Skip to main content

Büyük Savaş

Büyük Savaş

Ali EKBER

Yattığım hastanenin öğle yemeğini o gün yememeye karar vermiştim.

Hastaneden çıktım, biraz yürüdükten sonra direkt giderseniz büyük bir kilise ve kale vardır.

Kaleye doğru direkt gitmezseniz, hemen ormana çıkıyorsunuz, isterseniz 2 saat gezebilirsiniz.

Ormana doğru giden yola sapmıştım ki, büyük bir savaşa şahit oldum.

Ben donup kalmıştım, karşımda bir Alman da yerinde donup kalmıştı.

İlk başta bana karşı bir kuş sürüsü salgını olduğunu sandım, oto koruma sistemi harekete geçti,bana kuşlar mı saldırıyor diye düşündüm.

Üzerimde üç tane kuş, kafamla savaş alanları en fazla yarım metre ya var ya yok.

Şaşırdım, olduğum yerde savaşı seyretmeye merakla bakmaya karar verdim.

Olacak gibi değil küçük bir kuş, kendinden üç, beş kat büyük kuşu önüne katmış bir kovalıyor, bağırıyor, çağırıyor, kızıyor, ormanda savaş tamtamları yayıldı.

Onu bir yakalasa, her parçasını bir kenara bırakacak kadar sinirli saldırdığı belli.

Önündeki kuşun bu kadar büyük olmasına rağmen, küçük bir kuşun önünde öyle kaçışı da beni hayretler içinden bırakarak, olayı sonuna kadar takip etmeye karar verdim.

Önde kaçan kuş kaçıyor, ama sanki bir boşluk bulup ta tekrar arkayı dolanmaya çalışıyor gibi.

Sonra küçük kuşun arkasında bir küçük kuş daha ortaya çıktı.

Ben ilk savaşa katılan kuşun arkasındaki yavrusunu korumaya çalıştığını sandım.

Biraz daha baktım arkadaki de öyle uçuşlarıyla pek yavruya benzemiyordu.

Bu uçuşla başka bir kuşa yem olması öyle pekte olanaklı gibi değildi.

Sonunda ilk saldıranın ana, arkadakinin de baba olduğunu düşünmeye başladım.

Arkadaki kuş da yetiştiğinde öndeki iyice korkmaya başladı.

Her şeye rağmen her iki kuşta önde kaçan kuşu yenebilecek tür kuşlar değillerdi.

Öyleyse öndeki dev gibi kuş neden bu küçük kuşlardan böylesine korkuyordu.

İlk aklıma gelen öndeki kuşun, bunlara saldırmak istediği yönündeydi.

Onlarda can havliyle elbette kendilerini koruyorlardı.

Aklıma cesaret geldi, demek ki cesaret olursa düşmanın büyükte olsa onu kaçırtabilmen mümkündür, diye içimden geçmeye başladı.

Bu fazla cesaret işine de benzemiyordu, küçük kuşlar onu ne kadar kovalasalar da, o,tam onlardan korkmadığını o bölgeden uzaklaşmamasıyla belli ediyordu.

Bir amacı vardı ama dilimizi anlamıyordu ki ona soralım, derdin ney, neden bu zavallıları böyle peşinden bağırtıp duruyorsun.

Küçüklerin haklı olduğu belliydi, bağırıp çağırmalarında haklı olduklarını tüm seyirciler kabul etmişti sanki kavga havada yapacağımız hiçbir şey yok.

Onlar yolun solunda kavgaya devam ederken ben sağa, kavganın ilk başladığı yere bakmaya karar vermiştim, bir yuva falan mı vardı yoksa.

Yürümeyi bırakıp tam on dakika kavganın başladığı yere yukarı ağaçların önüne, üstüne bakıyordum ama ne bir yuva, nede bozulmuş yuvaya benzer bir şey göremiyordum.

Ormanın içinde dona kalmıştım, olayı bir türlü çözemiyordum.

Artık doğadaki canlıların hepsi birbirlerine düşman mı oldular acaba diye düşünmeye başladım. Onlarda insanlardan örnek mi almışlardı, kavgaya tutuşmuşlardı.

Bir den önüme pat diye minicik, güzel, ele almaya kıyılamayan bir yavru düştü.

Bu sefer önüme düşen yavruyu gören ana kuş, kafamın üzerinde bana bağırarak bir dönüp hemen en yakın yerime konup bana ters, ters bakmaya başladı.

Biraz sonra diğeri de kafamın üzerinden, uçup bağırarak öbürünün yanına kondu.

Kavganın nedenini en azında ben anlamıştım, bunu sabırlı olmama borçluydum.

Yavru tekti, acaba birisini o hain kuş yedimi diye düşünmeye başladım.

Yavru ayağımın önünde kımıldamıyordu, ama durumu oldukça iyiye benziyordu.

Bir ara çok sevdiğim için elime birazcık alsam da sevsem mi diye düşündüm.

Sonra bunu yaparsam annesinin çok korkacağını düşünerek bundan vaz geçtim.

Onu olduğu yerden bırakarak yoluma devam etmeye karar verdim.

Yol boyu bu olayı düşünmekte ten kendimi bir türlü alamadım.

Yavrunun birisi acaba yenilmiş mi idi, bu tür kuşlar kaç yavru yaparlardı, hiçbir bilgim yoktu.

İşte demek ki, kuş bile olsa, bir ana yavrusunu korumak için kendi hayatını ortaya koymuştu.

Tüm analar aslında gerçekten böyledir.

Yavrusu için hayatını ortaya koymayacak bir ana ben görmedim.

Tüm canlı varlılardan bu böyledir.

Yavrusu ölen bir ananın kolay, kolay kendine gelmediğine, aklını yitirdiklerine şahidimdir.

Bir de yavrusunu kaybeden anaların acılarını düşündüğümüzde, nasıl dayanıyorlardır?

3 Oğlunu son 30 yıllık savaşta kaybeden analar her iki taraftan da vardır.

Bu anarlın acılarına artık bir son vermek, acıları dindirip yaraları sarmak insan olmanın gereği değimlidir? 

İnsan geniş düşündüğünde kuşların bile çok zaman insandan çok daha vicdanlı olduğunu düşünüyor.

Bazen insandan daha vahşi hiçbir yaratığın olamayacağını düşünüyorsunuz.

İnsan yaptıklarının anlamını, etkisini bilerek yapıyor.

Bir hayvanın tek amacı acıkan karnını doyurmaktır.

Dünyada insandan daha acımasız bir yaratığın olmadığı düşüncesine kim karşı çıkabilir.Ali Ekber/22.06.2009