Skip to main content

Binboğa Dağlarında gerilla eğitimi ve bıraktığı izler

Binboğa Dağlarında gerilla eğitimi ve bıraktığı izler


Dik Duruşun insanı Hamdullah Erbil

Mihrac Ural


Bu ortamda askeri eğitim adı altında örgütün merkezi ve bölge sorumlularının askeri eğitim kararı gereği Binboğa dağlarına tırmanış başladı. Daha sonra örgütten ayrılarak ‘Devrim Savaşçıları’ örgütünü kuran Hamdullah Erbil’in denetiminde Elbistan’a bağlı Kötüre köyünden tırmanış başlayacaktı. Kötüre’den Binboğa dağlarına çıkılacaktı. 76 Haziran’ında, öncü savaşını başlatma kararı çerçevesinde bu tırmanış gündeme geliyordu. O günün değerleri ile olayı değerlendirecek olursak, büyük bir coşku, inanç ve kararlılıkla bu tırmanış için hazırlık yaptığımı söyleyebilirim. Bu duyguyu taşıyarak tırmanışa gelen yoldaşlarımın da olduğu kesindi.

Bu grubun içinde hayatlarında hiçbir eylemde yer almayan ve hiç bir silahlı mücadele süreci yaşamayan, ilk önemli eylemde de yakalanan bir öncü gerillalar olsa da, kırlardan şehirlerin kuşatılması amacıyla, volkanik kel dağlarda kuş avcılığının bile yapılamayacağı bir alanda, üç beş kişiyle gerilla eğitimi yapma kararlılığı göstermek, amacın o gün için taşıdığı anlam itibariyle önemli bir adımdı. Böylesi bir adım, bu kararı alanların kapalı oda militanlığının, kendini kanıtlama, içinde bulunduğu ve Malatya Beylerderesi gibi sarsıcı bir darbenin etkisinden kurtulma çabası olarak gündeme geliyor olsa da, önemli bir adımdı.

Ancak bu adım, tüm katılımcılar için aynı anlamı taşımıyordu. Askeri eğitimin bu türünün yüzlerce kat daha önemlisi ve gerçekçisini kendi bölgesinde yaşayan bizler, Binboğa tırmanışının amacını, yönelimini, kimi katılımcıların tırmanış sürecindeki hallerini gördükten sonra, bu tırmanışın gerçek bir suhriyet olduğunu anlamak zor olmadı. Bu tırmanışın (niceliğine ve niteliğine bakmaksızın) doğruların arkasında durma gibi erdemli bir davranışın ürünü olduğu çok şüpheliydi. Kendini tatmin etmenin bir beyhude çabası olma sancısını içinde barındırıyor gibiydi. Buna rağmen, örgütlü olmanın disiplinine uymak gibi erdemli bir duruş, bu girişime ve sonuçlarına katlanmayı gerektirmişti. Öyle de oldu. Bölgemdeki kadroların itirazlarına rağmen katılma kararı aldım.

Hamdullah’ın bildiği, yerlisi olduğu bir yörede gibiydik, evi gibi davrandığı bir köy evinde bir araya gelmiştik. Ve tırmanışa buradan başladık.

Binboğalar,

Bu tırmanışı yapacak olanların Hamdullah hariç, ben dahil tümümüz şehir insanıydı. Bir Hamdullah Erbil bu dağların, bu köylerin insanı olarak aramızdaydı. Benim sporla ilgim kadar, çocukluğumdan beri Antakya’yı kuşatan Amanos ve Habip el Neccar dağlarında gezilerimin ve basit tırmanışlarımın dışında bir hazırlığım yoktu. Diğerlerini bilmiyordum ve bu tırmanışta onları da öğrenecektim.

 Yola koyulduğumuzda ay ışığı vardı, karanlıktı; ancak patikaların görülebileceği ölçekte ay ışığı altında tırmanış başladı. Yarım saat sonra irili ufaklı su sızıntılarıyla oluşmuş akıntılara rastlıyorduk. Önemli sayılabilecek hiçbir dere yatağı görmemiştik. Buna rağmen tırmanış ekibinin gerilla heveslilerinde sessiz bir oflama, bir yorgunluk belirmeye başladı. Hamdullah’ın elinde bir Fransız mavzeri vardı. Küçük mahzeninde 5 kurşun alan bu mavzer zamana direnen bir alet olarak bizimle tırmanıyordu. Teçhizatımız ise hani bir devrim yapacak kadar olmasa da, ekip içindeki gerilla komutanlığı edasında olanlar için Binboğaların fethine yetecek cinstendi! Bir Fransız onlusu kırmızı kabza, Mısır yapımı (siz bunu Laz yapımı olarak okuyun) bir otomatik Port-Sait ve çek 7.65’lisi gibi şeylerdi. Yemek kumanyamız ise en son düşüneceğimiz ¤¤¤¤lardı. Nasıl olsa fetih işi bu tırmanışla olacak ve bitecekti.

Yola koyulduk ve ilk yarım saat içinde sıkıntılar baş gösterince tırmanışımız anlam kazanmaya başlamıştı. İlk yorgunluk belirtileri Ömür’ün eşi Rıza Salman’da kendini gösterdi; Ömür yoldaşın omzuna elini atmış öyle yürümeye koyulmuştu. Ömür kısa boylu bir yoldaştı, kocası uzun olması nedeniyle Ömür’e dayanmak için uygun bir pozisyon yaratıyordu. Bir süre sonra dağda yürüme seansları yapmamış biri olarak gerilla komutanlığının rütbesizi olan Rıza Salman’ın tökezlediğini gördük. Ayağı kaymış ve burkulmuştu. Bu kez Ömür’ün yardımına benim koşmam gerekti. Bir yanında bana, diğer yanında Ömür’e dayanarak yola devam ediyorduk. Henüz tırmanışın başındaydık. Saatler sürecek bir tırmanışın ilk fireleri başlamıştı. Bu olay sıradan bir olaydı. O an için ise yoldaşça dayanışma için herkese bir fırsat da yaratıyordu. Ama yıllar sonra dönüp bakıldığında, aynı tekrarlar ortamında, çıkılacak bir uzun yolda koltuk değnekleri olmadan bir sonuca gidememe gibi ciddi sorunlar taşıdığı görülür. Binboğa tırmanışı bu verilerle başlamıştı.

Bir saat geçmemişti ki, Engin de tökezlemeye, dermansız bir şekilde ayaklarını sürüye sürüye yürümeye başlamıştı. Çok sarp bir dağ yolundaydık. Volkanik bir dağ, ne ağaç ne çalı vardı; kayalıktı ve patikalar az kullanım nedeniyle ayağın iyi oturmasını sağlayacak bir oylumda değildi. İki kişi değil, bir kişinin bile tırmanışına geçit vermeyecek yapıdaydı, ama yürüyorduk.

İkinci saati de geçince, artık dik duranların bükülenleri taşıma gibi talihsiz bir sorunla karşı karşıya kalmıştık. Rıza, bir koluyla Ömür’ün, diğer koluyla benim omzuma dayanarak yürüyordu. Engin ise boş kalan diğer omzum ile koluma geçerek yürüme çabasındaydı. Dörtlü bir sıra olmuştuk; dağın eğimine uygun bir eğim ve iniş çıkışlarla sökülen dayanakların tekrar atılmasıyla, dörtlü yürüyüşümüzü sürdürmek zorunda kalmıştık. Çantalarımız vardı, yükler gittikçe omuzları kesici hale geliyordu. Ama kararlılıkla yürümeye devam ettik. Bu kararlılık herkes için geçerliydi diyeceğim. Tökezleyenler için, koltuk değneksiz yürümeyenler için ve kimseye dayanmadan yürüyüşe devam edenler için kararlılık vardı. Bu da tırmanışı anlamlı kılan önemli bir unsurdu.

Buna rağmen siyasi mücadeleleri kapalı oda sınırlarını aşmamış olanlar için, bu ilk gerilla eğitim deneyimi, Binboğalar gibi dev doruk dağları fethetmeye değil, onların küçük kayalıkları altında ezilme, vadi ve uçurumlarından düşmemek için birilerine yaslanma gerçeğini kaldırmıyordu.

Tırmanışa katılan herkes için geçerli olmak üzere, gösterilen her eğilim, her davranış daha sonra ortak örgütsel süreç içindeki davranışların da birer parametresi olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Bunu elbette o an görmek mümkün değildi. Çok sonraları bu olayı hatırladıkça bir musibetin vereceği çok önemli dersler olduğu anlaşılıyordu. Bu satırlarımı okuyan ve redakte eden sevgili arkadaşım,ve biyolojik durumlarından kaynaklanabilecek sonuçlar üzerinde, çok acımasızca tanımlamalar yaptığıma dair bana uyarıda bulundu. Haklı da olabilir. Ancak burada dile getirdiğim gerçek, kişinin durumunu her koşulda bilmesine rağmen, olumsuzlukta gösterdiği inatçılık ve bunun sonuçlarında insanların uğradıkları haksızlık ve karşılaştıkları tehlikelere gönderme yapmaktır.)

Bu tırmanışa o günün değerleriyle büyük önem vererek ve büyük sonuçlar bekleyerek katılmıştık. Bir irade gösterisiydi, bir duruştu sonuçta. Dünyanın hiçbir gerilla hareketinin ne başlangıcı itibariyle, ne de herhangi bir düzeyiyle benzerliği yoktu; onlar karşısında çok hafif kalırdı. Ama bizim için
çok anlamlıydı. Heyecanla hiç bilmediğimiz, tanımadığımız ortamlara doğrularımızın arkasında durma adına gitmiştik. Sonuç çok olumsuz olsa da, öğreneceğimiz çok şey olacaktı. En azından farklı çevreden gelen militanların bu kısa ve zorlu süreçte birbirlerini tanıma fırsatı doğacaktı. Benim için başlangıcıyla sonucu bu açıdan tutarlı olan bu tırmanış, siyasal yaşamımda ne tür insan, kadro ve militanla birlikte olmam gerektiğine de önemli bir deneydi. Bunun için 30 yılı aşkın sıkı bir dayanışma içinde, tüm gerilemelere rağmen doğruları arkasında duran iyi bir ekiple mücadeleye devam edebilme olanağını yakalamış oldum.

Binboğalar kel bir dağdı. Zaman tünelinde gibiydik, yer yer karşılaştığımız yanmış eski ağaç kütükleri hayaleti andırır motifleriyle boşlukta korkuluk gibi duruyordu. Toprağa basmıyor gibiydik. Kayalar, sertliğini; her adımda tabanlarımıza batan uçlarıyla can yakıcılığını hissettirerek gösteriyordu. Gerilla birliğimiz zordaydı. Azmimiz yitmiş, tırmanışımız anlamını kaybetmek üzereydi. Gerillalar düşman karşısında değil, Binboğa’nın sarp kayaları karşısında omuz omuza direniyordu. Bir ara geri dönüş için önermeler gelir gibiydi. Dönüş yollarından hangisinin daha kısa olacağı hesaplanmaya başlanmıştı. Tırmanışımız üçüncü saatini de geçmişti. Bu tartışmada yola devamla tepenin diğer yakasına inmenin daha kısa süreceği üzerinde duruldu. Yörenin insanı olarak Hamdullah sıkıntı içindeydi; kendi kendine soruyordu,”nedir bu olanlar, kim bunlar, nereye kadar tırmanıp nereye kadar yol yürüyebilirlerdi?” diye hayıflanıyordu.

Yıllar sonra, cezaevinden tedavi amacıyla Almanya’ya giden Hamdullah’la yaptığımız uzun telefon sohbetlerimizde bu dönemi değerlendirirken, o gün çok kısaca dile gelen tepkisini yenileme fırsatı olmuştu!

Tırmanış sırasında kulağıma eğilerek sözünü ettiği, “ bunlar yolun başında döküldü, bu adamlar hangi gerilla savaşına dayanabilirler?” deyişini hatırlattığımda “daha fazlası vardı” dedi. “Tırmanışta insani değerler üzerinde de seninle orada paylaşmam gerekenler vardı,
ama uygun görmedim. Yemeğin paylaşımından, hangi silahın kim tarafından taşınacağına, yatma konusundan, örtüye kadar ahlaki olmayan davranışlar gözüme çarptı” diyerek şöyle devam etti “Ömür’ün kocası o arada benim için bitmişti! Engin’in sessiz kalışı, tepkisizliği, sorumluluk üstelenmez kişiliğiyle bu sürecin ancak niceliklerinden biri olabileceğini, nitelik rolü oynayamayacağını gösterdi. Benim örgütten kopma nedenlerimden en önemlisi, bu tırmanışta ortaya çıkan tabloydu. Orada bu adamları tanıdım ve benim için orada anlamlarını yitirdiler."

Binbaşı rütbelerinin dökülüşü

Hamdullah tırmanışın en dik insanı. Kasvetli yolların adamı. Kararlı, zaman zaman Engin’i taşıyacak kadar ona destek veren, zaman zaman benimle birlikte Rıza’yı taşıyan ve Ömür yoldaşın rahatlamasını sağlayandı. Binbaşı ise rütbelerini dökmüştü. Homo Eraktüs kadar bükülmüş elleri yere değercesine sürüne sürüne dördüncü saati tamamlama çabasındaydı. Tam bu sırada çakıl sesleri ayak seslerine karışan duyumlar geldi. Derhal mevzi yaparak gelen büyük düşman kuvvetlerine karşı siperlere yattık ve bekledik. Heyecanımız ilk deney olması itibariyle de çok kışkırtıcıydı. Ancak bu durum yorgunlar için bir fırsattı. ”Mevzi siper” diye uzanma, gözlerini gökyüzüne dikerek dinlenme fırsatı doğmuştu.

Mevzi alma, sipere dayanma anı on
lar için bir mücadele anı bile değildi! Bir dinlenme anıydı. Nitekim bu tablo yıllar sonra zindana düştüğümüzde aynısıyla kendini gösterdi. Dik duranlar, direnenler, Ömür gibi ya şehit oldu ya da zindan sürecini insan örgütleme, kadro yetiştirme, örgüt yönetme ve mahkum haklarını her araçla savunma amacıyla değerlendiriyorlardı. Bunu iyi anlamak için, bu anılarda adı geçenlerin zindan yaşamlarına bir göz atmak ve direnenlerin zindan süreçleriyle karşılaştırmak yeterli olacaktır.

 İşte bu tırmanışın küçük verileri bir ömre sığacak derslerle bu gününün algılayışına böyle ulaşmış oluyordu, ete kemiğe bürünüyordu.


Sesler çoğaldıkça ve yanımıza yaklaştıkça artan tedirginliğimiz aniden çözülüverdi. Hamdullah’ın “kömürcüler” dediği, katırının sırtında olmayan katırlı bir adamla, yüz yüze gelmiştik, katırıyla birlikte tırmanıştaydı. Ve iki canlı birbirine toleranslarını koruyarak yürüyorlardı. Bizim yürüyüş kolunda ise, insani dayanışma vardı; biri üst, birileri ast değildi, ama hesapsız ve hazırlıksız bir tırmanışın insan davranışlarıyla ilgili öğretici yanları sergilenmekteydi.

Kömürcü, sohbet edildiği anlarda tedirgin olmadığı gibi son derece de rahattı… . Öyle ki, sigarasından ikramda bile bulundu. Hamdullah ile nereli o
lup olmadığı konusunda aralarında geçen kısa sohbetten sonra yoluna devam etti. Biz de kaldığımız yerden yola devam ettik. İyi de hal kalmamış, yorgunluğumuz omuzlarımıza dayan
a dayana bizleri de helak etmişti. Hamdullah bunun böyle devam etmeyeceğini gördü ve önceden bildiği en yakın mağara ve düzlüğe yöneldi. Bir saat daha yürümüştük. Tahminimce 5-6 saat arasında yürüdük. Mağara gibi bir oyuğun olduğu ve küçük bir düzlüğün bulunduğu yere geldiğimizde herkes rahat bir nefes almıştı.
 

Not:Alıntı Rojevin.com Sitesi. Yukrıda görülen yazı sadece Binboğay'la ilgili bölümüdür.