Skip to main content

Güneşin Ağladığı Gün

Güneşin Ağladığı Gün

Maraş’ta yaşanan katliamı tanıklara dayanarak kaleme alan Fikret Güneş’in ‘Güneşin Ağladığı Gün’ kitabı Belge Yayınları’ndan çıktı.

"Sabah, doğanın o güzel renklerini taşıyan güneş, karalar bağlamıştı. Çevreme baktım; doğadaki her şey ama her şey kapkaranlıktı. Herkes karalar giymişti. Herkes ağlıyordu. Yüzümü güneşe doğru çevirdim; güneş de ağlıyordu. Siz güneşin ağladığını hiç gördünüz mü? O gün güneşin ağladığı gündür“. Bu sözler, Maraş’ta birçok insanın hafızasına böyle kazındı. 1978 kışını Maraş’ta yaşayanlar belki katliamdan kurtulanlar Maraş’ı hep böyle andılar ve anmaya devam ediyorlar. Devlet o gün için 112 insanın öldüğünü söyledi. Oysaki resmi olmayan rakamlara göre beş yüze yakın insan vahşice öldürüldü. Kurtulanlar anlattılar ama anlattıklarıyla yetinmek zorunda kaldılar.

Maraş’ta yaşanan katliamı tanıklarına dayandırarak çarpıcı bir anlatımla kaleme alan eğitimci-yazar Fikret Güneş’in ‘Güneşin Ağladığı Gün’ kitabı Belge Yayınları’ndan çıktı. Kitap, 78’in kanlı Maraş’ına tanık olanların tanıklığına dayanıyor. Her şey bir sinemaya atılan bir bombayla başlıyor. Ülkü Ocakları’nın getirttiği, özellikle sağcıların izlediği filmin gösterildiği sinemaya atılan bombadan sonra, ülkücü faşistlerin sokağa dökülerek çeşitli dernek, parti ve sendika lokallerine saldırdılar. Aralık ayı kimilerine acı kimilerine sevinç veriyor. Hristiyan dünyası için en kutsal aylardan biridir Aralık ayı, Hz.İsa’nın doğumunun kutlandığı aydır çünkü. Yazar Güneş, ‘Güneşin Ağladığı Gün-Maraş 78 Katliamını Yaşayanlar Anlatıyor’ kitabında 90 yakın tanığın anlatımlarından yola çıkarak katliamda yaşananları öyküleştirmiş... Yazarın bu çalışması 24 Aralık olaylarını yaşayanların dilinden derli toplu anlatımlar verilen bir belge niteliği taşıyor.

‘İlk defa anne olacaktı’

„Gelsin Ecevit kurtarsın sizi“, „Türkeş burada, kara itiniz nerede“, „komünistlere ölüm, Alevilere ölüm“ diye bağırıyorlardı. Arabaları ateşe veriyorlar etrafında dans ediyorlar.

„Biz Fidan’ın yarasını temizledik ve kafasını sardık. Fidan hiç konuşmuyordu. Fidan’ı kaynanamın kucağına yatırmak isterken, kaynanam canı gibi sevdiği torunu Fidan’ı tanımaz oldu. Onu itti; ‘İstemem! Benden Uzak Tutun!’ diye bağırdı. Kaynanam şoka girmişti. Bizi de tanımıyordu. Dışardaki yoğun saldırılara rağmen dışarı çıkmak istedi. Onu zorla zapt etti. Aziz çoktan can vermişti. Onu çeke çeke içeriye aldık“. „Gelinimiz yüklü, karnı burnunda, bugün yarın doğum yapacak; bekliyoruz. Onu el üstünde tutuyoruz. Bize ilk torunu verecek, kendisi de ilk defa anne olacaktı. İki elini karnı üzerinde kenetlemiş şekilde: ‘Bebeğim!’ dedi ve sesi kesildi.

Esma’yı sırtüstü yanı başıma uzattım. Sesi soluğu bir anda kesildi. Hemen ayağa kalktım ve balkonun demirlerine kadar yürüdüm, sağımdan solumdan kurşun vızıltıları geliyordu, ama hiç umrumda değildi. Aşağıya bağırdım: zalimler! Vicdansızlar! Sizde Allah korkusu yok mu? Anneniz bacınız babanız yok mu? Yavrularımı öldürdünüz! Yeter Artık! Müslüman değil misiniz? Beni Vurun!“ Bu satırlar Maraş’ta iki evladını ve ailedeki birçok ferdini kaybeden bir annenin çığlıklarından sadece bir kaç satırı.

Maraş’ın kanlı Aralık katliamı...

Yazar Güneş, 300 sayfalık kitabı onlarca acı gerçeklere yer vererek kaleme almış. Kitabı okudukça katliamı bir kez daha hissediyoruz. Maraş’ın kanlı Aralık katliamı ile büyüdük. Yaşanan vahşette insanların nasıl diri diri yakıldıkları anlatıldı. Anlatılırken, hüzün, gözyaşı, kin ve nefret ile büyütüldü bir kuşak. „Maraş yanıyor, faşistler Alevileri yakıyor, dışarıda katiller oğlumu öldürüyorlar“ diye isyan eden anayı babayı da kimse duymadı... Maraş’ta yaşanan katliamı tanıklarına dayandırarak çarpıcı bir anlatımla kaleme alan eğitimci-yazar Fikret Güneş… Kitap’da tanıklara yer verirken onların isimlerini detayları ile yazmamış. Yazar Güneş, „tanıklar istemedi“ diyor. Çünkü onlarca acı hikayeyi iç içe anlatarak yazmış… Bugün hala tanıklar, katliamı anlatmaktan kaçınıyorlar. O gün hayatlar karardı. Anlatıldıkça hayatlarından kopan parçaların bir kez daha gittiğini hissediyorlar.
 
Erdal Alıçpınar

Yeni Özgür Politika15 Ocak 2010