Skip to main content

Böke ‘Hayır’ Diyor

Böke ‘Hayır’ Diyor

oturanadam.jpg

Jandarmalar beni karakola getirdiklerinde “burada bekle” deyip arkalardan bir

yerlere sıvıştılar. Belliki çişleri gelmişti. Karakolun kaleminde ikisi sivil üçü de asker beş kişi laflaşıyorlardı.


Bileği bileğime kelepçeli jandarma garip biriydi. Adamın koca bir kafası, uzun bir boynu, kocaman bir gövdesi ve kısacık bacakları vardı. Adam yürürken kalçalarında ve belinden “gacurt gıcırt” sesleri geliyordu.


İşte o da benden kurtulmanın sevinciyle arkaya koşunca ben yazıhanenin önünde yapayalnız kaldım. İçlerinde pırpırlı olanı “bekle” der gibi bir  el işareti yaptı, ya da ben öyle anladım ve sırtımı ara kapıya dayayıp yol yorgunluğuyla beklemeye başladım.


Bizi ayıran yüksek ara bölmenin öbür tarafındaki beş kişi arasında ateşli bir tartışma vardı


- Helal olsun vallahi. Doğrasan gıkı çıkmıyacak adamın.


- He yahu, Başüstü’nden nasıl çıktı böylesi?


- Hayret arkadaş, Recep başefendi adamı gıdım gıdım doğradı, ağzından ‘hayır’ı alamadı. Eğildi “heç olmazsa kulağıma de” dedi, hıh ses seda yok. Haşat oldu, gözleri ‘hayır’ dedi. Başefendi kuduruktu vallaha.


Sivil olanlardan hep suskun kalanı; söze karıştı.


- Eyi mi oldu sanıyorsunuz, herifi kahraman edip çıktık. O gün de dedim, ellemeyin birisi de ‘hayır’ desin nasıl olsa bütün sonuçları bizim elimizden çıkıyor. Sonrada punduna getirip ciğeri beş para etmez Böke Yusup’u mıhlardık, ne sen gördün ne de ben duydum. Kötü olduki o kadar.


Öbür sivil cevap verdi.


- Başefendi netsinki? Emir yukarıdan, konseyden geldi. “Bölgeden tek hayır çıkmayacak, yoksa…” Yoksayi bilmez değilsin. Adam sabahaca kocaman başı iki elleri arasında düşündü durdu. En sonu termik komandanından yardım istedi.


- Eeee? Konseyde haber salmış “bu pisliğin üstünü örtün” diye. Duman, duman, duman bürümüş…


O pırpırlı olanı beni yeni görmüş gibi gözlerini bana dikti;


- Ulan sen?


- Beni komutana getir…


- Bugün komutanın kimseyi görecek… S.ktirol, git ulan, yarın gelirsin.


Ben hemen sıvıştım, oradan uzaklaştım. Onbaşı hatasını ne zaman anladı, anladı mı anlamadı mı bilemem, ama kafama bu Böke Yusup ve Başüstü köyü takıldı. Ben buralardanım ama bu Başüstünü bilemedi.


Netmeli? Varıp Hacemmiye sormalı, bilse bilse o bilir.


- Nere dedin, yegen.


- Başüstü.


- Yarpız’a mı bağlı?


- Heee. Yarpız’a. Ben de şüpheliyim.


- Dur sorayım yegen.


Alt tarafdaki  iki yeni yetmeyi çıkaramadım, ötekileri tanıyorum. Sırım emmi, Haydarın Kasım, Durduların Durmuş, Yırık, ve üst yanda cıgara tüttüren Böke. Karakolda dedikleri doğru, ezim ezim ezmişler garibanı. Ama havalı, kuyruğu tik duruyor, kasım kasım kasılsada hal mecal yok.


Erkeklerden biraz uzağa çömelmiş olan Haççece kulak mısafırı.


Tütün tabakaları el maharetiyle önüme kaydırıldı. Yırık cebinde cıkardığı bafrayı ağzıma tutuşturup beklemeden çakmağını çaktı.


- Yarpız’dan geliyon heralım emmoğlu?


- Heee. Yarpız’dan. Ne olacak, hep bildiğiniz gibi anayasa, karakol…


- O saat lafını balla kesiyom, siyasetten sözetmeyin, başımıza rahmet yerine bela yağıyor,


- Ula Kasım, karakolu biz mi kurduk? Ula ula anayasayı kim gözümüzün içine soktu? Ulaaa!!! Ne diyeceğini unuttu, agzı köpüklendi, degneğini arada, “bre avraaat” diye yekinir oldu. “Ben, beeeen” dedi Böke Yusup’u işaret etti.


Yırık, cemaatımıza yeni katılan Zabulot Ehmet, Kasım ve öteler arasında bir cenkamadır, hengamadır başladıki kimin ne dediği anlaşılmıyor.Çeneleşme o noktaya geldiki beni bunlar şimdi kamalarını çekerler korkusu aldı. Neyseki Nışanıt’lılar hep böyledirler, bilirim cankamaları bağırtılı çağırtılı olur ve tez söner.


Öyle de oldu. Birbirlerine ne kadar bağırsalar da Böke’ye hayranlıkla baktılar.


- Ula ben seni bilmemiii?


- Ula ula sen dêel misin sümsüklenen, İrey dediler vermedik miii? Daha ne verek hııı? Neyimiz kaldı vermedik? Siktirol dediler, sittir olduk. Daha dahaaa…


- Taksiratımız ne?


Böke bir ara öksürüp tıksırmaya, çırpınmaya başladı. O saat hır gür kesildi. Su içirdiler, geçti. tam o sıra çeşme tarafından kayırtıdır, patırdıdır koptu. Erkek zavurlamaları, kadın ilenmeleri ve çocuk çığlıkları… Kiyamet koptu. Çeşmebaşı kavgası, iyice yatışmadan Böke’nin ‘avradı’ koştu. “evimin direği, bayramın kayası Bökem, kalk kalk… konşular, konşular duyun başıma geleniii…” Bökeyi kucaklıyor, görünmez bir tehlikeye karşı koruyor, geri bırakıyor oradakilerin yakalarına yapışıyor, ağıt yakıyor. Bir hengamaki dostlar başına.


Allah razı olsun, Böke dikeldi “Höst, höst diyom ulan dalaksızın kızı. Beni ırahat bırah diyom, yoksa…


Kadının ilenmesi, bağırıp çağırması Böke’ye döndü. “Gözün çıka heriiif, ocağın sönmeye heriiif !!!”


Sırım emmi iki cıgara sardı, ikisini birlikte ağzına koydu beş dakka kadar çakmağının fitiliyle uğraştı, yakana kadar cıgaralar ağzında iyice ıslandı. Yakınca ikisinden de iyi bir fırt çekti ondan sonra birini bana uzattı.


- Emmioğlu sen bakma bunların böyle bağırıp çağırmalarına. N’etsinler evlerinde bir sıçanın kuyruğuna bulaşacak un yok. Tomusun tarlada tapanda biraz işleri oluyor. Termiğe gettiler kapıdan içeri koymadılar. Elde yok avuçta yok.


Nefeslendi, cıgarayı üst üste bir kaç defa çekti, sönmüş. Kulağının arkasına özenle yerleştirdi, çeşme tarafında kopan cayırtıya kulak kabarttı. O tarafta bağırıp çağıran çocuk, kadın seslerine bir kaç erkek zavurlaması da karışınca kavganin uzadığını anladık.


Sırımemmi bana dönüp ‘boşver’ gibilerden göz kırptı, kaldığı yerden başladı;


- Böke’yi sorduydun ya, çenesiyle Böke’yi işaret edip devam etti, irey gününden evveli askeriye geldi, enikten cücüğe hepicimizi harman yerine dizdiler. Başefendi “içinizden tek biri şaşırır, maşırır da hayır derse alayınızı şoradaki armudun dallarında sallandırırım. Habarınız ola” deyi zavurla.


Sırım emmi konuşmaya başlayınca, hır gür durdu, hepsi  gözle kaş arasında yaklaşıp kulak kabarttılar. Onların arasında Zabulot Ehmet lafa maydanoz oldu.


- Bre emmi eesik annadıyon. Önce hışımızı çıkarmadılar mı? O gün tutar yanımız kalmadıydıda…


- Ula Zabulot, birazıcık sırasını unuttumsa zort çıkman mı ilazım?. Deyiciiidim.


- Ben eskerde bellediğim gibi iki adım öne çıkıp hazırolda “başevendi komandarım biz köycek  firesiz evet deeciiz.” dedim. O da buna çok memnun oldu. “Şincik işim var elliki pare köyü dolaşmam ilazım” deyi çekti, getti. İşte bu Böke o saat “hepinize ilan ediyom, ben hayır deyicim” Aman, yaman hıhhh, herif inat.


“Vazgeç bu hayırcılık sevdalarından, yoksa bu başevendi alayımızın derisini yüzer valalha.” dedikse de Böke’ye anlatamadık.


Nasıl olsa bu öfke, bu, bu, bu, bilmem ney geçer ve bizim Böke Yusup da bütün köylülerimiz gibi kaderine razı olur ve de ‘eveti’ basar deyi bekledik, ciddiye almadık. Velakin bu Böke bize başka bir yol yordam gösterdi. Hayır deme, direnme.


Eyi mi etti, onu bilemem. Ama kendini de köyümüzü de malamat etti.


işte o an hiç dinlemiyormuş görünen Böke Yusup yeniden dikeldi.


- Sırım, Sırım… emmioğlu sen diyon?


Sırım sevecen, Sırım gülümseyerek baktı Böke’ye. Bakışlarıyla okşadı, gözlerini yumdu, sevgiyle Böke’yi yudu, yıkadı. Belliki ona belli etmeden büyük değer veriyordu.


- Ula bu, bu var ya daha kuyruğunu tik tutar tutmasına da bilmez bizim yüreğimiz nasıl titredi, nasıl eridi… Nemlenen gözlerini sildi.


Baktım Haççece ellerini hızlı hızlı peştemalına siliyor ve göz yaşlarını yutmaya çalışıyor.



- Kalk emmioglu, kalk da eve gidek. Anan nasıl, çook ekmeğini yedim.


Kalktık. Zabulot Ehmet, biraz zorlanarak Böke, Yanyan, Kasım, Yırrık hepimiz ayaktaydık. Herhalde Nışanıt’lıların cami duvarı muhabeti yani cankaması bitmişti.


Tam o sırada itler ürümeye, çocuklar “geliyoooor hovvvv” diye bağırmaya başladılar. Ben bişey anlamadım ama Nışanıt’lılar anladılar. Jandarma geliyordu. Sırım bana döndü;


- Emmioğlu… sen şoralara doğru uzaklaş. Bunların ne edeceği belli olmaz. Akşam eve gel haaa. haççace sana da palaz atar


Askeriyenin jipi köye girmeden ben Şekirlere doğru bağların arasından savuştum. Nışanıt’lıların yüzünde endişe, korku… evlerine girdiler.


Mehmet SAYGILI