Emperyalizmin 3. Bunalım Dönemi
Emperyalizmin 3. Bunalım Dönemi Ali Ekber Emperyalizmin kendisinin sürekli bunalımlar olmasına rağmen,özellikle bazı zaman dilimleri, 1.Bunalım1914-1918’ döneminde,emperyalizm bir dünya savaşıyla sorunu çözmeye çalışmıştır. 2.Bunalım1939-1945’ döneminde,yine emperyalizm daha büyük bir dünya savaşına yol açarak,bunalımını çözmeye çalışmıştır. Her iki bunalım döneminde de,sistem kendi karşıtını ortaya çıkarmış,Sovyet sistemi dünyanın üçte birini ele geçirmiştir.Bunlar sosyalist ülkelerin tümüdür. 7.Mayıs 1945’de ikinci dünya savaşının bitmesinin arkasında,dünyanın bir çok yeri ateş çemberiyle yok edildiği için,yaraları sarmak belli bir zaman almıştır. 2.Dünya savaşının en kazançlı emperyalist gücü ABD olarak,herkesçe bilinen gerçekliktir. Bunun nedeni elbette ABD savaşa girmiştir,ama kendi topraklarında tek bir bomba bile patlamamıştır.Savaşa da diğer güçler birbirlerini yedikten sonra,girdiği için kendi isteklerini dünyaya empoze ederek, dünyanın tam olarak jandarması olmuştur. Belli dönemler ABD,dünyadaki tüm oluşumların öncülüğünü de yaparak,Birleşmiş Milletler,İMF,Dünya Bankası gibi bir çok gücün temel sözcüsü,ve karar vereni olmuştur. ABD,savaş sonrası dünyanın hem jandarması,hem kovboyu,hem de dünya sistemini kendine bağlayan temel emperyalist güç ve sistemidir. En büyük hatası,Vietnam savaşını Fransızlardan devir alarak,bizzat kendi askerlerini 8 Mart 1965’de fiili işgal biçiminde savaşa katılmasıyla olmuştur. Daha önce Fransızları destekleyen ABD, Vietnam savaşının bir domino taşı gibi tüm bölgeleri etkileyerek Sovyet sistemini tüm bölgeye hakim kılacağından korkmuştur. Hiçbir zaman fiili işgale karşı teslim olmayan Vietnam halkı,Japonlara,İngilizlere-Fransızlara karşı savaşarak,bu güçleri saf dışı ettiği için,kuzeyde “Demokratik Vietnam” ı ilan eder. Güneyle işbirliği yapan ABD, NFL’ye karşı uzun süren bir savaşı başlatmış olur. Viet Kong la,Vietnam Ulusal Kurtuluş Savaşçıları (NFL) Ho Chi Minch önderliğinde savaşır. Özellikle Sovyet ve Çin’in de yardımıyla ABD 30 Nisan 1975’de, resmi rakamlara göre 53.200 asker kaybıyla savaşta yenildiğini kabul etmek zorunda kalır.Askerlerini çekmekten bile aciz kalır,uzun süren bu savaşta 1 milyon gerilla,2 milyon sivil,4 milyon Vietnamlı yaralı olarak nihai zaferini,tüm dünyaya ilan eder. Vietnam savaşı ABD’nin dünyadaki, yenilmez konumuna en büyük darbeyi vurmuş olur. Bu savaşı kaybeden ABD, yaptığı savaştan da büyük dersler çıkardığı için,1975’lerden sonraki işgal biçimini değiştirir. Artık dünyada “Yeni Sömürgecilik” sistemiyle, işgal ve sömürü, yerli işbirlikçiler vasıtasıyla yürütülür. ABD’nin fiili olarak,hiçbir ülkeyi işgal etmesine gerek kalmaz,tüm emperyalist güçler,sömürgelerinde yerli işbirlikçiler bulurlar,bunlar halkın gözünde kaçtığı için,yerli halklar sömürüyü ve işgali fark edemezler. Dünyanın bir çok bölgesi,emperyalizmin yeni sömürgesi olarak,sömürülmeye devam edilir. Vietnam savaşını kaybeden ABD’nin dünya jandarmalığı sürecin sonuna kadar devam eder. 2.Dünya savaşının arkasında 1951’de kurulan,daha sonra büyük önem taşıyan ”Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” Almanya,Fransa’nın isteğiyle İtalya,Hollanda,bazı devletlerin sanayi büyümesini kolaylaştırmak içindir. Dünya temel 2 blokla yönetilmekte dedir.1-Sosyalist Blok 2-Kapitalist,Emperyalist Blok. Uzun süren yıllar,bloklar arası fazla işbirlikleri göze çarpmadığı gibi,her blok diğerini yok etmek için oldukça büyük çaba sarf eder. İşte fazla su yüzüne çıkmadığından ve aşırı disiplininden ve güçlü silahlarından dolayı bu döneme “soğuk savaş dönemi” denilmiştir. Dünya halkaları,uzun yıllar,Sovyet ve emperyalizmin kıtalar arası füzeler toplantısına,daha sonraları,yıldızlar savaşı toplantılarına tanıklık etmiştir. Her ne hikmetse,kendisini kapatması gereken emperyalist sistemin yerine tersi,sosyalist ülkeler kendilerini tamamen dışa kapatmışlardır, normal hiçbir kişi sosyalist ülkelerin yaşam tarzlarında doğru bir bilgi edinememişlerdir. Bu nedenden dolayı da,bu ülkelerin ismini emperyalist ülkeler “Demir Perde” ülkeleri olarak halkalara söylemişlerdir. Sosyalist ülkeler konusunda,tüm dünya halkaları tam bir bilgi edinemedikleri için oldukça yanlış tartışmalar,yürütmek zorunda kalmış,hatta bu uğurda bir çok genç insanın hayatına bizzat kendi blok taşları,silahla son vermişlerdir. Dışarıda oldukça sağlam gözüken,sosyalist ülkeler,elbette tüm emperyalist ülkeler içinde korku kaynağı olmuş ve bu nedenle dünya işçi sınıfının geniş haklar elde etmesine belli oranda sessiz kalınmıştır. İşçi sınıfının kendi öz kurtuluş sitemine gitmek için savaşlar başlatılacağından korkulduğu için,mümkün olduğunca,işçi hakları yukarda tutulmuş,ücretler işçileri memnun edecek bir seviyede olmuştur. Bu daha çok sömürgesi olan emperyalist ülkeler için geçerli olurken,geri bıraktırılmış yarı sömürge-yeni sömürgelerde,durum sürekli askeri ihtilal er ile,sınıf savaşlarıyla,güçlü sendikalarla devam etmiştir. Sosyalist sistem her ne olursa olsun,dünya haklarının yaşam standardının dengesi olmuşlardır. Bu dönemlerde,emperyalizmin sürekli olan bunalımları,bazen çok derinlikli de olsa,sosyalist sistemden,korkulduğu için,kol kırılır yen içinden mantığıyla,işçi sınıfına ve halklara fazla yansıtılmamıştır.Krizler mümkün olduğunca saklanmaya çalışılmıştır.Saklanmıştır. Öyle gözüküyor ki;Dünya işçi sınıfı en güzel yıllarını 1950-1990 yılları arasında yaşamıştır. Sözünü ettiğimiz 2.Dünya savaşı arkasında kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, çok değişik toplantılarla,özellikle 18-Nisan 1951 Paris- 25-Mart 1957 Roma- 7 Şubat 1992 Maastricht toplantılarıyla sürekli değişerek yeni bir güç dengesi olan Avrupa Birliği durumuna gelmiştir. Başlangıçta AB’ yi kendisine rakip bile görmeyen ABD,sonraları dünyada kendisine rekabet edecek temel gücün AB olduğunu nihayet anlamıştır. Böylesi bir güçler dengesinin bozulmasının özellikle 1990’ sosyalist sitemin çökmesi ve kısa sürede,fırsat bu fırsat düşüncesiyle AB’nin eskiden sosyalist blokla ilişkili bir çok ülkeyi,AB’ye sokmasıyla,AB artık ABD’ye karşı bir dünya gücü konumuna yükselmiştir. Bunun dışında,halen Rusya,Çin, AB,ABD, Japonya, Dünya güçleri olarak görülmektedir. Özellikle işçi sınıfı ve dünya halkları açısında;1990-2009’yılları can alıcı yıllar,çok önemli yıllar,hayati yıllar,olmasına rağmen ne dünya işçi sınıfının ve de halklarının bu dönemi kavrayamadıkları gözüküyor. Bu yıllar arasında,1920’lerden bu yana işçi sınıfının ve dünya halklarının ellerindeki tüm haklar,reformlar ismi altında alınmasına rağmen,bu kesimler bu konularda bilinçlendirilmediği için,öylece,hareketsiz olarak bakmakla yetinmişlerdir. Sendikalar;işçi çıkışlarında veya işçi sınıfının elinde eskide var olan hakların alınması sürecinde, işçiyi ücreti konusunda bilinçlendirme yerine, “şükredin ki çıkış yok” yüzde %40’ücret kaybına ses çıkarmayın diye,işçileri adeta uyutma görevini üslenmişlerdir. “Sarı Sendikacılık “ tam anlamıyla yine 1990-2009 yılları arasında tam oluşma sürecini tamamlamış, nerdeyse istisnasız tüm sendikalar kapitalistlerin hizmetine geçmiştir. Artık emperyalist-kapitalist sistemin önünde hiçbir mücadele gücü kalmadığı için, son içinde bulunduğumuz 3.bunalım döneminin en ağır yükü,işçi sınıfının ve dünya halkalarının üzerinde yıkılarak düze çıkılmak istenilmektedir. Yalnız ABD’de 30 civarında banka, hesabı belli olmayan sanayi işletmesi,yüzyıllık firmalar,batarak yerle bir olmuşlardır.Bu batan firmalardan dolayı,milyonlarca işçi aç sefil kalmış,eski alışkanlıklarının tekrar geleceğini düşünerek,ne olduğunu bilemeyen aptallar durumunu yaşıyorlar.Bazı Avrupa işçileri içinde bulunduğumuz krizin farkında bile değildirler. Belli dengeler nedeniyle belli sosyal,siyasal hakları,alışkanlıkları olan işçi sınıfı ne yapacağını belemez durumdadır. Belki de,tamamen aç kaldıklarında,sistemin kendilerine neler yaptığını anlayacaklardır ama iş işten geçmiş olacaktır. Önemli sorulardan birisi 3. bunalım dönemine neden ve nasıl geldik? Kapitalizmin temel yasasının kar olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor! Artık günümüzde kar yalnız,üretimden dolayı ortaya çıkan artı değerin kapitalistlere gitmesi değildir.Bununla beraber “Üretimden Soyut Borsalar” la büyük karlar ve zararlar edilmektedir.Emperyalist sermayenin büyük bir kısmı üretimden soyutlandığı için,üretici güçlerin önündeki engeller eskiye göre daha da büyümüştür.Arık işçinin çok fazla bir öneminin kalmadığı bir döneme de doğru yol alıyoruz.Gelişen teknik ve teknoloji tam olarak üretim alanına uygulandığında,nerdeyse iş gücüne ihtiyaç duyulmayacaktır.Böylede olmuştur,bir çok firmanın üretimin robotlaşmasını zamana yaydığı için,işçileri zamanı geldiğinde işten atma nedeninden dolayı ,işsizlik günümüzün en büyük çözülemez sorunu olmuştur.Tüm bunlarla beraber,bir de üretimden ortaya çıkan fazla sermeyeninin tekrar üretim alanına dönmemesi,dünya borsalarında serseri bir mayın gibi dolaşması,her geçen gün yine işgücünün azalmasına neden olurken,üretimden bir azalma veya planlı bir üretim söz konusu olmamıştır. Dünyanın bir çok ülkesine medya aracılığıyla,her saniye borsalardaki gelişmelerin büyük haberler olarak kitlelere yansıtılması,kitlelerin,hatta Avrupa işçi sınıfının da artırdığı belli bir sermayeyi,yine dünya borsalarına yatırdığı gözükmektedir. 2007’de başlayan ve halen süren 3.Bunalım döneminde çöken firmalarda,orta sınıfların ve hatta halkların paraları bir gecede ABD Federal Deposit İnsurance Corporattion(FDİC) İflas Masası, nın resmi soyma sistemiyle “Capter 11” iflaslar ilan edilerek el konulmuştur. Lehman-Washington Mutual ve daha 30’u geçen büyük bankaların hissedarları bir gecede tüm maddi varlıklarını kaybetmişlerdir.Devlet tüm bu bankaların ortağı olmuştur. Arkasında bunalım üretim alanına sıçramıştır,bu zaten beklenen bir durumdur,dünyada binlerce işletme “FDİC” yöntemiyle resmen büyük güçlerce veya devletçe yağmalanarak,buralarda hissedarların paraları duman olmuş,havaya gitmiştir. Böylesi dünya bunalımları,en başta işçi sınıfını,küçük burjuvaziyi, orta kesimleri, en derinden vurarak,ekmeğe bile muhtaç eder. Son günlerde sallanan tam 100 yıllık General Motor(GM), yine aynı yöntemle yüz binlerce işçinin işsiz kalmasına,orta kesmin paralarının batmasına,ayrıca GM’ in bundan böyle %60’nın devletin eline geçerek kısa vadeli bir iflas ilanıyla yeniden yoluna devam edeceğine dair bilgiler doğrulanmıştır. Önemli olan kısa vadeli “iflas” la, orta kestin ve hatta işçilerin var olan hislerine el konularak,krizin yükü yine halkaların sırtına yüklenerek işin içinden çıkılmaya çalışılmasıdır. Artık açık olarak ABD, kendi içindeki önemli firmaların bizzat ortağı durumuna gelmiştir. Aslında bir yalan olan Neo Liberalizmin,gerçekten de yalan olduğunu tüm dünya halkları görmüştür.Tüm dünyada Devletler,hem Finansın hemse sanayi üretiminin gerçek patronu olmasından dolayı mevcut durumu” Tekelci Devlet Kapitalizmi” olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Krizin bu kadar ağırlığına rağmen,fazla üretim halen devam etmektedir çünkü üretim artık “Tekelci Devlet Kapitalizmin” kopması mümkün olmayan bir parçası durumudur. Üretim devam ederken, 1990-2009 süreci halen bitmediğinden dolayı,işçi sınıfının,halkların,hatta orta sınıfların,küçük burjuvazinin alım gücü yok olduğu için,süren üretimin,tüketim ayağının tamamen kırılması nedeniyle,üretilen mallar yine depolarda birikmektedir.Biriken malların 3.bunalım dönemini daha da ağırlaştırmasından dolayı,bölgesel savaşların çıkması bir an meselesidir.Kuzey Kore kendisine yönelik tehlikeyi sezmiş olmalı ki,bazı tedbirlerden bahis etmektedir.Son günlerde Kuzeyin her türlü raketleri denediği söylenmektedir.Bu saldırı için ön hazırlıkların habercisi gibi bir gerçekliktir. 3.Bunalım döneminde,fazla sesi çıkmayan yine eski sosyalist blokta olan ülkelerdir. Bunun bazı nedenleri vardır. 1) Halen bir çok alanda üretim,planlı yapılmaktadır, eski sistemin bazı yanları işlevseldir. 2) Emperyalist ülkelerdeki,krizde çıkış yolu olarak kullanılan “ Tekellerin Bizzat Devletin Eline Geçmesi” bu ülkelerde halen süren bir durumdu. 3) Üretim ve tüketimde devletlerin rolü değişmediğinden dolayı,sistem işler durumdadır. 4) Halen sürekli üretim,aşırı üretim, aşırı kar, aşırı egoizm hakim duruma gelememiştir. Bu durumlar,eski sosyalist ülkelerin mevcut 3. Bunalım dönemini kolay atlatacağını gösteriyor. Çin deki yıllık gelişme hızı % 15’lerde % 8’ e kadar belki düşebilir ama bunalımın en karlı ülkelerinden birisi de Çin dır. Diğer karlı çıkacak ülkesi eski “Sovyet” şimdiki Rusya dır. AB’nin dahi ABD kadar etkilenmeyeceği şimdilik,bir olgu gibi gözüküyor. Depremin temel merkezi ABD olarak gözüküyor,depremin şiddeti çok yüksek olduğu için,tüm dünyada hissedilir bir duruma gelmiştir. Öyle gözüküyor ki, bu kadar büyük bir krizin arkasında yeni oluşumların,dünyada egemen olması kaçınılmazdır.Hepsi zamanı geldiğinde teker,teker ilan edilecektir. En önemli olgu” Tekelci Devlet Kapitalizmi” olgusudur, artık devlet yalnız organizatör değildir.Tekellerin en büyük ortağıdır, bazı tekeller tamamen onun eline geçmiştir. Bu belki de insanlık için daha iyi bir durum olabilir, üretim ve tüketime devletin tam olarak karar vermesi,devletler sosyal devlet olabilirse,belli bir düzen ve adalet ortaya çıkabilir. Elbette diğer anlamıyla,”Tekelci Devlet Kapitalizmi” var olan bu sistemin ömrünü uzatmak için zorunlu olarak devletlerin kucağına yatmak zorunda kalan, tekellerin ömrünün de uzamasına yarayacaktır. Sonuç olarak, sistemin temel yürütücü öğesi;kar,aşırı üretim,ücretlerin sınırlandırılması,kapitalistlerin halkın paralarıyla ihya edilmesine dönüşürse,bu sistemin ömrünün fazla uzun olmadığına şahit olcağız. 2007 de başlayan şimdiye kadar en derin bunalım olduğu söylenen, emperyalizmin bu bunalımın ne zaman biteceğini ve daha nelere yol açacağını tam olarak kimse bilemiyor. Tekrardan bir “Sovyet” sisteminin yaratılmasının sübjektif şartlarının yokluğunu, herkes bilmektedir. Dünya işçi sınıfının ve halklarının geleceği belirsizlik içindedir. Kurtuluş, işçi sınıfının öz kurtuluş partisini yaratıp,kapitalist sistemi temelden değiştirmekten geçiyor.Dünya işçi sınıfı,artık kendi öz kurtuluş partisini yaratmak için çaba sarf etmekten çekinmemelidir. İşçi sınıfının temsilcisi olduğunu söyleyen güçler için bundan daha uygun bir ortam olamaz.Öyleyse ismi ne olursa olsun böylesi bir partiyi,her ülkenin kendi öznel koşullarına göre,yaratıp,sisteme alternatif olarak örgütlemek Marksistlerin temel görevleri arasındadır. Ali EKBER
onun bu bunalımlarının had safhaya çıkarak sistemi kökünden sallandığı dönemlere 1.2.3. bunalım dönemleri diyoruz.




