Böke / 8: Böke Xalîrbamo'yla Karşılaştı
Mehmet Saygılı
Hatunoluk’ta qıqort kokulu yayla çökeleği, thomastı, yağı, peyniri dürümleri yenmiş, soğukoluk suyu içilmişti.
Hafif bir uyuklamadan sonra Böke ayağa kalktı;
- Bu kadar gaybet (sohbet) yeter, yolcu yolunda gerek. Sağına soluna düzen verdi, yeni görüyormuş gibi uzun uzun Aga’yı süzdü ve;
- Agam sen var git, Irıza yolunu bekler. İş var güç var dedi.
Ağa, Kireboru’ya uzanan sırta doğru yürüdü, dönüp dönüp geriye bakıyor, ayaklarını sürüyor gibi, ağır ağır uzaklaşıyordu.
Böke, Nuro’ya döndü; “Köye varıyon mu” dedi.
Nuro’nun canına minnet!!! Zaten çalışmakta gözü yok. Kaçmanın yolunu arar, onu da işleri yeni yetme üç oğluna havale etmekte bulurdu.
Ayağa kalktı, şapkasını eline aldı, Ağa’dan yana bir göz attı. Kararsız bir hali vardı.
Bu sabah tırpanla biçtiği yerde serili otlara, ötede sulanacak bostana, kalıca, tırpana, alet edavata suçlu suçlu baktı. Sağ elinin tersiyle şapkasına yapışmış kuru otları çırptı, çırptı, çırptı… Ve “low Abidin” dedi. Halbuki Abidin bir adım ötesindeydi.
Abidin, Nuro’nun diyeceklerini hemen anladı ve “Baba sen git, biz işlere bakarız.” dedi.
İşte o zaman uzun uzun çırptığı şapkasını şapkasını başına koydu ve gururlandı.
- Yusup emmi gidelim.
Demiştiki Mamoların düşekten İrbamo dayı çıktı. Nuro’gil ona xalî İrbamo derdi. Ama kimisi İrbaam, kimi İbraamo, kimi de İrro derdi.
“O da kim?” diyeniniz olabilir.
Nuro’nun dayısı. Kepez’li. Böke’nin muharebe yoldaşı. İkisi de ‘İstiklâl harbinde yunan urumuna karşı dirsek dirseğe’ harbetmişler. Her karşılaştıklarında birbirlerine takılırlar ve mutlaka savaş anılarını bir daha anlatırlardı.
İşte yeni bir takışma.
İrbamo dayı değirmenden geliyordu. Üstü başı undan bembeyazdı. Önünde iki çuval yüklenmiş atı da aynen kendisi gibi kulaklarına kadar unda kaybolmuştu. Xalî Îrbamo’nun alınından boynuna ter dereleri sicim sicim olmuştu. Atı da kendisinden farklı değildi. Ter derelerinin aktığı yerler atı, un rengine tezat, alacalı bulacacılı yapmıştı.
Nuro dayısını çok sever ve hep “dar günümde bana sahip çıktı.” derdi.
Böke, İrbamo dayı adını duyunca bir heyecanlandı, bir heyecanlandı; ne yapacağını şaşırdı. Elini başına attı, bağırmak istedi, bir hırıltı çıkardı, etrafında iki defa döndü, nihayet;
“Aziz’in İbraaaaaammm kurbanın olaaam” diye seğirtti. Bir adam bir adamı bu kadar mı severmiş, herkes durmuş onu seyrediyordu.
Xalî İrbamo da “ulan Yusuuup” dıye bir na’ara attı.
Koştular birbirlerine sarıldılar.
Ve takılmalar başladı.
Böke Yusup; İsmet’in kendisini Mustafa Kemal’a rıcacı gönderdiğini anlatırdı.
Xalî İrbamo ise “ulan sen hep bulaşık yıkardın” der, Böke’yi küplere bindirirdi.
İşte onları gören, duyan herkes işini gücünü bırakıp koştu. Bu temaşa kaçırılmaz. Kepez’li Aziz’in İbrahim ile Nışanıt’lı Böke Yusup kapışıyorlar.