Binboğa Tatil Anıları II
Binboğa Tatil Anıları II
Ali BERXECAN
Köye vardığımızın bir/kaç gün sonrası, Kızılcık köyüne de açıldık. Kızılcık:
Binboğa dağlarının güney batısında, dağların eteklerine yayılmış, bir/çok mezradan oluşan belediyelik bir Türkmen köyüdür. Nufusu onbinin üzerinde, halkın büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinir. Sanayi yok. Ticaret ve el sanatları ekonominin yüzde beşini oluşturur: bir/kaç barakadan oluşan bakkalacı, manifaturacı, demirci, marangoz, dokuma tezgahları vs. Nufusun belli bir kesimi ise dışardan mevsimcilik işçi olarak çalışır. Belde de, bir/kaç ilk öğretim ve bir lise var. Bir doktor ve bir/kaç sağlık personelinden oluşan bir sağlık ocağı da var, elimizde mini bir kamerayla köy meydanına vardığımızda, mini bir mitingle karşılaştık. Mitinge yaklaştığımızda “kameraya yol verin” diye kalabalığı uyardılar. Biz de bu fırsatta yararlanarak konuşmacının burnunun dibine kadar sokulduk. Çekimleri yaparken anladık ki konuşmacı A.K parti K.Maraş milletvekiliymiş. Vekil, kamerayı gördüğünde biraz daha resmileşti ve yüksek sesle nutuk atmaya başladı. “sayın hemşerilerim, biz A.K.parti hükümeti olarak, sizleri demokrasimsiya davet ediyoruz, sizler yokuşumsu/yokuşumsu gidiyorsunuz, engere bizden hizmet istiyorsanız; sizler de biraz sevecen, samimi ve beldenize gelen yabancılara karşı hoşgörülü olun. Devletin buraya tayın ettiği memurlar iş yapamıyor, kısa sürede görev yerlerini değiştiriyorlar ve sizlerden kaçıyorlar, nedenini bana ağnatabilirmissiniz”? orada bulunan dört muhtardan biri cevap veriyor: “sayın milletvekilim, eee biz memura ne kotülük yaptık? Ahacık buradakilerin hepicii, buraya gelen mamurları evlerine davet eder, tavuk yedirir, yumurta, çokelek, peynir evinde ne var ne yok kendisi çocuklarına yedirmez, mamura yedirir daha ne yapacaktık”? Beş/on dakka mitingi kameraya aldıktan sonra, alandan uzaklaştık. Biraz ileride ardımdan bir/kaç kişi bize yaklaşarak, kendileri belediye memurları olduklarını belirterek bir/çok sorunlarını bize anlatmak istediklerini söylediler. Biz ise gazeteci olmadığımızı yapacağımız roportajın kendilerine bir yarar sağlamayacağını belirtik ve çekimlerimize devam ettik: köy meydanındaki çeşmeyi, camiyi, dükkanları derken yüz metre ileride büyük yazıyla yazılmış bir duvar yazısı gözümüze çarptı, yazıya doğru yaklaştık. Yazı, “bu kahvenin duvarına çövdürenin anasının avradını... sonnada gereyini yaparım” kahveyi geçip biraz daha ilerlediğimizde Kodalak Bekirin atolyesinin önüne geldik, Bekir amcanın halen hala yaşadığını gördüğümde hayretler içerisinde kaldım. Bnim çocukluğumdan bizim köylüler Bekir amcanın atolyesine: balta, dara, kazma yületmeye götürürlerdi. Bekir amca, bizim köye, at, eşek, öküz nallamaya gelirdi. Hele de koca koca öküzleri yere yatırıp öküzlerin bacakları arasına girip nallamaya başlayan kısa boylu başında fesi, hafif göbekli kısa boylu hitler bıyıklı Bekir amca Ermeni dostlarında almış olduğu demircilik mesleğini icra ederken biz hayretler içerisinde seyrederdik, daha o dönemde bize çok yaşlı görünürdü. Bekir amca hem çalışır, hem de anlatırdı: İhii param var, malım var, ossuruk değmemiş yataklarım var kim benim oğluma kız vermezmiş”? diye övünürdü. Bekir amcanın elini öptük, kendimizi tanıttık. Bekir amca “ kuzularım hoş gelmişsiniz” deyip hepimizin hatırımızı sorduktan sonra, yanımdaki arkadaşımı tanıyan bir esnaf ısrarla bizi evine öğlen yemeğine davet etti. Biz de adamın ısrarına dayanamıyarak, adamın arkasına takıldık. Kanalizasyonsuz, tozlu/topraklı, kedili/köpekli, tavuklu/çocuklu sokakta ilerledik, iki katlı tahta merdivenli, pencereleri mavi boyalı, balkonlu, alt kat ahır ve samanlık, üst katta oturulan ahşap bir evin önünde durduk. Ev sahibi, merdiveni göstererek bizi eve buyur etti. Salona girdiğimizde tavanı hali döşeli, üç köşe duvarlarda yastıklar, döşekler, dizilmiş gayet temiz görünümlü. Ev sahibimiz salondaki çocukları dışarı kovdu ve bize gösterilen yerlerimize oturduk, oturdukdan kısa bir süre sonra yemek geldi, yemeğimizi yedik, çay faslı başladı, çay servisini evin genç kızı yaptı, evin hanımıda bizimle birlikte çay sohbetine iştirak etti. Kızlarının yeni nişanlandığını ve biz oraya gittikten kısa bir süre sonra yanımıza gelen komşusunun ifadelerinden anladık. Yanımıza gelen komşu beyefendi ev sahibimize hitaben: “Sıddık, kızı Aziz çavuşlara vermişsin, Allah mesul ettsin, emme düngürlerin gayri burda bohu kurumaz, gelir giderler, gelir giderler”. Ev sahibi, “ gelsinler bire heri, bir parça ekmaha mı korkucum”. Çay ve sigara içmeler ilerlerken sohbetin konusu bize yöneldi. Bir ara ev sahibinin hanımı bana: “kardaş, ellaham sen buralı deelsin”. Ben “yenge neden buralı değilim?, evin hanımı “ ne saal konuşuyorsun” henüz ben cevap vermeden kocası benim Ağcaşar’lı olduğumu ve yurt dışında yaşadığımı söyledi. O esnada orada oturanların benim Ağcaşar’lı olduğumu öğrendiklerinden ister istemez konu Kürd sorununa dayandı. Ev sahibi sözü alarak: “bundan bir/kaç yıl önce dovlet bize koruculuk teklif etti, biz koyümüze koruculuğu kabul etmedik. Nedenine gelince, biz komşu aşiret koyleriyle kötü olmak istemedik. Bizim komşularımızla müşkulatımız, husümetimiz yok, öteden beri dostuz. Biz dedik ki dovletin kolu bizihinden uzundur, engere dağda terorist varsa yakalyıp kahnunun karşısına çıkarı versin, herdayim teveden, “teroristler şöyle çocuk oldürdüler, bööyle avrat oldürdüler, biz görmedik. Bildir ekincilikde bizim uşakların yanına gelmişler. Uşaklar, koyun/moyun kesmişler, yemiş/içmişler, icik da azık hazırlamışlar kendilerine, uşaklar çekip gitmişler. Teroristler sankimi adammı yiyici haklarını hukuklarını istiyorlarmış, Kürtçe türkü çihırmak istiyorlarmış, eeee çihırsalar neolucu saaanki, Allahın verdiği dili, kul ne diye yasaklıyormuş? Kürtçe türkü çihırınca dünyanın sonu mu gelici? Onlarda Allahın kulu deeelmi”?
Ev sahibi:”Nicolursa olsun, Kenan paşadan beri bu milletin başına gelmedik bela kalmadı”
Sonuçta hakkı olan, hakkını alsın temelinde sohbetimiz tatlıya bağlandı. Ev sahibi işine, biz de köyümüze döndük.
19 Kasım 924’te Ali Rıza
İstanbula’da görüştü Seyit Abdülkadir’le
Kimi Dersim aşiretleri ayaklanmaya bilenmede
Kimi de yer alma düşleriyle TBMM’de
Kimi Mustafa Kemal’den umutlar dilenmede
Kimi de Hasan Hayri, Baytar Nuri ve Seyit Rıza gibi
Bağımsızlık aşkına ısrarla büyütmede
Ve Mustafa Kemal
Yem atarken Kürt aşiretlerine
Bir yanda yüzlerce silahlı yiğit
Katılmak için koşar gibi Şeyh Said’e
Orada Kürdistan talan
Açamaz gülleri bağımsızlığın
Lozan bir yalan
Ve bir türlü duymaz sesimizi
Cemaiyet-i Akvam
Şiir/ Yılmaz Odabaşı




