Skip to main content

Böke'nin Hali Hal değil

Böke'nin Hali Hal değil

 
Böke kendisini iyi hissetmiyor. Rüya aleminden kopamıyor. 
yasli.jpgO yörede yaşanmış olayların soluk resimleri beyninden yeniden şekilleniyor, çapakla ve yaşla dolmuş gözlerinin önünde hayal meyal yıllar, mevsimler, karlı tipili kışlar, cıvıl cıvıl tabiatın yenilenmesi şerit gibi geçiyordu.
Belini doğrultamıyor, yerinden kalkamıyor, kalkıp gidemiyordu. Ne yapacağını da bilmiyordu. Böke düşünmüyordu, düşünceler Böke’leniyordu. Sanki zikirdeydi. Elleri, kolları bacakları, bedeni… evet Böke her tarafıyla geçmişi yaşıyordu.
Yazılmamış, anlatılmamış, daha doğrusu değiştirilerek yarım yamalak, ’iyi’ sanılan yanlarıyla anlatılmış bir geçmişi yeniden görüyordu. 
Ağa, biraz ötede durmuş, çaresiz, arada bir “Böke emmi” diye sesleniyor ama elinden bişey gelmiyor. Aklına Xalê İrbamo geldi, kendi kendine ‘gidip onu bulmalıyım’ dedi. Koştu. Ayağı taşa takıldı, dizleri üzerine düştü, aldırmadı yekinip koşmaya devam etti.
Mamadaliaynê omuzunda kürek, yanında Sülemanê Zohrê, Axpınar’dan geliyordu.
- " Çîbu Ağayemın, Tû çîma dıbazê?". dedi.
Ağa eliyle yarı yarıya yıkık haymayı gösterdi. Ve koşmaya devam etti. Mamadaliayne oraya yöneldi. Sülemanê Zohrê, Apêmamîqîrrî’yle iki laf ettikten sonra ikisi de haymaya doğru yürüdüler.
Oraya ulaştıklarında, Mamadalîaynê, Böke’nin üzerine egilmiş kucaklayıp kaldırmaya çalışıyordu. Yetişip yardım etmek istediler. Böke önce başını salladı, silkindi ayağa kalktı. Hepsi Böke’yi tanıyorlardı. Böke de onlar gibi o bölgenin toprağındandı. Ne doğudan, ne batıdan, ne kuzeyden, ne de güneyden gelmeydi. Karşıdaki donguz kayası kadar, Aygır magarası kadar, belki de Köroğlu kadar eskiydi. Binboğa’nın dağları neyse, ardıçları neyse, kevenleri, kengerleri neyse o da, onlar da öyleydiler.
Onlara tanımaz tanımaz baktı. Bakışları üçünün de üzerinde beşyüzlük far gibi dolaştı. Gülümsedi.
- Kafamdaki sır.  Sır olarak kaldı. Azizin İrbeemi bulun bana. Sülemanê Zohrê ‘bu kafayı üşütmüş’ diye düşündü. Mamadîaliaynê de.
Apêmamîqirrî Böke’nin kalktığı alt tarafında şekiller olan taşın üzerine oturdu. Mavilerin en mavisi gözlerini Böke’ye dikti. Baktı baktı ve gülümsedi.
- Kalk Böke kalk eve gidek dedi. Böke ise;
- Hayır burada kalak cevabını verdi.
İki ihtiyar, ufala ufala bir avuç kalmış iki ihtiyarcık gözleriyle birbirlerini nişan aldılar. Dünya silindi, sadece o ikisi, orada karşı karşıya kaldılar. Apêmam çok konuşan bir adam değildi. Hatta bazan sadece bakışlarıyla herşeyi anlatırdı. O gün ağzı açıldı  soğuk bir sesle;
- Ne gördün? dedi.
Önce Böke’den ses seda çıkmadı. Yalvaran bakışlarla baktı. Elinin tersiyle gözlerini bir kaç defa ovuşturdu. Bir daha pel pel baktı, etrafını kontrol etti;
- gördüklerime sen de inanmazsın, Mâm kardaşım  dedi.
Ve anlatmaya başladı.