Bir Darbe Anısı….
Hıdır Çam
“ Sonuç böyle olacaksa, neden yaşadım ki? ” dedi, “bunca çileyi”
“Onca ağır bedelin karşılığı bu mu olmalıydı?
Oysa daha on altı yaşındaydım.
Aykırı, yaramaz, küçük bir kızdım. Çok inatçı ve çok güçlüydüm; Ya da bana öyle geliyordu.
Daha çocukluktan yeni geçiyordum genç kızlığa. Kendimi dev aynasında görüyordum. Önce ailemi, sonra ülkemi, sonra da dünyayı değiştirip düzeltecektim.
En azında öyle diyordu ağabeylerim, ablalarım, okuduğum kitaplar….
Başta ailem olmak üzere çok akıl verenler, ya da o zaman ki yorumumla akıl satanlar oldu.
Oysa ben, çoktan kararımı vermiştim. Bu kutsal yolda ölüm vardı, dönüş yoktu.
Umut kervanına ben de katılmıştım. Artık aranan biriydim. Adım da, izim de kayıptı. Kimisine göre dağlarda, kimisine göre yurt dışında, kimine göre kocaya kaçmıştım.
Bir yıl geçmeden anamı kaybettim. Ama yollarım yolsuzdu. Dedim ya artık aranan biriydim; Dönemezdim. Ne ölüsünü görebildim anamın, ne de mezarını.
Hep beni sayıklamış hasta yatarken; Ölümden önceki son sözü de ben olmuşum. Anamın ölümünden sonra aile içinde çoktan yargılanmış ve hüküm giymiştim. Tüm suç, gıyabımda bana yüklenmişti.
Sonrasını nerelerde nasıl yaşadım? Doğrusu ben de çok fazla anımsamıyorum. Her günüm ayrı bir yaşam, ayrı bir mekandı.
Yakalandığımda yirmisine yaklaşmıştı yaşım. Çok direndim. Adımdan ötesini kimseye söylemedim. Altı ayrı hapishanede beş yıl yattım.
Sonrasında sözde çıkmıştım. Sanki zemheri de karda yürüyordum. Her vardığım yerde izlerim göz hapsindeydi.
O büyük ağabeylerim, ablalarım, ya yurtdışına kaçmış, ya hala içeride, ya da buzullar gibi eriyip gitmişlerdi sermayenin küresel ısınmasıyla.
Aileme dönmeye karar verdim. Haber yolladım gitmeden önce. Çok özlediğimi söyledim. Cevabı, hançer gibi saplandı yüreğime. Yollarım yolsuzdu. Anamın katiliydim onlara göre. Evimin beşiği, sırat köprüsü; içerisi katran kazanıydı.
Bir keresinde anamın mezarına uğradım. Saatlerce hüngür hüngür ağladım. Başımdan geçen her şeyi uzun uzun anlattım; ama duydu mu, inandı mı? Ama olsun en azında biraz olsun ben rahatladım.
Sonra bir dokuma atölyesine girdim. İki yıl kadar da orada çalıştım. Başıma gelmeyen kalmadı.
Kadın ve çaresiz olmak ne zormuş bu toplumda. Her tatlı sözün ardında ne büyük ihanetler varmış yaşayarak gördüm. Çok ama çok büyük bedeller ödedim. Hala bir yanım sakat sayılır. Ama inan ki çok piştim. Şimdi düşünüyorum da bir zamanlar altı milyar insan için yola çıkmıştım; şimdi tek başıma, yapaylınızım.
Bir erkek arkadaşım olmuştu üç yıl kadar önce. Bir yıla yakın birlikte yaşadık. Evlenecektik. Ama olmadı. Anamın yolunu tıkayan acılı yıllar ve yaşadığım işkenceler, benim analık kanallarımı da tıkamıştı.
Şimdi hafızamı da kaybetmiş durumdayım. Sanki o yıllar, yalan yıllardı, bir düştü, hiç yaşanmamıştı, ya da yaşayan ben değildim.
Ama seni hatırladım. Bir hafta kadar evinde gizlenmiştim yakalanmadan önce.
Sahi kim yollamıştı beni sana; onu bile hatırlamıyorum.
Sana o kadar çok ısınmıştım ki anlatamam. Abim gidiydin. Babam gibiydin. Sevgi de var mıydı? Sahi var mıydı? Bir insan, hem babası, hem abisi, hem de sevgilisi gibi sever miydi birini?
Duygularım o kadar karışıktı ki. Hapisler de bile yıllarca düşündüm; düşündüm ama?
Her neyse…
Şimdi bir kitapçı da çalışıyorum. Kent kent dolaşıp sol yayınları pazarlıyorum. Öyle zoruma gidiyor ki gençliğimi, duygularımı, umutlarımı pazarlamak.
Dünden beri buradayım. Her gittiğim yerde senin adını verdiler. Doğrusu bu adreste karşıma senin çıkacağın aklımın ucunda bile geçmemişti. Kusura bakma çok doluyum. Seni karşımda görünce çok duygulandım. Yıllarca kimseye bir şey anlatamadım. Şimdi öyle rahatladım ki. Gözlerimin yaşardığına aldanma; dedim ya duygulandım. Öyle mutluyum ki şu an. Yirmi yaşında ve seninle o küçük gecekondudayım sanki.
Ya sen? Sen nerelerde nasıl yaşadın o günden beri? Bir ara senin de içeriye düştüğünü duymuştum. Ne kadar yattın onu da bilmiyorum. Şiddetle karşıydın evliliğe. Özgürlük filan diyordun; Özgür müsün bari? ”
Gözlerim yaşardı. Kızım canlandı gözlerimin önünde. Henüz on altı yaşında ve öyle saf, öyle temiz ki. Kelimeler düğümlendi boğazımda.
Konuşamadım.. Yirmi yıl öncesini anımsadım; dün gibiydi. “İki çay ve bir simit ” dedim sekretere “ misafirin ki çok açık ve şekersiz olsun ” …
Hıdır Çam -BİR DARBE ANISI (KIRKISRAK KULTUR SANAT-Ahmet)