyiz. O değerlerin anılarına yapılacak en büyük kötülük onların görüş ve düşüncelerini kişisel çıkar uğruna özünden saptırmak olduğu kanaatindeniz. Yine son yıllarda, Alevi Bektaşi libası giyerek görsel medyada kanal kanal gezen, çeşitli yerlerde düzenlenen panallere panalist olarak katılan, isimlerinin önünü bir takım kalabalık sıfatlar ile süsleyen kişilere sıkca rastlanmaktadır. Bunlar söylemleri ile halkımıza pozitif bilimin gerçekliğinden uzak hurafeleri, efsaneleri anlatmakta, bilimselliği kanıtlanmamış düşünceleri yani doğmayı yüceltmekte, halkımızın bunlara inanmalarını önermektedirler. Bu insanlar ekranlarda katıldıkları panellerde Alevi Bektaşi yaşam anlayışını binlerce yıldan günümüze binbir zorluğa rağmen taşımış Alevi Bektaşi kurumlarına ve onların önderlerine ne yazık ki yine bu Alevi Bektaşi mekanlarında, yüzlerce yıldan beri tutucu yobaz kesimin söylediği iftiraları tekrarlamaktadırlar. İnsanlarımızın bilgi ve tecrübe eksikliğinden yararlanarak, anlattıkları ile toplumumuzu orta çağ karanlığının labirantlarında dolaştırmakta ve kafaları karıştırarak aklın üretgenliğini durdurmaktadırlar. Asıl amaçları buralarda nemalanmak olan bu şarlatanlara insanlarımız rağbet etmemelidir. Ekranlarda, camilerde, cem evlerinde, panellerde, Hacı, Hoca, Dede, panalist kim olursa olsun bunları dinlerken isimlerinin önündeki kalabalık sıfatların soyutluğunda büyülenmiş, işlerliğini kaybetmiş donuk bir beyin ve duruşla değil, Mustafa Kemalin ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’ sözlerindeki çağdaşlık anlayışı ve duruşunu göstermeleri gerekmektedir. Kullandıkları üslup ve hareketleri ile Alevi Bektaşi geleneğine yakışmayan, medenilikten uzak bu insanlarla karşılaştıkları zaman insanlarımız tarihin derinliklerinde bize seslenen Yunusun şu sözlerini hatırlamaları gerekiyor ‘ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır’ Yine bu insanlar yalan yanlış söylevleri ile kalmıyor, geleceğimizi oluşturacak çoçuklarımızın eğitiminede el attıklarını görüyoruz. Sözde kurdukları okullarda, açtıkları kurslarda bilimsellikten uzak öğretileri ile gençlerimizin geleceğini karartma çabasındalar. Çoçuklarınızın eğitimini bunların açtıkları bu uydurma okullarda değil, camilerde Kuran kurslarında değil, cem evleri dede zakir kurslarında değil, bulunduğumuz coğrafyada pozitif bilim ile eğitim yapan çağdaş eğitim kurumlarında eğitilmelerini sağlamalıyız. Peki netice olarak modern insanın çağdaş Bektaşiliğin misyonu ne olmalı dersek: Tüm evrenin birliği bilimsel gerçekliğinde, bütün insanlığın kardeşliği anlayışı ile, her türlü etnik ayrımcılıktan, dini, meshepbi taassuptan uzak pozitif bilimin aydınlığında ve evrensel değerlerin ortak zemininde buluşmak olmaklıdır.

Doğan Erbil-Sosyoloğ Gazateci

Gönderen:K.Salman