Skip to main content

Binboğa Tatil Anıları

Binboğa Tatil Anıları

Ali BERXECAN (Kutlu)

Güneş gazebağanda batmak üzere, köylülere göz kırpıyor, yarın tekrar buluşuruz diyerek. Dağların eteklerine gölge düşmüş, ılık bir rüzgar esiyor, köylüler evlerinin teraslarında oturmuş, günün keyfini çıkarıyorlar.


Akşam karanlığı çöktüğünde konu komşu toplanmış beni ziyarete geldiler. Yarı Kürtçe yarı Türkçe hal hatır sormalar derken sohbet derinleşti. Bu arada ben muziplik olsun diye tv-şêşi açtım ve ‘Kürt Açılımı’ hakkında ne düşündüklerini sordum. Köylü tarzı tartışmalar derinleşti ; her kafadan bir ses yükseldi. Kimsenin kimseyi duyup dinlediği yok. Bilsin  bilmesin, genelde her konuda ahkâm kesen yöremiz insanları : özgürlük, eşitlik, insan hakları, sözde savunuculuğundan kimseye fırsat vermezken, konu Kürtsorunu olduğunda yüzseksen derece dönüş yaparlar. Özgürlüğü, insan hak ve hukukunu unuturlar. Tamamıyla CHP, MHP ve Genelkurmayın ağzıyla konuşurlar. Konuşulanları duyduğumdan ben kendimi Ağcaşar’da akrabalarımla değilde adeta MHP’nin parti lokalinde hissettim. Bu anlamda 12 Eylül darbesi hayli başarılı olmuş.

Bir öyküyü hatırlatmadan geçemeyeceğim, bizim köylülerimizin objektifini yansıtıyor. Öykü şöyle : « Yüzlerce sürüsü olan bir ağa birgün on onbeş koyunu sürüden ayırarak özel olarak beslemeye karar verir. O günden sonra özel beslenen koyunlarla diğer koyunlar arasından nifak doğar. Özel beslenen  koyunlar etrafı çevrilmiş çayırlıklarda akşama kadar istedikleri otu istedikleri kadar yerler, suları önlerinde, artı akşamları özel olarak hayvanların çok sevdikleri arpa verilir kendilerine. Hayatlarından çok memunlar ve kısa sürede etlenirler. 


Bu karşı sürünün diğer koyunları ise akşama kadar dağ taş dolanırlar zar zor karınlarını yarı doyururlar . Özel beslenen koyunlarla, doğal beslenen koyunlar arasından nifak doğar. Özel beslenenler diğerlerini aşağı görürler ,« Biz ağamız tarafından özel besleniyorsak, çünkü biz iyi cins, güzel ve uslu koyunlarız da ondandır. Kendi halinize baksanıza, kemikleriniz sayılıyor.  Hem siz yaramazlık yapıyorsunuz, komşuların bostanlarına giriyorsunuz. Siz beş para etmessiniz! Kim sizin yüzünüze bakar? Ağamız sizi hayrına besliyor. ». Sürüdeki koyunlar ise onları yağcılıkla, satılmışlıkla suçlar ve kendi hallerini ise kadere yorarlar. Zaman geçer, gün gelir, kurban bayramında özel beslenen koyunlar kesime gönderilmek üzere kamyonlara binmeyi reddedip meleyerek kaçıp sürüye katılmak isterler. Ama nafile! Sürünün diğer koyunlarının anlamsız bakışları altında kesime gitmekten kurtulamazlar.


Tekrar sohbetimize dönersek, 12 Eylül başarılı olmuş, fakat yüzde yüz değil. Az da olsa Kürt yurtseverliği taşıyan köylülerimiz de var, kendini inkâr eden Türkleşmiş Kürtler (beyaz Kürtler) “tv şêşe ne gerek var, bunlar bu programı bilgisayarda hazırlıyorlar, bir ülkede iki resmi dil olur mu? ABD Emperyalizmi, Türkiye’yi  bölecek. Kürtler gerici İslamcı partiye oy veriyorlar. Ordu olmasa, Türkiye’ye şeriyat gelir” v.s gibi sözler. Aslında bunlar Ağcaşar’ın dışında yaşayan Ağcaşarlılar’dır. Senelerdir kendi kimliklerini gizleye gizleye farkına varmadan karşıt kişiliğe dönüşmüşler, yani bir zamanlar muhalif oldukları kişiliğin kendisi olmuşlar. Bunun yanı sıra köyde yaşayan bir kaç kişiyse yani gerçek Ağcaşarlılar, kişilikleri duruşlarını korumuşlar, inançlarını ve dillerini koruyorlar, tv şêşe baktıklarında gözlerinin içi gülüyor, pek politik tartışmalarda anlamasalarda arada bir onlarda tartışmalara katılıyorlar: Omujîn’ê Sultan, Kürtçe, “çox şükür, çox şükür bugünü de gördük, ölsem de gam değil, bizi öldürmekle bitiremezler, Kürtler dünyanın her tarafına dağılmışlar, ne yapsalarda dilimizi yasaklayamazlar”. Bu esnada Sefa'da annesini onaylar tarzda “ben diyorum Apo iyidir, onlar diyorlar yok Apo kötüdür” ( Sefa işitme ve konuşma sorunu var, Ağcaşarlı olmayan Sefa’nın dilinde anlamaz). Yeri gelmişken Sefa’nın  bir hikayesini anlatayım: Sefa, gerçek bir Ağcaşarlı’dır. Hayatını çifçilik yaparak kazanır. Yılın on iki ayını Ağcaşarda yaşayan nadir kişilerden biridir, aynı zamanda heykeltıraş ve karakalem portre çizer. Bir kaç yıl önce köye gittiğimde Sefa’ya sormuştum “Sefa resim yapıyor musun ?” Sefa kafasını önüne eğdi utangaç bir halde, “ Yok, yok resim yapmıyorum, jandarma kızar, jandarma.” Ben anlayamadım meseleyi çevremdekiler anlattılar: Köye gerilla geliyor bahanesiyle jandarma köye baskın düzenliyor. Köyün bütün evlerinde arama yapıyor ve Sefa’nın evini de arıyor. Arama yaparken Sefa’nın resim albümünü buluyorlar. Albümün içinde karakalem Abdullah Öcalan’ın portresi çıkıyor. O esnada Sefa da banyoda. Sefa’yı yarı çıplak apar topar önüne katıp götürmeye kalkışıyorlar. Bunu duyan köylüler, kadınlı erkekli jandarmaya rica minnet Sefa’yı büyük bir zorlukla jardarmanın elinden alıyorlar, o gündür bugündür Sefa kalemi eline almaya tövbe etmiş.


Tekrar köydeki sohbetimize dönersek gecenin ilerleyen saatlerinde tv şêşde ki Elbistan yöresinin kılamlarını dinleyerek: “gûre mêzin, gûre mêzin te lî me neişt karî bızın, karî bızın” eşliğinden herkes evlerine dağıldı.Devam edecek...

Ali Berxecan (Kutlu)/20Ekim09