Skip to main content

Böke Öfkeli-2

Böke Öfkeli-2

Mehmet Saygılı
Yolcu çömelmiş otururken Böke’nin boyuna bosuna dikkat etmemişti. Onu ayakta görünce hayal kırıklığına uğradı. Küçücük bir adamdı. Kasketini çıkar geriye bir karışlık bir ihtiyarcık.

Bu kısacık Nışanıt’lı Böke; öfkeyle, hiddetle hatta hışımla yolcuya döndü.

“Kime uyuz keçi dedin? Kim kaşınıyor?”

Yolcu, bu dünya tatlısı ihtiyarcığı kırdığına üzüldü.

“O sözüm kimseye değil. Sadece bir mantığa, bir anlayışa söyledim.” Biraz durdu, başını eğdi ve “bir dünya görüşüne uyuz keçi, bu dünya görüşüne göre hareket edenlere de kaşınanlar dedim ”dedi!

“Anlamadım ya, neyse.” Böke yumuşamış, yeniden tatlı bir ihtiyarcık olmuştu.

“Bak yolcu, sen yanımda kal, sana deyeceklerim var” Şapkasını çıkardı, iki-üç defa dizine çırptı ve uzun uzun içine baktı. Öteki eline alıp birkaç tel saç kalmış kafasını kaşıdı, şapkayı özenle başına yerleştirdi.

Ben sabırla bekliyorum. Yapacak başka işim de yok ya.

“Bak yolcu, ben sokranmayı  ve sokrananı sevmem. Diyeceğini apaçık dile getir.”

“dünya izanı mı ne dedin ya, aslında sezdim; sen de bugünkü gidişatı begenmiyon. Bak sana diyeyim; görüş mörüş yok ”

Diz üstü dikeldi, ellerini ceplerine soktu, aradı aradı, aradığını bulamamanın huzursuzluğuyla bana ters ters baktı. Acaba?

“Zamane ‘uyuz’larında görüş ne gezer? Görüş dediğin bir yol, bir iz, bir izandır. Bunlarda onların hiçbiri yok. Cızırdayan kağnıya biner, düdüğü ötenin hızasına hazırola geçerler, işte onların insanlığı... ”