Skip to main content

Dünün dönüşü ve Fotoğraftaki büyünün gizi


Dünün dönüşü ve Fotoğraftaki büyünün gizi

PKK’nın uzun süreli ilan ettiği ateşkesi bitirmesi, Apdullah Öcalan’nın yaptığı diyalog çağrısının karşılıksız kaldığını söyleyip aradan çekildiğini açıklaması ve de Kürt sorununun çözümümünün „tartışma ve açılım“adları altında savsaklanması çatışma sürecine yeniden dönüşü şağladı. Bu şekliyle bir süprizle karşı karşıya olduğumuzu söylemek güç. Beklediğimiz „gelecek“ iken, bilindik „dün“ çıka geldi.

Şu anki durumu „dünün dönüşü“ olarak tanımlamak yanlış olmuyacaktır.

Dün bütün yıkıcı- ve yakıcılığıyla; nostaljik duygulara pek yer verme gereği duymadan, merasimli ritüelleri, beylik laflarıyla, en iyi markadan seçilmiş pahalı takımlar arasında hüzünlü takınılan savaş tücarlarının apoletli ve politik pozlarıyla ve de gencecik bedenlere sevgili yerine saldırılan bayraklarıyla çıka geldi. Üstelik kendisine bir davetimiz olmadan, öylesine utanmazca yaşamlarımızı da küçümseyerek geldi…

Kan ve ölüm dünün en unutulmaz aksesuarlarıdır. Dün dün olduğundan geleceği içinde barındırmaz. Bize gelecekli olduğumuzu müjdelemediği gibi, ölümcül soğukluğunu bizlere dokundurmadan da edemiyor. Bu anlamda dün bugün‘e yabancı ve de gelecekle tanışıklığı pek olmuyan, sadece anımsamadan ibaret bir geçmiş... Ama bu dün bugünümüz olma ve de geleceğimizi ipotek altına alma iddasındadır. Korkumuzda bundandır. Asıl cevabı aranılan şey, yaşanılmış ölü gerçekliğin hortlamasına neden ihtiyaç duyulduğudur! Buna verilecek cevap, bize bugünü kazandıracaktır. Bugünü kurtarmasını becerirsek gelecekli olmamız ihtimal dahilindedir..

Dünün dönüşünü fırsat bilen ölü geçmişin temsilcileri; dönüşünden kendilerine vaziyet çıkararak, şehit edebiyatlarıyla, lirik milliyetçi yazılarıyla dünden kin ve düşmanlıkla mayaladıkları şövenizmi geçici uykusundan uyandırarak yaşama dair her şeyi zehirlemek istemekteler. Bu ölü sevici düncüler masum, silahsız ve savunmasız çoğunluğu tehdit etmekle kalmıyorlar, sevinç tarlamızı uyuyan şeytanlarını uyararak tar-u mar edeceklerinden söz ediyorlar. Kısacası yaşama ve sevince dair akan ne kadar berak ırmak varsa, kirletip bulandıracaklarından eminler gibi davranıyorlar.…

Dün yanlızca nostaljik hatıralardan ve merasimsel rituellerden ibaret değil; faili meçhul cinayetler, köy yakmaları, tecvüzler ve yerinden yurdundan edilme gibi taşınması zor gerçekliklerden de ibarettir. Bu gerçeklikleri ağırlıklı olarak Kürtler yaşadıkları için egemenler ve medyası görmezden geliyor.

İlginç olan şey, bu geri dönen dünün kahramanlık hikayesinin eksik oluşudur. Ne ciddi anlamda operasyonlarında bir başarı var, ne de yaşamını yitiren gencecik yoksul Türk ve Kürt çocuklarının ölümü konusunda toplumu ikna edebilecekleri bir sözleri, yanlızca dizleri üzerine çömelmiş fotoğrafları ve ölümle toplumu tehdit eden gelecek korkuları var …

„Bir Fotoğraf bin kelimeye bedeldir“ diye özlü bir deyim vardır. Bu söz Türk Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve Başbakanı Erdoğan’nın dizleri üzerine çömelerek çekilen fotoğrafıyla bir daha doğrulandı. Bu fotoğraf sadece savaşı isteyenlerin kendi savaşında duydukları korkularının resmi değil, Türk devletinin savaştaki yenilgisinin de resmidir.

Hiç bir savaş, savaşı yürüten general ve başbakanlarını böylesine dizleri üstüne çökertmemişti. Savaşların yenilgiyle sonuçlandığı görülmüştü görülmesine de, fakat tarihe böyle bir not düşülmemişti. Bu notu Kürtlerin özgürlüğüne düşkün asi çocukları düşürdü.

Şimdi Türk Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ ile Başbakanı R.T. Erdoğan durumu kotarmak için açıklama üstüne açıklama yapmaları çok şeyi dğiştirmez. İşler nafile, tarihin ne tahtası ne de silgisi var, zamana yazarak not aldı.

Türk devletinin Başbakanı “Çanekaleye baksınlar” diyerek kaş yapayım derken “Onur” Öymen gibi dili sürçerek göz çıkarıp, toplumdan gizlenen bir diğer gerçekliği ağzından kaçırarak dile getirmesi de işin komedisi...

Meğer yere göğe sığdıramadıkları mavi gözlü dev diye adlandırdıkları ataları Çanekalede Yunanların karşısında diz çökmüş. Demek ki bu tarz çömelmeler “kahraman türk tarihinde” hep varmış, yanlızca bizlerden gizliyorlarmış… Demek ki Erdoğan ile Başbuğ korkudan değil de, atasının sadık torunları olduklarından ve izini takip ettiklerinden dizleri üstüne çömelmişler…

Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un korkaklığına karşın birlikte çömeldikleri Başbakan’ın gözü önünde yaralı askeri azarlayıp”size orayı tutun demedim mi?” diye çıkışması da bu oynanan komedinin son perdesini oluşturuyor...

Neden mi? Başbuğ Kürt gerilasının korkusundan diz çöktüğüne göre, askerin bahsettiği o yerin neresi olduğunu bilmesi mümkün görünmüyor. İkinci olarak en üst boyutta gündüz gözüyle korumasına rağmen, diz çökmekten çekinmeyen bir genelkurmay Başkanının savaşan askerleri denetleme hakkı olmamalıdır, en azında savaş kuralları ve normları bunu gerektirir. Üç biri askeri diğeri sivil iki korkak liderin siperde diz çökmüş resmine karşın halen savaş çığırtkanlıkları yapmalarının mantıki bir açıklaması yoktur. Ya istifa etmeliler, ya da kendi halkına Kürdistandaki savaşın acımasız gerçekliğini ve de geleceksizliğini zaman yitirmeden anlatmalılar.

Savaş “dünü”, diz çömelerek çekilen resim “bugünü”, açılım tartışmaları da “gelecek müzüğünü” çağrıştırıyor. Ne “dün” kendisine öykünülecek kadar güzel, ne de “gelecek müzüğü” bizi dansa kaldırabilecek kadar hoş ve umut verici, bu müzüğün melodisi bazı kulaklara hoş gelsede, üzerinde dans edebilecek bugün olarak tanımlanan sahne eksik.

Gerçekçi ve inandırıcı olan tek şey, dizleri üzerine çömelerek çekilen Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın savaşta duydukları korkuyu resmeyliyen bugünün fotoğrafıdır...

Sivil toplum örgütlerinin silahları bırakın çağrısındaysa, Başbakan Erdoğan’ın savaş yorgunu generallerine barış çağrısı yapması daha gerçekçi bir alternatif olarak görünüyor. Siyasi iradenin elinde şu an iktidar kadar güçlü bir de fotoğraf var. Bu fotoğrafın ortalıkta dolaşması fırsat bilinerek, barışa dönük adımlar atılabilinir. AKP Hükümeti yenilginin resmi olarak tarihe geçmek üzere olan bu fotoğrafı, barışın resmine dönüştürebilir. Önemli olan bu fotoğrafta barış çıkarma becerisini gösterebilmektir.

Başbakan Erdoğan‘ın bu resimde Genelkurmay Başkanıyla birlikte diz çökmesi barışçıl politik açılımlar açısından çok şey değiştirmez; bir başbakandan toplumun sorunlarına politik çözümler geliştirmesi beklenir, kendisinde savaşacak cesaret aramak alışıldık bir şey değil, ama savaşta beslenen generallerden asgari cesaret beklemek toplumun en doğal hakkıdır. AKP zeki politik bir yeteneklilik gösterirse, bu fotoğrafın ceremesini korkak generalinin hanesine yazdırabilir ve bundan da bir barış startı çıkarabilir.

Kürtlerin gerilalarını coşkulu karşılamaların barışın önünü tıkadıklarını söylemek büyük bir yalan. Açıktan yürütülen savaşın barış da aleni olmalı. Haburda gelen barış elçilerini gerilalara karşı savaş yemi olarak düşünmek etik olmadığı gibi, toplumun ihtiyaç duyduğu barışada hizmet etmesi düsünülemez. Gece gündüz avdan başka bir şey düşünmeyenlerin, ava giderken avlanmalarını da yaşamın bir ironisi olarak görmek gerekir...

CHP’nin fosilleşmişliğini erotik bir kaset esnetti, savaşı da dizleri üstüne çömelmiş bir General ve Başbakan fotoğrafının bitirebileceğini düşünmenin nesi yanlış! Bazen de eşyanın büyüsüne inanmak gerekiyor. Yoksa ateist olan ben de mi fetişistleşerek dine doğru yol alıyorum! Sizi bilmem ama, ben o fotoğrafın bir büyüsünün olacağına inanıyorum.

Ayrıca ben o fotoğrafta yenilgiyi resmeyleyen özelliğinden çok, büyüsünü, ya da büyüsünde gizli olan barış ihtimalini sevdim. Ya siz!..

Xaki G.Bargin

xakibargin@yahoo.de

29/06/2010