Skip to main content

Barış Savaşçıları...

Barış Savaşçıları...

Bu gün 1 Eylül, dünya barış günü! Aslında 1 Eylül, Alman emperyalizmi’nin Avrupa ve dünya üzerinde hegemonya kurmak için düğmeye bastığı gündür. Alman tarihinin en ırkçı ve faşist yüzü olan Hitler ikidarı, o gün Polonya’ya saldırmıştı. 1 Eylül 1939, Hitler faşizminin yeryüzüne faşizmi iktidar yapma projesinin ilk uygulandığı gündür. 6 yıl süren savaşta 74 milyon insan yaşamını yitirdi, sadece Sovyetler Birliği’nde 22 milyon insanın hayatına mal oldu. SSCB ve müttefiklerinin Hitleri durdurmasıyla sona eren savaş sonrası oluşturulan BM (Birleşmiş Milletler)’nin kararıyla her 1 Eylül dünya barış günü ilan edilmişti.
Savaş ve Barış...birbirlerine zıt iki farklı kelime, farklı iki kutup’tan, ancak aynı yerkürede konumlanan iki ayrı dünyanın üzerinde çatıştığı çıkarların kavramları! Bazen içeçe yaşayan ve birbirlerini ihtiyaç gören argümanlar! Barış için savaş, savaşın sona ermesi için barış! Son 50 yıldır coğrafyamızda yeni doğan insanlara isim olarak ta verilen bu zıt tanımlalar la  hergün iç içe yaşarız!
Barışı anlamak için önce savaşın son 100 yılda insanlığa faturasına bakmakta yarar vardır. Önce Savaşın sonuçlarına kısaca göz atalım.

  • 1. Dünya savaşında 9 milyon insan yaşamını yitirdi. (1914-1918)

  • 2.dünya savaşında 74  milyon insan yaşamını yitirdi.(1939-1945)

  • 1910-2010 tarihleri arasında yapılan iç ve bölgesel savaşlarda 58  milyon insan yaşamını yitirdi.

  • 1910-2010 tarihleri arasındaki savaşlarda 190 milyon insan yaralandı, esir düştü, kayıp oldu veya  sakat kaldı.

Son bir yüzyılda yapılan bütün savaşlarda toplam 141  milyon insan hayatını kaybederken, 190 milyon savaşın mağduru oldu.

  • 1.dünya savaşı kıtalar arasında ve 25 ülkenin fiili katılımıyla gerçekleşti. Toplam 65 milyon asker savaşa iştirak etmişti.

  • 2.dünya savaşı Avrupa merkezli başlayarak, giderek genişledi ve 29 ülkeye sıçradı. Toplam 110 milyon asker savaşta taraflar adına çarpıştı.

1945 yılında dünya nüfusu 1.9 milyar kişiyken bunun yüzde 3.70’i 6 yıl süren savaşta yok oldu. Sadece son 50 yılda 42 milyon insan yerinden ve yurdundan zorla çıkarılarak sürgünlere gönderildi. Sürgüne gittikleri yerlerde son derece ağır yoksulluk içerisinde yaşam mücadelesi vermektedirler. Halen dünya’nın 24 bölgesinde çatışmalar, lokal savaşlar devam etmektedir. Savaş ve işgallerin sebep olduğu yoksul bölgelerde her 35 saniyede bir insan açlık ve hastalıklardan ölmektedir.
Yakın tarihimize Dünya’ya  baktığımızda Irak-İran savaşında 1 milyon, Ruanda’da 1.5 milyon, Bosna’da 400 bin, Afganistan işgalinde 200 bin ve 2001’de bu yana emperyalist işgal altında olan Irak’ta 800 bin insan katledildi.
Coğrafyamız ve Kürdistan’da durum pek farklı sayılmaz. 1.dünya savaşında sonra 4’e parçalanan Kürdistan coğrafyasında çatışma ve savaşlar durmak bilmedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren 29 ve 1810 yılından bu yana bütün Kürt coğrafyasında 35 kez ayaklanmalar yaşandı. Bütün ayaklanmalar bölge devletleri tarafından kanla bastırıldı. Kürt isyanlarının bastırılmasında yaklaşık 400 bin insan hayatını kaybederken, yüzbinlerce sakat, yaralı ve 8 milyon Kürt sürgünlere gönderildi. Sadece PKK savaşında 4 milyon kürt sürgüne maruz kalırken, 4500 köy boşaltıldı. Orman ve yaylaları bombalanan Kürtlerin birinci gelir kaynağı olan hayvancılık yok edildi. Sadece bu savaşta 45 bin insan ölürken, 17 bin kayıp ve faili meçhul cinayet işlendi.Devlet bu savaşa 200 bin asker katarken, her türlü silahını kullanmaktan çekinmedi. Savaş, Türkiye ulusal bütçesine 600 milyar dollar zarar verdi.
Bu günkü Dünyamız barış için günlük 1000 dollar harcarken, silahlanma için 2 milyon dollar ve süren savaşlara günlük 45 milyon dollar para harcamaktadır. Bu da nasıl tehlikeli ve barış’a uzak bir noktada olduğumuzu göstermektedir.
Tiyatrocu Yılmaz Erdoğan’ın söylediği bir açıklamayı hatırlayalım. “..Barış Artık Soytarı Bir Kelime...Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok. Nerede bu Barış?. O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime ..” Bu en güzel kelime sadece savaşları ‘şirin’ bir umudu olarak telafuz edildiği bir dünyada yaşıyoruz.
İnsanoğlu 10 bin yıldır birbiriyle kavgalıdır, nizalıdır! Birbirine üstün gelmek için çatışma içerisindedir. Birbirinden bir şeyler talep ediyor, çıkan antlaşmazlıklar kavgaya, çatışmaya ve savaşa neden olmaktadır. Üstünlük kavgası, daha fazla kar, daha fazla mal, mülk ve para için sürüp gitmektedir.Henüz köle ve kabileler şeklinde yaşarken yöneticisini, sahibini yani modern deyimiyle iktidarını kurar. İnsanın özel  mülkiyet belası ile tanışmasıyla başlayan bu kavga, insanoğlunu sınıflara böler. Mülkiyet sahipleri türeyince dolayısıyla iktidarı, yönetimi, sevk ve idareyi de ellerine alanlar çıkarmıştı. İlkel kömünal çağın kapanmasıyla, başlayan yeni sınıflı toplumsal yapılar birbirlerini kovalayıp bu günlere kadar gelindi. Mal, mülk, köle ve  toprak sahipleri coğrafya sahipleri, ülke, ulus sahipleri olmaya kadar ilerler. Makinaların ortaya çıkmasıyla, makine sahipleri yeni bir toplumsal yapı olan Kapitalizmi inşa ederler. Binlerce yıldır var olan ezen ve ezilen, yöneten ve yönetilen, köle ve kölebeyi, derebeyi ve köylü, ağa ve yarıcı-köylü ayrışmasına emek ve sermaye eklenmişti. Daha doğrusu toplumsal doku bir üst sınıf, toplumsal yapı olarak yenilemişti.Modern dil literetüsüne  Kapitalizm ve Proleterya olarak 1600’lı yıllarda geçecekti.İşte bu ayrışma beraberinde çelişkileri de getiriyor ve bu çelişkileri çatışmaya dönüştürüyor.Buna sınıflar arası savaş denilmektedir.
İktidar olan sınıf, ulus, zümre veya kabile yeryüzünün, doğanın insana sunduğu nimetleri ele geçirip daha rahat yaşamak, diğer topluluklara hükmetme anlayışıyla hareket eder. Hükümdarlığının devamı  için kendisine gerekli bütün yönetim, yürütme ve yasama organlarını devlet denilen bir baskı aygıtı içerisinde inşa eder. Herkesi de bu bu aygıta tabi kılması için silahlı güçlerini kurar. Bir bütün olarak toplumsal düzeni kendi lehine işlemesi için kurum ve kuralları yasallaştırır ve kabul etirir.
Dünyamızda 6 milyar insan 220 devlet tarafından yönetilip yönlendirilmektedir. Bu devletler iktidar olan sınıf, ulus veya azınlık zümrelerin elindedir.Bu baskı aracı, birer kelle kesen kılıç gibi toplumlar, denizler, uzay ve topraklar üzerinde sallandırılmaktadır.Kısaca yeryüzünde ve gökyüzünde ulaşılabilinir bütün olanaklara, kaynaklara ve zenginliklere egemen olan sınıf ve onaların iktidarları sahiptir. Bu ise dünya nüfusunun sadece yüzde 8’i ne tekabül etmektedir. Yani dünya nimetlerine sahip olanların miktarı 500 milyon kişi’den azdır. Bu adaletsiz paylaşım ve haksız kazanç sağlama dünya zenginlikleri üzerinde her zaman savaş için, çatışma veya kavga için potansiyel bir risktir. Dünyamız bueşit olmayan potansiyele sahip olduğu sürece savaşın risklerine sahip olmaya devam edecektir. Gelir, toprak,zenginlik,paylaşım,  eşitlik ve özgürlük dağılımında ki dengesizlikler, yönetim, iktidar ve silahlarda ki dengesizlikler, haksızlıklar ve tehlikeler var olduğu sürece yeryüzüne kalıcı bir barışın gelme olanağı yoktur. İktidar ve para hırsıyla yoğrulmuş bir sınıfın, bir azınlığın sahip olduğu o sınırsız  rahatlık ve olanaklardan kendi rızasıyla vazgeçmesi olası görünmüyor! Demokrasi ve Barış sadece kendisi içindir! Sessiz çoğunluğun değildir! Sessiz ve üreten, herşeyi yaratan çoğunluğa sadece biat etmesi önerilmiş durumdadır! Bu da savaşı dayatan etkenlerin başında gelmektedir.
Dünyamız silahlıdır! İnsan denilen canlı kendi varlığını ve üzerinde yaşadığı gezegeni tahrip edecek silahlara sahiptir. Nükleer silah santralleri, Füzeler, bombalar, toplar, tanklar, uçaklar, gemiler ve diğer araç ve gereçleriyle savaşan bir dünyada yaşıyoruz. Barut üzerinde süren bir yaşamın içerisindeyiz. Bu insanlığın intiharıdır!
Uluslar ve milliyetler arası eşitsizlik ve dengesizlikler, toplumlar, sınıflar, ülkeler ve kıtalar arası eşitsizlikler,adaletsizlikler ve dengesizlikler var olduğu sürece savaşlar kaçınılmazdır, barış için savaşanlar da var olacaktır.Paylaşmama,güçlü olma, var olma, sahibi olma, yönetme gibi ihtiraslar insan’dan silinmesiyle savaşlar da son bulur. İnsanlar arasında ki çelişkilerin bittiğini varsayarsak, bu kez insanoğlu ile doğa arasında ki çatışma sürüp gidecektir. Bu da yaşadığımız doğanın yasası, evrenin diyalektiğidir.
Öyleyse, yaşam mücadele demektir! Yaşam, barış için savaşımdır! Barış, insanın tükenmez bir umudu olarak sürüp gidecektir! Bu umut için insanoğlu savaşa sarılma zorunluluğu yaşıyor.
Barış için savaş, Özgürlük için savaştır! Kurtuluş için savaştır!
İnsanla barış, hayat ile barış, canlı ile barış, doğa ile barış!
Barışı yakalamak için, savaşları durdurmak gerekmektedir. Barışı elde etmek için, savaşlara, zalim ve zulüm edenlere, işgal ve talan edenlere, katliam ve soykırım uygulayanlara, sömürü ve soygun sistemi uygulayanlara karşı topyekün bir son savaş gerektirir!
Savaş, çürümüşlüğün, çirkinliğin, kirliliğin, soygun, talan, işgal ve barbarlığın adıdır. Güçsüzlerin, çaresizlerin ve bilgisizlerin başvurduğu yöntemdir.O karanlıkların prensleri için yaratılmıştır.Ölümü ve yok oluşu temsil eder.
Barış, Savaşlardan sonra ulaşılması için uğraşılan mutluluktur!Adaletin ve eşitliğin sağlanmasıdır! Sevinçtir, aşk ve özgürlüktür!
Daha çok barışçı, barış dili ve barışık yaşamı seçmeliyiz. Herkes birer Barış savaşçısı olmalıdır!
Gezegenemizde yaşayanların daha çok Barış savaşçısına ihtiyacı var, Barışı yakalaması için!
Öyleyse, bugünümüz kutlu olsun, bugünümüz gerçek olsun! Sokağımıza, kentimize, köyümüze, coğrafyamıza, ülke ve dünyamıza BARIŞ gelsin!

Kadim Laçin
1 Eylül 2010


www.kadimlacin.com