Skip to main content

Âşık Ahmet DÜMRÜL

Âşık Ahmet DÜMRÜL

 


Bir Oldu Bu gün


Kulağıma çarpar kötü bir şaka

İşlev ile nazım bir oldu bu gün

İnadıma canım yürümez hakka
Sazım ile sözüm bir oldu bu gün

 

Yollara düştüler izime doğru
Kurşun siğirttiler yüzüme doğru
Toprağı serptiler gözüme doğru
Dumanımla közüm bir oldu bu gün

 

Şu koca dünyayı ada saydılar
Kimin geçmişini yada saydılar
Ayıp ne var ise moda saydılar
İpliğimle bezim bir oldu bu gün

 

Cansıza tapamam canlı ezemem
Ben insanım bir insanı üzemem

Dümrül böyle boynu bükük gezemem

Gecemle gündüzüm bir oldu bu gün 


Âşık Ahmet DÜMRÜL
 
1948 yılında Pazarcık’ın Küçük Üngüt köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu.

Şiire ve halk edebiyatına duyduğu ilgiyle yaklaşık 13 yaşlarında şiir yazmaya başladı. Özellikle eline geçen Nesimi, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin, Köroğlu, Karac’oğlan, Hallacı Mansur, Yunus gibi ozanlara ait kitapları okuyarak kendini geliştirdi.

Askere gidinceye dek köyünde yaşayan Dümrül, askerlik dönüşü önce Antep’te, daha sonra İskenderun’da çalıştı.

1972’in ilk aylarında Almanya’ya gitti. Sonraki yıllarda hem Türkiye’ye hem yaşadığı yerlere ilişkin düşüncelerini dile getirdi. Birçok şair ve aşıkla tanışıp dostluk kurdu. Yaşadığı bölgedeki şairlerle birlikte içinde bulunda çalışma grubu ve kitapları aracılığıyla değişik toplantı ve şiir meclislerine katıldı.

Ahmet Dümrül’ün şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yayınlandı, değişik sanatçılar tarafından bestelenerek seslendirildi.

Şiirlerinin bir bölümünü »Ben Türkümü Söylerim«, (1999), »Dilimdeki Türkü«, (2000) »Ateşi Yüreğimdeki Türkü«, (2001), »Ayrılık Derin Yazılır«, (2002), »Ateşim Ol«, (2003) ve »Güzel İnsan«, (2007) adlı kitaplarda topladı.


Pazarcık: Milyanlı Köyün Kuruluşu
 
Eski adıyla Milyanlı Üngüt Köyü,yeni adıyla Küçük Üngüt Köyü. Efseneye göre köyün geçmişte ki kurucuları üç kardeştir. Dado,Sımo,ve Huso. Rivayet buya bu isimlereden esinlenerek,üç kardeşin ismi ile anılan üç kabiledir. Dadıki,Husıki. Sımali olarak bilinir. Milyanlı Köyü Sinemili Aşretine mensup bir köy.

Sinemili Aşireti konar göçer bir aşiretti. Alevi ve Kürt olmasında dolayı, devamlı dağlara sığınmak zorunda kalırlardı. Bilinen mecburi iskan kanunu 1691 yılında yürürlüğe konulur. 1700lerde bir kısın aşretler Suriye çöllerine yerleştirilir.

1691 ile 1860'lara kadar bir çalkalama dönemi yaşanır. Milyanlı Üngüt Köyü daha yerleşik düzene geçmeden önce kışın Narlı- Pazarcık-Antep yörelerine ilkbaharda ise Engizek,Koç Dağı Binboğa ve Nurhak yaylalarına giderlermiş. Yine bir yıl yaylaya giderlerken şimdi ki adıyla Soku Milyanlı ile Zomponlar arasında uzun ve düz bir tepe var o mevkiye tapır diyorlar.(Türkçesi uzun geliş)Bu mevkiye geldiklerinde uzakta bir karaltı görülüyor.

Kafilenin ileri geleni,yanındakilere diyor,gidin bakın mal ise sizin olsun can ise benim diyor. Yaklaştığında bakıyorlar ki kundağa sarılmış bir oğlan çocuğu. Kafile başı bu çocuğa bulduğu yerin isminde esinlenerk adını Tapan vurur. Kafile başı bu çocuğu evlat eder. Bu çocuğu evlat edinen kişinin ismi tam olarak bilinmiyor. Çocuk ondört onbeş yaşlarına gelince yaylada çocuklarla oynarken,bir çocukla kavğa eder kavğa ederken arkadaşı Tapana piç der bu hakaret Tapanın zoruna gider. Bu yolda baba dediği adamın babası anam dediği kadının anası olmadığını öğrenir. Yaylada kaçar Aşretin konaklama yeri olan Üngüt suyun gözüde derme çatma bir barınak yapar yalınız başına yerleşir. Aşret yaylada inerken Tapanı bulurlar beraber götürürler. Bir kaç kez daha kayıp olur her defasında gelip orda bulurlar götürürler. Ama her canı sıkıldığında aynısı tekrarlanır.Sonunda Tapan suyun etrafında ki ormanı temizleyip orya yerleşeceğine kararlı olduğunu söyler. Zamanla göçebe hayatı sona erer ve Milyanlıların böyük bir bölümü buraya yerleşir bir kısmı Uzun gelişe bir kısmıda sokuda kalır,böylece üçe bölünmüş bir milyanlı doğar.

Önemli şahsiyetler Milli İbrahim Paşa,Temıre Milli, Tapo Ağa gibi bazı isimler bu güne kadar isimleri dilden dile bu güne kadar anılmıştır. Başta Dersim olmak üzere Alevilerin olduğu bir çok yerde Milli veya Mılan isimlerine günümüzde rastlana biliniyor. Osmanlı İmparatorluğu eyaletlere bölmüştü Milyanlılar Halep aşretine bağlıydılar. Kanıt olarak biz eski tarla tapularını verebiliriz ,Pazarck.Anrepe bağlıydı babalarınızın nüfüs cüzdanlarında yazılıdır. Bizim köyde Halep,Antep,Pazarcık,Cerit hata Elbistanıda saya biliriz. Bu arada yazın kışın hep göçeber hayatı yaşarlarmış. İklim şartları neyi gerektiriyorsa onu yaparlarmış ona göre hazırlanırlarmış. Örneği Narlı ovasında bir zamanlar kaldıkları kesin.Ağcakoyunlu ile Cimikanlı köylerin yakınında iki yerin ismi milyanlı yeri deniliyor.(vari Mılan)Yine Pazarcığın Bağdin köyün yeri Milyanlıların konak yeri denilir.

Ayrıca yayla dedikleri Engizek Dağı,Koç Dağı gibi bir çok yerde Milyanlı ismi geçer Elimizde belgelere dayalı bir kayıt bulunmamaktadır. Malesef sistem kendimizi ifade etmeye müsade etmemiş. Tarih boyunca bizi baskıyla, zulümle,inkarcılıkla,dayatmayla idare etmeye çalışmışlar.

Bizim köy yakın zamana kadar çok az yabancı barındıran bir köydü.Bu bebek olayı dışında bir kaç yabancı aile var gerisi aynı soyda gelmiş söylentilere göre, yani muhafazakar bir toplum.Köy halkın birbirine karşı olan sevgisi sayğısı bunca yokluklara, yoksuluklara ,düzenlerin acımasız baskılara karşı birlik ve beraberliğini bozmamış bu güne kadar dayana bilmiş duyğusalda olsa bir dayanışma içinde birlik ve beraberliğini sürdürmüş. Tabi birazda Alevi inancına borçluyuz,yetmişlerden sonra zayıflandı ise yinede fazla zarar vermiş sayılmaz.

Göçeber bir yaşam sürdüklerinden dolayı Anadolunun bir çok köyleri gibi fazlaca övünecek bir kültür mirası bırakmamışlar. Tabi sebeplerinde biride savaşlar ,sürgünler ve katliyamlardır. Çünkü Atalarımız hep doğayla savaşmak zorunda kalmışlar,can derdinden başka bir şeyi düşünecek zamanları olmamış. Tahminen 1830ile 1860 yılların arasında yerleşik hayata geçmişler. 1915'lerde Ermeni katliyamı başlıyor tam olarak bir tarih veremiyeceğim babamın teyzesi(Basa İsike)120 yaştan fazla yaşadı bu katlıyamın en iyi tanıklarında idi. Onun deyimi ile bir gün Engizekte yaylada köye gelirken Aksuyun gözünde Alaçığ denilen (kayne hurukan)mevkide. Elbistan tarafında bir ermeni kafilesini askerler getirmiş sayıları 200yüzle 500arası burada mola vereceğiz diye bırakıyorlar. Askerler çekilip gidiyor.Dört tarafında eşkiyalar ateş ederek Ermenileri öldürüyorlar.

Geriden bırakılan kap kacak ne varsa talan ediliyor. Ermenilerden kalan mutfak bakır kapların bir kısmı halen bizim köyde bazı evlerde var. Rivayete göre onsekiz yirmi yaşlarında çok güzel bir kızı öldürmüyorlar, Tapo Ağaya getiriyorlar. Kız Tapo Ağaya diyor bütün sevdiklerimi öldürdünüz artık benim için yaşamın bir anlamı yok diyerek intar ediyor.

O katliyam yıllarında bizim köyede Minoz Ailesi adında bir aileyi sakılyorlar. Aslında bu aile bizim köyde yaşarmış. Minoz değirmen çalıştırırmiş,tarla sürer eker biçermiş,ceviz yetiştirir,managozluk duvarcılık yaparmiş,boş zamanı olunca komşularına yardım edermiş ne iş olursa olsun. Köylüler tarafında çok sevilen bir aile oldukları için köyden gitmelerini kimse istemezmiş. Görgü tanıkların verdiği tarihi tam hatırlayamiyorum. Taminen 1938lerde kim şikayet etiyse bilinmiyor. Bir gün Hellete tarafında on bir kişilik bir infaz timi geliyor. Minoz ailesini bir akşam üstü topluyorlar köyün batısına düşen dereye götürüyorlar. Koyun keser gibi boğazını kesip aileyi yok ediyorlar.Aile beş kişilik bir aile. O sırada ailenin tek oğlu on beş yaşlarında, komşuya tuz almaya gitmiş, eve gelişinde evde kimseyi bulamayınca.

Komşulara soruyor komşular diyor ananı babanı kardeşlerini kesmeye götürdüler sakın gitme biz seni saklıyalım diyorlar. Çocuk elindekileri olduğu gibi yere döküyor. Kendisi gidiyor teslim oluyor tabi onuda kesiyorlar. Bu gün o derenin adı MİNOZ deresi mezarlarıda tepenin başında. Bizim köy anlıyacağniz yerleşik yaşamı Minoz ailesinden öğrenmiş. Milyanlıda 1950lere kadar Türkçe bilen yoktu daha eveli bilenler. Askerde seferbirlikte öğrenmişler.

Türkler 1071lerde Anadoluya gelmişler. Bu bölgede daha önceden yerleşik medeniyetlerin izi var.Örneği köyün üst tarafı Dımdımık dedikleri iki odalı taşta oymalı bir ev var. Burası keski çekiçle oyulmuş bir mağara tipi ev. Öte yanda Üngüt deresinde köye doğru baktığında Üngüt Köyün alt kısmında ejdarha gibi boylu boyunca uzanan bir kaya var. Kayanın doğu kısmında yerden yukarıya doğru 30 -40metre tırmanırsanız muhazam kapılı tek odalı ikinci bir eve rastlarsınız,evin içi yine keski çekiçle oyulmuş içerde yatak yeri av mazemsini asacak taşta oyulmuş çengeli görürsünüz. Evin kapısının genişliği bir metreye yakın yüksekliği yüz eli yüz altmış santim boyunda bir sanat şaheseri.(Kıneh Pale)Ayrıca Ak pınar denilen pınar, çekilcek dağın ortalarında çıkan suyu buz gibi olan bir pınar. Çocukluk yıllarımda köylü evlerini badana etmek için gider oradan beyaz toprak getirirdi. Orası bir kireç ocağdır. Bu denli beyaz toprağa dünyada ender rastlanır. Köyün batısında mermer yatağı bulundu iki bin üçte mermerin çıkarılması çok zor olduğunda kısa bir aradan sonra vaz geçtiler. Eskiden Üngüt Suyun gözü ziyareti ama şimdi unutulmuş gibi.

Köyün alt yapısı

Köye ilk okul 1950de yapıldı

2.ci defa 1974de inşah edildi

Akpınar suyu köye 1959da getirildi

Eletirik 1983de çekildi

Telefon 1996da geldi

Pazarcıta 1991de alıp Cerite bağladılar

Komşuları

Doğuda: (Kulyanlı)Bayırlı Güney doğuda: Çerkezler

Güneyide :Sakarkaya(adı gibi sakar) Batıda :Bölük damları

Kuzey batıda: Oruçpınarı Kuzeyde:Cerit

Ahmet Dümrül
Sututtgart
18.08.2010

*yazının bir kısmı tawdilo.com sitesinde alınmıştır