Böke- 6 Hatunoluk'ta
Böke- 6 Hatunoluk'ta
Mehmet Saygılı
Bizim Böke ve bizim Aga’yla birlikte Hatunoluk’a geldiler. İkisi birlikte, ikisi yan yana.
Hatunoluk’a Mamolardan geçerken akla karayı seçtiler. Dört köpek, dört bir yandan, aman aman aman, vallaha billaha aman.
Biri Aliküro’nun hav havcı bocusu, biri Zeynel’in yavuz iti, biri Hasan’ın tintini ve biri de Rıza’nın yapışınca bırakmayan şamatacısı. Dört yavuz it.
Birisi paçadan, biri etekten, biri cepheden, biri arkadan… Aman ha aman. Yok mu kurtaran? Yetişin bre komşular.
Ve Irıza yetişti, ’hoşt’ deyip itlerin alayını pusturdu, kuyruğunu bacaklarına indirip duvar diplerine sindiler.
Hatunoluk, Mamoların hemen bitişiğindedir. Mamoların bağlarının üst yanındaki dönemeç geçildi mi eskiden ’düşega jer’ denilen küçük bir tepeye varılır. İşte burada, yolun üst tafında ulu bir armut vardı. Bozuka boz. Biraz yukarda da ’devedaşı’ vardı. Hala dururlar mı acep?
Böke’yle ağa o armut’un altında soluklanmak istediler. Nuro seslendi, “Yusupemmiii, Ağaaa”.
Ağıl yıkıntılarının (pagi gome) Mamolardan yana olan tarafı, geniş bir çayırlıktı. Sulanabilirse ve davarlara yaydırılmazsa iyi ot olurdu. Ama hiçbir zaman su yetmezdi, birde ikide bir kuzulara yaydırılırdı. Bu da bağırıp çağırmalara, kavgalara yol açardı.
İşte bu çayırın ortasında büyük bir kavak vardı. Nuro o kavakın altında oturuyordu. Mamoların itlerinin ürümesinden birilerinin geldiğini anlamış, bekliyordu. Uzaktan Böke’yle Ağa’yı görünce onları çağırdı, el etti; “gelin burası serin, soğukpınar suyu da var.”
“Nuro’nun oraya gidek, bir cuvara içimi laflaşırız.”
Nuro’nun işte pek gözü yok, onları görünce sevindi. Ağa genç, hızlı, bir solukta kavağın altına ulaştı, Böke, elinde çankalı oflaya poflaya… Ayağa kalkıp Yusupemmi’yi kuru otların üzerine oturttular, Nuro ikisini de hoşgeldin etti.
“Nuro, senin bura cenet vallaaa” dedi Böke.
“Neyleyeyim ceneti, karın doyurmadıktan sonra” Cuvarasından ard arda iki fırt çekti.
“Bir müşteri bulsam satıp, şehere göçeceğim”
Böke anlamadı. “peh peh” deyip etrafına göz gezdirdi. Birden dizlerinin üzerine dikelip; “Neyyy? Ne diyon Nörü sen” dedi.
Ağa onları başbaşa bırakıp ağıl yıkıntılarının önündeki havşaya girdi. Anıkêcannık, bostanla uğraşıyordu. Neler neler. Taş yığını duvarın öteki tarafında büyük bir erik agacı, dalları kırmızı alıçın ve igdenin dallarına karışmış. Payamlar, elmalar, dutlar içiçe. Eskiden burası bir kayalıkmış. Ağaç dikmek şurda dursun, arpa bile ekilmezmiş. Körmemed Kahya, Aliseyit’e burayı bahçe yap ortak olalım demiş.
Ortaklıkları sonunda Aliseyit’e en yörep, en verimsiz yerde hiç meyve vermeyen birkaç erik, kiraz, dut düşmüş. Burası Yeter’den dolayı Mamadî Apîalîbâk’ın olmuştu. Mamad da oradaydı. Böke’yle Ağa’yı görünce o da sırtında kürek, elinde kazmayla geldi, oturdu ve şapkasını çıkarıp öte tarafa attı. Böke böyle herkesi etrafında görünce çok seviniyordu.




