Dersim Üçgeni
Erdoğan Yalgın
“Dersim“ denince hemen akla ilk çarpan; TC devletinin başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın da dedigi gibi “Dersim Katliamı“ olur. Özellikle 1935 de katliam hazırlıkları başlatıldı ve son şeklinin ise 1937-38 yılında verildigi bilinmektedir. Bu katliamın arefesinde başbakan olan İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı M.Kemal tarafından 19 Eylül (gecesi) 1937 de görevinden alındı ve hemen yerine Ekonomi bakanı Bulgar göçmeni Celal Bayar getirildi. Peki ama neden?
Gazetelerde İnönü İstifası
M.Kemal bu olayı, 20 Eylül günkü gazetelere verdigi bir özel demeçle“ Malatya mebusu İsmet İnönü’nün“ talep ve ricası üzerine“ kendisine bir buçuk ay izin verildigini, başvekalete geçici olarak İktisat Vekili Celal Bayar’ın tayın edildigini…“, kamuoyuna açıklamiştı. Dikkat edilirse burada “Başvekil İnönü“ denilmiyor,“Malatya mebusu…“ deniyor. İnönü’nün kendi ricasıyla ve bir buçuk aylıgına görevden alındıgı bellirtiliyor. Oysa tam 5 gün sonra 25 Eylül de Celal Bayar’ın asaleten Başbakanlığa atandığı yine resmi gazetede yayınlanıyordu.
İşte bu görev degişikliginin yapıldığı o gün, o gece Ankarada neler oluyordu? İnönü neden başbakanlıktan azledildi? Şeyh Sait İsyanını bastırmış, basını susturup tüm muhalifleri köşeye sıkıştırmış, Dersim Katliamının 1. Harakarını başarıyla başlatmış, Seyit Rıza ve arkadaşlarını yakalamış, Kürt İsmet İnönü neden alaşağı edildi? O sisli Çankaya gecesine tanık olanların hatıralarından, kitap sayfalarına yansıyan anıları-anlatımları bu yazımızda mercek altına alıp inceliyecegiz. Önce İsmet İnönü ve Şeyh Sait İsyanı başbakanlığına bir hatırlatma…
Seyh Sait İsyanı Ve Başbakan İnönü
Şeyh Sait Kürt İsyanının başlangıcında, gelişen olaylara karşı (Çankaya için) yeterince tedbir alamayan dönemin başbakanı Ali Fethi Okyar M.Kemal tarafından 2 Mart 1925 tarihinde başbakanlık görevinden alındı. Aynı gün Yerine İstanbul da olan Kürt İsmet İnönü Çankaya ya çagırılarak başbakanlığa getirildi.. İnönü 3 Mart ta ise ilk aldıgı kararla Tekriri Sükun Kanununu ve hemen akabinde Şark İstiklal Mahkemelerini kurdurdu. Böylece Şeyh Sait İsyanını kanlı bir şekilde bastıracaktı. Ele geçenlerden 49 kişi İstiklal Mahkemelerinde asılacaktı. İnönü Cumhuriyet adına iyi bir iş yapmış ve yıldızını parlatmıştı. Yolu açıktı artık…
Dersim Ve İnönü
Başbakan İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı M. Kemal’in istegi zerine 21 Agustos 1935 yılında Şarka Seyahat yapıp, Şark İslahat Raporunu hazırladı. Bu raporuyla İnönü; genelde Kürtlerin ve özelde Dersimin (25 Aralık 1935 Tunceli Kanunu) nasıl bir devlet politikasıyla zapt-u rapt altına alınabilirliginin politikalarının kodları sıralanmıştı. Hemen uygulanmaya konuldu geregi yapıldı. Ama son hamle ise ancak 1937- 38 yılında bir sonuç getirecekti. Tam bu sırada ise Devletin zirvesinde kılıçlar çekildi. Tabi söylentiler muhtelif! Biribiriyle çelişen tanıklık anlatımları ve bir tek gerçek var ki; O da Dersim’in vuruluşuydu.
Önce, Falih Rıfkı Atay, Sözkonusu olay geçesini; “Vekiller heyeti Atatürk’ün sofrasında toplanmıştır. Atatürk rahatsızlıgını ileri sürerek çay içmektedir. Çiftlikteki ağaçların bakımsızlığının sebebini tarım bakanına sorduğunda , İsmet Paşa atılarak “ Sebebini adamlarınıza sorunuz” şekilinde yaptıgı çıkışa Atatürk, Başvekilin işitmeyecegi bir sesle Kazım Özalp’e “ Ne olmuş buna, içmişmi yoksa?” diyor. Başvekil ikinçi çıkışını yapıyor.” Ne oldu paşa size? Eskiden böyle degildiniz. Artık emirlerinizi hep sofradan mı alaçağız?” demesine karşılık Atatürk, soğukkanlılığını bozmadan “ Efendiler anlaşılıyorki bugün fazla görüşemiyecegiz, siz rahatınıza bakın ben biraz dinlenecegim.” diyerek masadan ayrıldıgını” (1) anlatıyor.
Görüldügü gibi burada sıradan içi boş bir tartışmaya tanık oluyoruz. Ki Başvekil İnönü’ün alkhol kullanmadığı da bilinmektedir.
1950 den sonra İnönü’yle yakın bir arkadaşlık kuran Gazeteci Haluk Besen olaya çok farklı yaklaşıyor şöyleki; “ İsmet İnönü 20 Eylül 1937 de başbakanlıktan ayrıldı. Kendisinin muntazam bir aile hayatı vardı ve Atatürk’ün geceleri Çankaya’da yaptığı içkili toplantılara, pek mecbur kalmazsa katılmıyordu. Buna mukabil, Atatürk sık sık Pembe Köşke gidip İsmet paşa ile akşam yemeklerinde buluşuyordu. İşte Çankaya’nın bu yemek sofralarının, Atatürk ve İnönü arasında bir soğukluk yarattığı ve bununda İsmet Paşa nın başbakanlıgını istifa ile noktalamasına sebep olduğu bilinmektedir.”(2) derken,
İnönü’nün istifanın, sadece M.Kemal’in içkili yemek sofralarına artık dayanamadıgını kanıt göstermektedir. Bu durum yukarıda aktardıgımız F.Rıfkı Atay’ın anlatımlarıyla çelişmektedir.
M.Kemal’in sürekli yanında tuttuğu, birlikte gezdirdigi resmi tarih yazarları olarak yaşanan olaylara, konuşmalara bizzatihi tanık olup ve bunları yazmasını istedigi Salih Bozok ve Cemil S. Bozok, hatıralarında konuyla ilgili geniş açıklamalar var. Olay gecesi orada olmadığı anlaşılan Bozok; “ Çiftlik müdürü ile Başkatip devlet işlerine müdahale ettiriliyor. Ve bu konuşulanlar karar halinde bize bildiriliyor.” dedikten sonra Bozok devamla,“…Bu yemek davetlerinin, Atatürk devri içindeki önemini, Nutuk’ta: “ Yemek sırasında yarın Cumhuriyeti ilan edecegiz.” diyen M. Kemal’in, önemli kararlarını yine yemek esnasında aldıgının altını çizer.” (3)
Yani bu kavganın sıradan bir kavga olduğunu yansıtırken, M.Kemal’in en önemli kararlarını bile içkili yemek sofralarında aldıgını yada verdigini anlatır. M. Kemal bu durumu Nutuk ta bile anlatır. İşte o gecede yaşanılanlarında yine böyle bir içki masasında alınan kararlar oldugunu ima eder.
Kılıç Ali’nin Anlatımları
Resmi Tarih yazarı İsmet Bozdağ; kendisine konu ile ilgili açıklamalar yapan Kılıç Ali’nin anlatımlarına yer verir. Bilindigi gibi Kılıç Ali, Altemur Kılıç’ın babası olup, M.Kemal’in güvendigi en yakın arkadaşlarından ve İstiklal Mahkemelerinin yargıcıdır. İnönü’yü pek sevmez ve M.Kemal için herşey yapabilecegini de anılarında gizlemeyen Kılıç, 1. Meçliste Gaziantep Mebusluguna da atanmıştı. Kılıç Ali işte bu olay gecesinde, bir diger odada olduğu için ancak kulagını kapıya yanaştırıp, içeriden konuşulanları duyduğu kadarıyla İ.Bozdağ’a anlatmıştı. A.Kılıç’ın kapı dinleme maharetiyle anladıkları ve duydukları şunlardı;
“…Önce Atatürk’ün sesi duyuldu; “ neydi o sofradaki afra tafralarınız Paşa Hazretleri?…Ne demek istediginizi açıkca söyleyin bakalım. İsmet Paşa çok yavaş sesle konuşuyordu. Dediklerini duyamıyordum. Kulağımı adeta kapıya yapıştırdığım halde, İsmet Paşanın söylediklerinden tek-tük kelimeler bana ulaşıyordu.”Hükümet işleri, azarlamak,” gibi sözler çarpıyordu kulağıma. Atatürk’ün sesi tekrar yükseldi; Ne demek Hükümet azası…!Ya benim devlet Reisi olarak görevim nedir?..Ya demek öyle..? Siz bildiginiz gibi işleri yürüteceksiniz, ben de sizin işlerinizin mühürcübaşı olacağım öylemi? Sen böylemi anlıyorsun Başvekilligi?..Böylemi memleket idare edeceksin?..Siz yorulmuşsunuz , Paşa…Sinirleriniz bozulmuş…Yalnız sinirleriniz olsa yinede zarar vermez, ama düşünce sisiteminizide kaybetmişsiniz. Acele dinlenmeye ihtiyacınız var, size izin veriyorum.Yerinize kimin vekalet edecegini yarın ajansta ögernirsiniz…” (4)
Kılıç Ali, görüldügü gibi Cankaya’da devletin zirvesinde bir diger adada içeride konuşulanları meraktan ötürü kulagını kapıya dayayıp ama yalnızca M. Kemal’in konuşmalarını dinleyip ve Başvekili İnönü’ yü nasıl azarladıgını anlatmaktadır.(!) Kılıç’ın bu anlatımlarında bir gerçek vardır ki, O da İnönü’nün görevden alınışı ve yerine Bayar’ın getirildigi, M. Kemal’in özel demeçleriyle basına yansımıştı.
Dikkat edilirse dört ayrı anı kitabında ve hemen hemen bir birileriyle temelde çelişen ve özelliklede gizlenen bir gerçek vardır. Acaba o acı gerçek birazdan verecegimiz; Mustafa Zeki Saltuk’un anlatımlarında mı gizlidir? Çünkü bu anı’da bizim açımızda oldukca düşündürücüdür. M. Zeki Saltuk 1940-41 yıllarında Ankara’da görüştügü eski bir dostu olan sürgünler sürgünü Dersim-Erzincanlı Paşa Yıldız’a anlatmıştı. Paşa Yıldız ise Saltuk’tan dinlediklerini, yıllar sonra 1962 de köy ögretmenine anlatmıştı. Köy ögretmeinin ta o zamanlarda tuttuğu anı defterinde konuya ilişkin geniş detaylara rastlamak mümkün. Ama önce M.Zeki Saltuk’u bir tanıyalım. Kimdir Saltuk?
Muatafa Zeki Bey (Saltuk)
1881 yılında Dersim’in Hozat ilçesinde doğdu. İstanbul’da Harbiye Mektebi Aşiret sınıfında okuyup, Suvari Teğmen oldu. Osmanlı Ordusunda yüzbaşılığa kadar yükseldi. 1. Dünya savaşında Kafkas cephesinde Ruslara karşı savaştı. Anadili Kürtçe, Rusca, Türkçe, Arapça, Farsça bilen Mustafa Bey, Osmanlının son mebusanı meclisindeyken 1920 de Ankara’ya gelerek, 1. Meclisin açılişında yer aldı. 1. Meçliste oldukca aktif olan Mustafa Zeki Bey, M. Kemal’e karşı muhalif olarak 2. grupta yer aldı. Daha sonraları ise M. Kemal tarafından tasfiye edildi. 2 Çocuk babası M. Zeki Saltuk, 7 Mart 1969 da hakka yürüdü. Şimdi M. Zeki Saltuk’un birinci ağızdan dinleyip ve anlattığı dostu Paşa Yıldız’ın hakkında kısa bir bilgi verelim.
Dersim Sürgünler Sürgünü Paşa Yıldız
Paşa Yıldız, 1870 lerde doğmuştu. Osmanlının Dersim’e düzenledigi “Sel Seferlerinde” (1894-96) Ailesiyle birlikte Pülümür’den, Erzincan’ın Tercan ilçesinin Pelegöz (Güzbulak) köyüne zorla sürgün edildi. 1937 nin sonlarında ise Erzincan’dan Balıkesir Manyas’a sürgüne yollandı.Dresim’den sürülürken babası suçluydu.Özellikle Ermeni’lere yardım etmiş ve Osmanlıya başkaldırmıştı. Erzincan’da ise oğul Paşa Yıldız sürülmüştü ve tek suçu; Dersim’in 1. Vuruluşu olan (1937 nin ilk ayları), Dersim’den gelen akrabalarına ve Dersimli dostlarına yardımcı olduğu, iş ve barınak sağladıgı için bu defa da 2. bir sürgüne tabi tutuldu. Bu yüzden Paşa Yıldız kendisini “Sürgünler Sürgünü” diye tanımlardı .
1939-40 yıllarında Paşa Yıldız Manyas’tan kalkıp Ankara’ya gelmiş ve eski dostu olan 1. Meçliste görev yapan Mustafa Zeki Saltuk beyle görüşmüştü. Mustafa Beye; “Dersim’in neden böyle kanlı bir şekilde vurulduğunu, açımasızca bombalanıp insanların sürgün edildigini ve bunun suçlusunun kim oldugunu?” sordu. Mustafa Bey ise dolan gözleriyle özellikle o geceye tanık olup, dinledigi bir yakın arkadaşının ağzından anlatıyordu.
Mustafa Zeki Saltuk’un Anlatımı (Ağzından)
“…o gece, (yani üzerinde kitaplar yazılan ve anı sayfalarına giren “İnönü ve M. Kemal Kavgası” nın olduğu 19 Eylül 1937 gecesi ) Ankara Palas Otel de bir balo düzenlenmişti. Bu baloda tüm devlet ricali oradaydı. Yani Cumhurbaşkanı M. Kemal, başbakan İnönü, genelkurmaybaşkanı Fevzi Çakmak, içişleri bakanı Şükrü Kaya başta olmak üzere tüm bakan ve mebuslar toplu haldeyken, gelen bir telgrafla sarsıldilar. Çünkü gelen bu telgrafta ise “ Dersim halkı isyan etti. Tuluk karakolu basıldı. Tüm askerler öldürüldü. Acele yardım…!” çagırısı vardı. M.Kemal bunu okur ve başbakan İnönü’nün burnunun uçuna dikilir. Alkolünde etkisiyla başlar kızmaya, bagırıp çağırmaya…Etraftakiler yatıştırır ve sakinleştirirler. Ama salondaki herkes tedirgin ve diken üstündedir. Derken az sonra bir telgraf daha gelir ve “ Dersimlilerin yol boyu tüm karakolları yakıp-yıktıklarını ve Elazığ’a doğru haraket ettiklerini…Acele yardım…!” bunun üzerine M. Kemal iyice kızar ve elindeki dipçigiyle çizmelerine vurarak, İnönü’nün yanına gelir ve bagırarak “…Çabuk meçlisi topla ve Dersim vurulacak, anlıyormusun İsmet!” der. Yine yanındakiler sakinleştirmeye çalışırken İnönü de,bir kez daha okur telgrafı ve M. Kemal’e “..Siz hiç merak buyurmayınız, hemen araştıracağım ve kim suçluysa onun yakasına yapışaçağım. Zaten elebaşlarını yakaladık şu an elimizdeler. Hem Dersim halkı geçmişte Şeyh Sait isyanına katılmamış ve Ruslarla savaşmış fakir bir zümredir. Bundan sonrada zaten gerekli önlemler alınmış ve Dersim zaten Cumhuriyete kazandırılmıştır. Siz sakin olun lütfen…” der, demesine de, zaman fazla geçmez ve bir 3. telgraf daha gelir, “ İsyancılar Dersimi düşürdü. Elazığ’a girmek üzereler..Acele yardım!” (Hatırlanacağı gibi; Elazığ da o tarihte Seyit Rıza ve arkadaşları yargılanmak üzere tutulmaktadırlar. Buradaki Elazığ vurgusu, güya Dersimlilerin Seyit Rıza ve arkadaşlarını kurtarmalarıana vurgu yapılmaktadır.) M. Kemal İnönü’nün karşısına geçer ve bu defa silahını çeker şakağına dayar. “..Yeter artık İsmet! Başvekil sensin, topla hemen meçlisi ve karar al Dersim Vurulacak! Bu sana son ikazımdır!…” bunun üzerine büyük bir kargaşa olur ve İsmet İnönü Balo salununu terkedip oradan uzaklaşır.
Fevzi Çakmak, Celal Bayar, Şükrü Kaya başta olmak üzere M. Kemal’i yatıştırırlar. İnönü ise hemen eşini de alıp, başvekilligini Ankara’da bırakıp, ilk trenle o gece İstanbul’a döner(….)” Mustafa Zeki Saltuk’un bu anlattıklarını o gece, baloda bulunan çok yakın bir arkadaşı, Mustafa Zeki Beye anlatır. M. Zeki Bey de ilk dafa bunları eski dostu olan, güvendigi Paşa Yıldız’a aktarır. Yine son bir yorum olarak, Mustafa Zeki Bey; “ İnönü’nün Seyit Rıza ve arkadaşlarının yakalanmasından sonra Dersim’de bu denli orantısız bir savaşa girişmek istemedigini ve hatta Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını da istemedigini, M. Kemal’in bütün bunları bilip-sezdigi için, düzmece telgraflar yollattıgını ve dolayısıyla İnönü’yü başbakanlıktan almasına bir gerekçe buldugunuda (…)” anlatır. (6)
Küçük bir hatırlatma;
Bilindigi gibi Seyit Rıza’nın Gazetelerde çıkan haberlere göre 13 Eylül 1937 yakalandığı yazılır. Yerel kaynaklara göre ise 5-10 Eylül günlerinde yakalandıgı bilinir. İnönü ise 19 Eylül gecesi başbakanlıktan alınır. İnönü’nün Seyit Rızaların yakalandıktan sonra, Dersimle ilgili son açıklamasını “Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik; Dersim sorunundan kurtulduk, Dersim’i her türlü askeri hareketlerle temizledik” yapmıştı. Ama bu yetmemişti.
Görülen o ki; Ankara’da Seyit Rıza’nın kellesi ve Dersim’in vurulması için kıyasıya “Osmanlı oyunları” sergileniyordu. Bu işi en iyi yapacak olan, bu defa İnönü degil Bayar’dı. Bayar, M.Kemal’in yeni ve rakipsiz gözdesiydi.
M. Kemal Ve Bayar
Türk tarihçisi Kürt Camal Kutay bu ilişkiyi şöyle dile getiriyordu. “ Mustafa Kemal Bayar’ı çok severdi. 1) İzmir Suikastinden dolayı (!). 2) Milli Komitacıydı. 3) İş Bankasından dolayı severdi. İnönü’den çok severdi. Halefi oydu.(…) Celal Bayar 4 Aralık 1936 yılında M. Kemal’e sunduğu “Şark Raporunda” Bugün dahi doğuya tamamen yerleştigimiz söylenemez…”diyor.(…) M.Kemal hiç bir arkadaşı için Nutuklarında yer vermemiş, Bayar için övgüyle söz etmiştir. Bayar, Mustafa kemal’in her dedigini tatbik ediyordu..” (5) diyor, Cemal Kutay.
Zaten Bayar; yıllar sonra anılarında,“ Atatürk, sorumluluğu üzerime alıyorum. Dersim vurulacak!” dedi ve Dersimi vurduk(…) Taş üstünde taş bırakmadık…” itirafını degişik zamanlarda dile getiriyordu. Bu durum, Cemal Kutay’ı doğruluyor nitelikteydi.
Çünkü 20 Eylül günü ise gazetelerde İnönü’nün rahatsızlığından dolayı istifa ettigi ve yerine Bayar’ın getirildigi yazılır. Sonra Başbakan Bayar, Cumhurbaşkanı M. Kemal’in emir ve direktifleriyle, Dersimde büyük bir temizlik faaliyetine gider…İşte Dersim’in vurulması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının asılması, Dersimlilerin sürgün edilmesi vs. Böylece başlamış olur…
Düşürülen Başbakanlar
Çok ilginçtir; Şeyh Sait Ayaklanmasını bastırması için M. Kemal, yetersiz kaldığı için başbakan Ali Fethi Okyar’ı istifa ettirmişti. 2 Mart 1925 tarhinde,
İstanbu’dan çağırtıp, tren istasyonunda bizzat karşıladığı
İnönü’yü başbakanlık koltuguna oturtmuştu. O zamandan bu güne, Eylül 1937 ye kadar İnönü tam 12 yılda çok işler başarmıştı. Şimdi ise artık İnönü olaylar karşısında yetersiz kalıyor ve gitmesi gerekiyordu. Çünkü yerine Celal Bayar hazırdı ve bekliyordu. Aslında bu ironi-paradoks bu günlerde, Baykal ve Kılıçdaroğlu profiline oldukça denk geldigi de hatırlatılmalıdır. Aynı zamanda bunun; “Ankaranın taşına bak, Gözlerimin yaşına bak” marşındaki dizelerle bir ilintisi muhtemeldir. Hep beraber bekleyip, görecegiz!
M. Kemal, İnönü’ye dargın Ölmüştü
Zaten daha sonraları ise gelen bu telgırafların hiç birisinin de dogruyu-gerçegi yansıtmadıgı anlaşılır. Bütün bunların sadece bir oyundan ibaret olduğu, asıl amacın Dersim’i tümden vurup temizlik yapmaya bir kılıf olduğu bilinecekti. Belkide İnönü bu planı uygulamada biraz esnek davranmıştı ve M.Kemal de bunu sezdigi için, İnönü’yü istifaya zorlayıp yerine Bayar’ı getirip ve onunla bu yarım kalan işi bitirmek istemiş olacak ki; Bunun üzerine de İnönü hemen Ankara’nın bu puslu havasından bir an önce kurtulup, kendisini İstanbul’a atmıştı. İnönü bu olaydan sonra Ankara’ya bir daha da gelmedi. M. Kemal, İnönü’ye dargın ölmüştü. M. Kemal’in ölümünden bir kaç gün sonra cenazeye katılmış ve yerine Çankaya’ya çıkmıştı. Böylece Cumhuriyet “Tek Adam” dan “Milli Şef”e geçiş yapmıştı.
Kaynak
- F. Rıfkı Atay, Çankaya, s. 496-497
- Haluk Besen, İ.Paşa Ve Devlet, s. 19-20
- S. Bozok- C. S. Bozok, Hep Atatürk’ün Yanında, s. 242-243
- İ. Bozdağ, Bir Çağın Perde Arkası, s. 72-73
- Cemal Kutay, ATV- Siyaset meydanı,29.12.1999
- M. Zeki Saltuk- Paşa Yıldız, Bir Ögretmenin Not Defteri 1961-62 (yayınlanmamaış)