Böke: 11/Böke, biliyor muydu?
Böke, derin uykusundan iyice ayıkmamış bir bihoşlukla; altta kalan yüzünde eskilerden haber veren bir kaç şekil olan bir taşın üzerine tünemiş ipil ipil etrafına bakıyordu.
Sol eli pençe gibi havada renksizleşen rüyasını yakaladı.
Sağ eli çenesindeydi. Kendi kendine; “ben bunları biliyor muydum?” diye söyleniyor, “hangi şeytan aklıma getirdi? Kimden duymuş olabilirim?” diye şüphe üstüne şüpheye, şek üzerine şeklere garkoluyordu.
Acaba, kimden, ne zaman? Biliyor muydum?
Bu diyarlara kimler geldi, kimler gitti? Şu Ağcaşar kalesini kim, ne zaman, ne için inşaa ettirdi? İgdemlik’in üst yanında kaleyle ne ilgisi vardı?
Rüyasını yeniden hatırladı; Makadonyalı komandan, nahale Gureden değil de batıdan şimdiki Kızılcık tarafından, hem de bir şafak vaktinin mahmurluğunda saldırınca, Ağcaşar kaledakilerin savunması boşa çıkmış, 60 kadar Darius sürgünü pers askerini kılıçtan geçirmişler ve büyük Gedik kalesinin yolunu açmışlardı.
Makadonya’lılar topu topu 32 kişi kalmışlardı. Kumandanlarının adı Ptoleme’ydi.
Milattan önce 332 yılında Büyük, eşcinsel, yarı tanrı ve zırdeli İskender; Tarsus’ta aşırı yiyip içtikten sonra, doktorunu dinlemeyip Toroslardan gelen kar sularında yıkanınca, ölümle burun buruna geldi. On iki bin kişilik ordusu ve 800 hizmetçisiyle tamı tamına on üç ay oraya çivilenip kaldı. Oranın yerlilerine kan kusturdu.
İşte o zaman Ptoleme, 112 cengaverle yola çıktı ve Anadolu içlerinde kuş uçmaz kervan geçmez, sonradan başlarına bela olabilme ihtimali olan kaleleri zapt ede ede Ağcaşar’a geldi. Orayı ‘temiz’ledikten sonra bir yılan sessizliği ve hain cenk oyunlarıyla ‘İgdemlik’ kalesine yaklaştı.
O zamanlar Ağcaşar’la, İgdemlik arası ve her yer balta girmemiş ormanlıktı. İki kale arasında çok seyrek olarak kumandanların kullandığı dört atla çekilen bir dingilli arabanın geçebileceği bir yoldan başka geçit yoktu.
Makadonya’lı kumandanı korkutan, bu kalenin yapısıydı. Esir olarak ele geçirdiği bir subay eşinden İgdemlik kalesinin iç yapısını öğrenmişti. Çünkü bu kadın uzun süre o kalede takımbaşı olan kocasıyla yaşamıştı. Bütün girdisini çıktısını, en ince ayrıntılarına kadar biliyordu ve Ptoleme’ye anlattı. Anlatmasına rağmen tecavuzdan ve boğazı kesilerek öldürülmekten paçayı kurtaramadı.
İgdemlik kalesinin içinde suyu vardı. Bu da zamanına göre büyük bir lükstü. İgdemlik’lilerin Qanıyakûr dedikleri Kuşak mazının altındaki pınar künklerle Kôrta Salmandan geçirilip kalaya getirilmişti. Kalenin etrafında o zamanın silahlarıyla kolay kolay aşılmayacak bir sur vardı. İçeride ise dışarıya açılışı olmayan yüzlerce oda.
Su var, yiyicek var. Eger savunmaya geçerlerse aylarca dayanırlar. Zaten satraplığın bölge idarehanelerinden biri uzakta değildi, hemen imdada yetişirlerdi… Şimdi adı Hasankahyalar olan yerde, Sandıklıda gömülü ’eski kral’ın gölgesinde ve gözetimindeydi. Elinin altında Albestan ovasına kadar bir günde silahlandırıp cenge koşturacak binlerce çiftçi ve çoban vardı.
Öyleyse… öyleyse Makadonyalının işi zordu. Bir hinlik… bir hinlik bulmalıydı.
İgdemlik kalesinin mazbutluğuna bir diyecek yoktu, ama zayıf bir noktası vardı. Askerlerin dışındaki halk Gedik’in İgdemlik tarafında, Külederesinin üst yanında atlarla birlikte yaşardı. Koyun sürüleri Kôrte Salman’da kışlardı. İşte bu sürülere, halkın barakalarına ve at ahırlarına eşkiya saldırıları eksik olmazdı.
İşte Ptoleme planını yaptı. At ahırlarının yanındaki barakalarda yaşayan erkek, kadın, çocuk, yaşlı, sakat halka Daşdöken tarafından saldırdı.
Yoldan değil de ormandan gelmiş olması onları nöbetçilerin görmelerinden ve tarif etmelerinden kurtarmıştı.
Kelle uçurmaya, boğaz kesmeye, karın deşmeye eğitimli ve alışık askerler kısa sürede işlerini gördüler ve bir kaç kadını mazgallardan kaledekiler duysunlar diye bağırttılar. İgdemlik kalesindeki nöbetçiler duydular, bazı ‘eşkiya kılıklıların’ Gedik’e doğru kaçtıklarından emin olup satrap kumandanına haber verdiler.
Kale kumandanı, düşüncesizce ve hazırlıksızca bütün askerlerini kaleden dışarıya çıkarıp Gedik’e doğru hücuma geçirdi.
Böylece Makadonyalının hain tuzağına tıpış tıpış düştüler.
İşte Ağcaşar’lıların İgdemlik Gediği, İgdemlik’lilerin de Ağcaşar Gediği dediği bu gedikte amansız bir çarpışma oldu, yüzlerce insan öldü. Bu insanların kemikleri zamanla peyderpey ortaya çıktı.
Kimi Ermeni kemikleri dedi, kimi idam uygulamalarının yapıldığı bir karakol yakıştırmasıyla, o kemiklerin idam edilenlere ait olduğunu söyledi. Hatta bu yakıştırmadan hareketle İgdemlik adının idamlık’tan geldiği bile idia edildi.
İşte Böke hepsini tek tek rüyasında gördü; bu bölgede Ermeni kırımı olmadı, ermeniler buraları terk edip gittiler ve bir kısmı Zeytun’da, Kısıklı’da öldürüldüler.
Bir de Ermeniler buralardan giderken Ermenistan’ı kurma hayal ve umudundaydılar. O idealle, bir karış toprağını bile satmadılar. Agcaşar’da da ne satış oldu, ne de alış.
Bu eski haymanın yıkık çitlerine dayanarak uyuklayıp gördüğü rüya,Böke’nin kafasını allak bullak etti. Uzak geçmişle yakın geçmiş karmakarışık oldu. Bırakalım da adam zihnini tazelesin, aklını başına derlesin, ondan sonra anlatacaklarını dinleyelim.