Skip to main content

Dersimli Memik Ağa

Dersimli Memik Ağa

 


Metin Aktaş

1937 yılında ailesiyle Laçinan deresinde ormanlık bir alanda saklanan Seyit rızayı askerlere ihbar eden muhtarın sonu çok hazin olur. Askerlerin önüne girerek Seyit rızanın ailesinin saklandığı ormana götüren muhtar Seyit rızanın bütün ailesi öldürüldükten sonda dönüşte askerler tarafından elleri arkada bağlanarak boynuna kadar toprağa gömülerek yüzüne, boynuna, saçlarına bal sürülür. Bu Dersim kıyımı yıllarında askerlerin sıksık başvurduğu bir öldürme yöntemidir. Karıncalan, kör arılar, arılar envayi türlü böcek toplanır kafasına kadar toprağa gömülmüş muhtarın kafası üzerine; bu binlerce küçük hayvan onu ağır ağır yemeye başlarlar. Söylediklerine göre muhtar öyle dayanılmaz bir acıyla bağırıyormuş ki sesi çok uzaklarda bile duyuluyor muş.

Dersim kıyımı yıllarında devlete büyük yararları dokunmuş Rayber’in sonu da korkunç olur. Dersim kıyımı sona erip kıyımdan arta kalan insanlar batı illerine sürgüne gönderilmeye başlanıldığında Hozat tabur komutanı Rayberi çağırır. Rayber sandıklar dolusu altınları ve oğluyla tabura gider. Oda batıya sürüleceğini düşünmektedir. Ama beklediği olmaz.   Askerler Rayber’in daha yirmisine girmemiş oğlunu öldürdükten sonra onun ellerini bağlayıp bir battaniyenin içerisine koyarlar. Battaniyenin bir ucunu iki asker bir ucunu iki asker tutarak beşik sallar gibi sallarlar.  Ve onlarca asker rehberi süngüleyerek öldürür. Rehberin çığlığı Hozat’ta duyulur.

10 Kasım parlamentoda yaptığı konuşmada bu gün hala ülkemizin temel sorunlarından biri olan Kürt sorunun çözüm yolunun devletin Dersim kıyımında uyguladığı yöntem olduğunu söyleyen CHP genel başkan yardımcısı Onur Öymen’in sözlerinden sonra Dersim kıyımı yeniden ülke gündemine gelip tartışılmaya başlandı. Devletin 1937–1938 Dersim kıyımında uygulamaya soktuğu Dersim Alevi Kürt halkını imha planının korkunçluğunu, acımasızlığını yaşamış insanların içerisinde büyümüş bir insan olduğum için bu kıyımın, katliamın Dersim Alevi Kürt halkının üzerinde bıraktığı derin izleri çok iyi biliyorum. CHP genel başkan yardımcısı Onur Öymenin bu gün temel insani haklarını isteyen Kürt halkının bu istemlerini 1937–1938 Dersim kıyımında devletin uyguladığı katliamcı politikalarla bastırılmasını savunması tek kelimeyle Dersim katliamı kadar korkunç ve acımasızdı. Aslında bu gün Kürtlerin temel insani haklarını isteme taleplerini imha ve katliamlarla bastırıp Kürtleri yok etme planı sadece Onur Öymen’e ait bir plan olmadığını 1800 yıllarının başlarından bu yana bu planın uygulandığını bu ülkede yaşayan birçok aydın, siyasetçi söylemekte. Bu gün Kürt halkının temel insani taleplerini Dersim katliamında uygulanan imha ve yok etme yöntemiyle bastırılmasını savunan siyasal partilere, örgütlere kurumlara destek veren Türklerin, Kürtlerin bir kez kez daha şapkalarını önlerine koyup düşünmelerinde vicdanlarının sesini dinlemelerinde yarar var.

Dersim kıyımının yeniden tartışılmaya başlanmasıyla yıllar önce okuduğum Haydar Işık’ın Dersimli Memik ağa romanını yeniden okumaya başladım. Roman 1937- 1938 Dersim kıyımı yıllarında Batı Dersimde devletle sıcak ilişkileri olan, bu kıyım yıllarında devlete hizmet eden Memik Ağa ve ailesinin yaşadığı korkunç trajediyi anlatır. Batı Dersimde köyler, kasabalar devlet tarafından yakılıp yıkılarak insanların acımasız öldürüldüğü halde doğu Dersim halkı sesizdir. Batı dersimde yaşanan o korkunç kıyımı yok edilişi bir seyirci olarak izler doğ Dersim halkı. Memik Ağa ve aşiret devlet yanlısıdır. Memik Ağa sırtını devlete dayandırarak büyük bir köyün kenarında çok geniş bir alana yayılmış bir meyve bahçesi içerisinde kurulmuş büyük bir konakta oturan kırk kişiyi bulan ailesinin yaşamını güvenceye aldığını düşünerek daha çok halkına düşmanlaşır, daha çok devletle bütünleşir. Yazar öyküyü iyi kurgulamış.  Bu kıyım yıllarında Memik Ağa ve ailesinin Dersim halkının yaşam tarzını,kültürünü işlemeyi bilmiş öyküde. Memik ağa sekiz erkek çocuğu gelinleri, torunları olan kırk kişilik bir ailenin yöneticisi, büyüyüğü, çok zengin ayrıca da aşiretindeki insanlara çok kötü davranan acımasız,bencil öz kızı Fate’yi sevmediği birine zorla verecek kadar duygusuz feodal geleneklere bağlı bir insandır. Kızı Fate’  zorla evlendirildiği insanı sevmez. Gönlünü kaptırdığı güzel bir genç olan İbrahim’le ilişki kurar. Bu ilişkiyi duyan Memik Ağa deliye döner. İbrahim’i öldürmek için en küçük oğlu Mursa’yı görevlendirir. Mursa yanına bir adam alarak İbrahim’e pusu kurarak korkunç işkencelerle İbrahim’i öldürür.Memek Ağa İbrahim’in öldürülmesiyle yetinmez damadından kızını öldürmesini ister. Karısını çok seven damadı Memik Ağa ve toplum tarafından  aşağılanmayı  sinesine çekerek karısını öldürmeyi kabul etmez. Fate, İbrahim öldürüldükten sonra bunalıma girerek ev e kapanır. İbrahim öldürdükten sonra Mursa İbrahim”in katili olarak tutuklanıp Harput’ta ceza evine gönderilir. Mursa’nın tutuklanması Memik Ağa’yı daha çok yaklaştırır devlete. Artık yemez içmez elinde olan her şiyi devletin yerel bürokratlarına, askeri komutanlarına yedirir.

Batı Dersim’i saran yangın büyüyerek,genişleyerek Doğu Dersim’e yayılır.Batı Dersim’de kıyımları tamamlamış devlet güçleri Doğu Dersim’de katliamlara başladığında Memik Ağayı bir korku,telaş sarar. Hayatını ve ailesinin yaşamını güvenceyle almak için tamamen devlete teslim olur,elinde avucunda ne varsa komutanlara yedirmeye başlar.

Bütün bunlar Memik Ağayı kurtarmaz. Bir gün askerler onun kapısını çalar Memik Ağayla birlikte kırk kişilik ailesini bir derenin içerisinde kurşuna dizerek öldürürler.

Sanırım 2005’in   ocak ayıydı;lapa lapa karın yağdığı, kör bir sisin şehri bir örtü gibi kapladığı, şiddetli esen soğuk bir rüzgarın acı bir ıslık çalarak şehrin sokaklarında  karı dolaştırdığı bir gündü. İnsan hakları derneği binasında pencerenin önünde oturmuş yağan karı izliyordum. Benimle birlikte içeride dört beş  insan daha vardı.  İçeriye  tanımadığım iki insan girdi. Bunlardan biri yaşı yetmişin üzerinde olan uzun boylu, sıska bir yaşla adam biri ise vaktinden önce yaşlanmış beli yüz yaşındaki bir piri fani gibi kamburlaşmış bir genç adamdı.Genç adamın üzerinde yerleri süpüren eski, birkaç yerinde yamalanmış bir  pardüsö vardı. İçeri girerken ne kimseye selam verdi, nede kimsenin yüzüne baktı.  Sandalyaya oturur oturmaz başını önüne eğdi. Bakışları bir canlının bakışlarından çok bir ölünün bakışları gibi anlamsız ve donuktu.  Sonradan bu genç adamın babası olduğunu öğrendiğim yaşlı adamın başında tam tepesinde  yamalanmış kafasına büyük gelen bir şapkası vardı. Yaşlı adamın tütün içmekten sararmış bir  arpa demetini andıran kabasaba bıyıkları ağzını kaplamış uçları çenesini geçmişti. Babayla oğlun derneğe geliş sebebini öğrendiğimde şaşırdım.Öyküleri gerçekten acı ibret vericiydi; babanın anlattığına göre şu an yanımızda oturan otuz yaşlarında olup yüz yaşında bir insan gibi görünen bu genç adam onun oğluydu. Bu genç adam gerillaya katılır.Üç yıl dağlarda gerilla olarak dolaştıktan sonra pişman olur,bir fırsatını bulup kaçıp devlete sığınır. Devlet kendisine sığınan bu genç adamı zorla itirafçı eder.bu genç adam dört yıl devlete itirafçılık yapar.Bu genç adam dört yıl itirafçılık yaptıktan sonra yaptıklarını, tanık olduklarına katlanamaz akli dengesini yetirmeye başlar; akli dengesini yetirince devlet onu bir kenara atarak unutur. Baba oğlunu tedavi etmek için varını yoğunu satar. Artık tükenmiştir. Satacak bir şeyi  kalmamıştır.son bir umut olarak oğlunu zorla itirafçı yapıp delirmesine yol açtıktan sonra bir kenara atan devleti  mahkemeye verir ama davayı kayıp eder.Artık  gücü kalmamış baba  son bir umut olarak insan hakları derneğine sığınmış   oğlunu kurtarmak için yardım istiyordu. Çaresiz babanın hali yüreğimi sızlattı. Genç adamın öyküsünü dinledikten sonra  ona baktım. Garip bir şekilde onun gözlerinde kurşuna dizilmeye götürülen Memik Ağanın bakışlarını gördüm. Tarih acı bir şekilde tekerrür ediyordu.

Bu genç adamı bir daha görmedim. Kim bilir belki öldü bekli de bir deli hasta hanesinin küçük bir odasında vicdanıyla hesaplaşmayı sürdürüyor.


Popüler Kürtür Esmer Dergisi ( 2010 şubat sayısı)

metinmankirek@mynet.com