Böke / 7 : Böke Hatunoluk’a Çulu Serdi Mehmet Ssaygılı
Böke, savaş anılarına ”bir gece bir gündüz” nakaratıyla başlamadan önce kalktı çayırın üst yanındaki arğa gitti.
Önce elini yüzünü bir güzel yıkadı. Bir, bir daha derken onlarca avuç suyu yüzüne vurdu, sakallarından akıp dımiden köyneğine, kıldan şalvarına ve soğukkuyu ayakkıbılarına kadar tepeden tırnağa ıslandı.
Sonra sakinleşti, önünden deli deli akıp giden suya uzun uzun baktı. Kendi alemine dalmış gibiydi. Kafasını çevirmeden seslendi.
“Nörü” dedi. “Şo suya bak hele.”
Nuro anlamadı, yekindi kalktı, “n’olmuş suya Yusup emmi?” Yeni hatırlamıştı. “Bizim oğlan gölü koyvermiş, onun suyu” dedi.
“Demek gölden? Bak Nörüm bak hele, akıp gidiyor.”
“Çayıra”
“Demem o ki geri gelmez Nörüm, akar gider geri gelmemecesine.”
“Evet” diye araya girdi Kullo’nun Alibââ “Sudur akar gider, su geri gelir miymiş?”
“Ya giden gün geri gelir mi, giden ömür geri gelir mi?”
“Su da geri gelmez, zaman da”
Bu Böke emmiye n’oluyor? Önce üstünü başını ıslattı. Şimdi de tuhaf tuhaf laflar ediyor diye ondan yana bakan; Nuro, Annıkê Cannık, Mamad, Ağa ve yayladan gelirken oraya uğrayan Alibâk, hepsi birden;
“Heee!!! haklısın Yusupemmi” dediler ve bihoş oldular. Uzaklara baktılar, daldılar.
Hatunoluk’tan, Tepesidelik’ten ötelere; Nışanıt, arkada Örenderesi ve önünde kuşbakışı Yarpuz, ve Albustan’a kadar bütün köyler.
Bayram kayasını, Ücoluk’u, Kurugöl’ünü, Teknepınarı’nı ve Ferikpınarı’nı?
Haydi oraları biliyorsunuz diyelim pekiii; Apîrêcep’ in Ferikpınarından Ücoluk’a kadar ağaçtan ağaca geçerek, ayağını hiç yere basmadan gittiğini, yani Teknebaşı’nın öylesine sık ormanlık olduğunu? Bilen var mı?
İşte bunları getirdiler gözlerinin önüne.
Zaman akıp gitmişti geri gelmemecesine.
Bütün bunları hatırlamak iyi miydi, kötü müydü?
Zamanla birlikte yitip giden başka ne vardı. Böke bunu mu demek istedi?
Alîbâk, çok hızlıydı. “Nuro bu senin” deyip katırın terkisinden kocaman bir torba çıkardı. Nuro’nun yanına, gölgeye bırakıp “Haydi bana eyvalla” dedi. Ağa da tam tersi çok yavaştı. Ulu bir kaya gibi sessizce dururdu. Öyle durmuş yerdeki torbaya bakıyordu.
Nuro Anıkêcannık’a seslendi. “Cannê !!! ka nan mayê?” İgdemlik’liler kendi aralarında hep İgdemlikce konuşurlardı.
“Na Nuro, pîr hindik mayê!”
Mamadî Apî Alibâk hemen atıldı, “bende var” ve birkaç ağaçlık bahçesine gitti ve bir deste ekmekle döndü.
Şimdi de Ağa argın orada ağır ağır yüzünü gözünü yıkıyordu.
Eh artık Nuro’ya Kırkpınar yaylasından gelen çıkını açmak kaldı. Kocaman bir ‘baş’ imanlı peynir, bir pekmez küleğinde tomast, ağzı sıkı sıkı bağlanmış bir küçük satıl yağ. O zaman yağ deyince tereyağı akla gelirdi. Fittik (vita) mittik bilinmiyordu.
Nuro bahçeye doğru “Low warın durumakaxa buxun.” diye bağırdı. İşte o an kavağın altı bir zurba çocukla doldu.