Bizimkilerden Biri
Mehmet SAYGILI
Ben Bövet’te, Melkir’de, Marabız’da, Gözpınar’de, İgdemlik’te öğretmenlik yaptım.
Öğretmenliğim illegalitemi kamufle etmek içindi.
Onun için hiçbir zaman hakiki anlamda öğretmen olmadım, hep düzene karşı çalışan yani devrimcilik yapan biriydim.
Onun için Afşin’in kuzey batı köylerindeyken haftanın 3/4 günü Kötüre’den geçerdim. Ya Afşin’e, oradaki sendikal, derneksel, örgütsel faaliyetlere ya da başka köylere gitmek için düzenli vasıtası olan Kötüre’den geçerdim.
Gözpınar tarafından Kötüre’ye girildiğinde üst yanınızda eskiden İsso’lara ait ‘Konak’ın alt tarafından geçer, Eroların evlerine varırdınız. İşte o (mahallenin) evlerin arasında her seferinde Kalander topallıyarak önüme çıkar, beni evine davet ederdi.
Kibar da bir adım gerisinde durur, daveti kabul etmem için gözümün içine bakardı. Onların biraz ötesinde ‘Hızır’ın anası Güllü ortaya çıkar; “Nuro, benim nurooom” diye boynuma sarılır beni Kalender’in evine doğru iterdi. Aynı anda Kalender de ‘Nuro’ derdi.
İkisi, üçü yüzüme bakar bakar “kaşları, gözleri tıpkı Nuro” derler ve hayran hayran babamın kaşına gözüne bakar gibi bana bakarlardı. Ben babama benzetilmekten büyük bir mutluluk duyardım, ama belli etmemeye çalışırdım.
Hey gidi günler hey!!!
Biliyor musunuz ben o günleri nasıl özlüyorum ve hasretle anıyorum. Kalender karranlılığından dolayı kendisini bizim aileden, ailenin içinden birisi olarak hisseder, sanki benim büyük kardeşimmiş gibi davranırdı.
Zaten Binboga köylerinden bir çok insan, ben oralarda olduğum iki yıllık sürede kendisini benim akrabam, benim dostum, benim kardeşim gibi hisseder, bana öyle yaklaşırdı. Bunlar İgdemlik, Gözpınar, Agcaşar, Kötüre, Zalxacı, Nışanıt, Örenderesi, Serkizçayı, Hunû, Göllüce, Emirli, Kamalak, Kepez, Dügünyurdu, Kilisköyü, az buçuk Kızılcık, Kızılcıksuyu, Domuzderesi, ve şu an adını hatırlamadığım daha bir çok köy. Hatta Kışla’dan Kavşut’tan dostlarım vardı.
Bu köylerin içinde alevi kürd olanı, sunnî türk olanı, hatta çerkes, çeçen olanı vardı.
Nedense her insanı; ırkına, dini inancına, diline, kültürüne vs…vs… bakmadan aynı duyguyla severdim. Yeterki o da insani olanı sevsin.
Ayırım benim ne beynimde vardı, ne de gönlümde.
Kalender ve Kibar bunlardan bana en yakın davranan iki yakınımdılar.
Yanılmıyorsam bir gün demli bir çaylarını içmiştim. Evleri izbe bir yerdi. Kibar, hatırladığım kadarıyla akıllı bir kadındı. Ve akıllı şeyler, Kalender’in Malatya’ya göçme tasarılarını anlatmıştı. Karşı çıkmıştı.
Hiç benim zamanım olmazdı. Ama Kalender’le Güllü beni minibüslerin kalktığı meydana kadar geçirir, bu arada bir kaç sözle bir sürü anılarını, özlemlerini, tasarılarını anlatırlardı.
Ben dinlerdim ama onlar birbirinin sözünü kese kese anlatırladı.
O meydanda bir sürü insan olurdu. Sevgili Mamadîapîalibêk, Bektaş kahya, Muhtar Hasan emmi, oğlu, Nuri ve daha birçokları olurdu. Hiç unutmam herbiri bir taraftan sorular sorar, davetler yaparlardı. Sahsen ben Kötüre’de devamlı sıcak karşılandım.
Neler dinledim, neler işittim bir bilseniz.
Ve bugün; Doğan Doğan ve Aliekber’in yazdıklarından, Kötüre’de gökle yer arasında sesiz sedasız yaşayan Kalender’in eşi, Kibar’ın ölüm haberini aldım, bir dal ışık gibi yeryüzünde hiçbir iz bırakmadan göge süzüldüğünü öğrendim.
Onu yeniden hatırladım. Yaşadığı zaman hatırlamadığıma üzüldüm.
Yazık. Bir daha yadediyorum Kalender’in Kibar’ını. Umarım anılarım beni yanıltmıyordur.
Hayat işte.
Bir kelebeğin çiçekten çiçeğe uçması, bal özü toplaması gibi.
Kovanımız belleğimizdir. Kovanımızdaki balı dostlarımıza tatıralım istiyorum.
Yanlış hatırlamıyorsam; Kalender’in küçüğünün adı Hüseyin’di ve benim yaşıtımdı. Adana’da havaalanının yakınında bir evi vardı, o evde beni misafir etmişti de üç gün uçakların iniş kalkışını seyretmiştik.
Nerdesin be Hüseyin?
Hasan emmiğile, Kalandere başsağlığı dileklerimi sunarım. Bu konuda Gözpınar sitesinin yardımcı olmasını beklerim.
Anlatmak istediklerim sadece nostaljik değil. Belleğimizi tazelemek, yaşayan ve yaşayacak olanlarımıza aktarmak içindir.




