Skip to main content

Alevi Kürtler'in Kimliği Üzerine Tartışma.II

Alevi Kürtler'in Kimliği Üzerine Tartışma.

II

Martin Van Bruinessen

Sözde Bektasi asiretler, daha sonra Alevi Kürtler'le karsilasacagimiz bölgelerde bulunurlar. Ancak bunlar, simdiki Alevi Kürtler'in olusumunda yer alan sayisiz Kürt asiret unsurlarindan yalnizca biri olmalidirlar. Osmanli kaynaklarinda bazi temel Dersimli asiretler adlariyla yer alir. Örnegin Türkay, Lolan, Dirsimli ve (19. yüzyilda Dersimli asiretlere atifta bulunmak için kollektif olarak kullanildigini gördügümüz) Dujik/Dusik asiretlerine dair sayisiz vakiadan söz eder ve hepsini Ekrâd taifesinden olarak siniflandirir; yalnizca tek bir büyük Dersim asiretinin, Balaban'in, Türk oldugu, Yörükan taifesinden oldugu söylenir -Balaban asiretinin Zazaca konusmasina ragmen, bugünkü komsularinin kabul eder göründükleri bir ad.  

Türkmen asiretlerin heterodoks fikirlere karsi giderilmesi olanaksiz bir egilimi varken, Kürt asiretlerin, en azindan Osmanli Imparatorlugu'na dahil olduklari dönemde (kabaca 1515), sadik Sünniler oldugu fikri genellikle muhakkak addedilir. Kürtler'in mutaassip Sünniler olduklari fikrini önde gelen Kürt aileleri ile Sultan Selim ve haleflerinin arasindaki ittifaki bozan diplomat Idris Bitlisi ortaya atmis olabilir. Idris ve ogullari Ebü'l-Fazl, Sa´dettin, Hüseyin ve Müneccimbasi gibi onun izindeki diger Osmanli tarihçilerinin yanisira egemen Kürt ailelerinin tarihçisi Seref Han Bitlisi, Kürtler'in Safaviler'e karsi Osmanlilar'i tercih etmesinin nedenini onlarin dinsel inançlarina baglar.22 Sünni ortodokslugun açiklanmasi Sultan'a sadakatin asikar bir taahhütüydü; bu yüzden, Kürt tarihçilerin Kürtler'in ortodoks oldugu konusundaki israri, kendilerinin ne oldugunu bildikleri seyden çok, Sultan'in inanmasini diledikleri seyi yansitiyor olabilir. Hayatinin hatiri sayilir bir bölümünü Safaviler'in hizmetinde harcayan Seref Han bile, -(Osmanlilar'a açikça bir siyasal bir tehdit teskil etmeyen) sayisiz Yezidi'den söz etmekte tereddüt göstermemesine ragmen- Kürtler'in (Sii) heterodoksisinden nefret ettigini vurgulamistir.  

Ileride Yezidiler'e dair birkaç sey söyleyecegim, ama önce Kürtler arasinda asiri Sii fikirlerin varligina dair bir iki yorum yapmak isterim. Aslinda bunlarin, sözü geçen Kürt yazarlarin kabul eder göründüklerinden çok daha yaygin olduguna dair belirtiler vardir. Hem Seref Han'in, hem de Idris'in memleketi olan Bitlis, kendi payina düstügü oranda ortodoks olmayan düsünür yetistirmistir. 1450 civarinda Giyathuddin al-Astarabadi'ce yazilan Hurifi metni Istivaname, serî yükümlülüklerin halihazirda cennete yasandiklarindan dolayi gerçek müminleri baglamadigini iddia  
eden sapkin bir ögretinin kaynagi olarak Dervis Haci `Isa Bidlisi'den söz eder.23 Simav kadisinin oglu Seyh Beddreddin'in fikriyati üzerindeki etkilerin izi de ayni bölgeye dogru sürülebilir: Bedreddin'in asil mistik hocasi, Bitlis yakinindaki bir bölgeden gezgin bir alim olan Hüseyin Ahlati'dir.24  

Bugünkü Yezidi önderlerinin bazilarinin dinlerini asiri Ali karsiti bir mezhep olarak sunmalari (hatta emirlerinin ailesine mensup bir kisinin adi Mu`aviye'dir), Alevi Kürtler'in ve Güney Kürdistan'daki Ehl-i Hak /Kaka'i'lerin fikir ve fiiliyatlarindaki yakin benzerlikleri görmemize engel olmamalidir. Bugün soylari tükenmis olan Semsîler'in muhtemelen ziyadesiyle benzer bir \dördüncü dine sahip olduklarina yukarida deginilmisti.25 Her dinsel grup arasindaki iliski, su ana kadar varsayilandan daha içten olabilir. Bu yüzyilin ilk yillarinda Anadolu'yu dolasarak  
kafataslarini inceleyen Alman antropolog Felix von Luschan, Aleviler'in ve Yezidiler'in, en azindan bazi komsularinca, bir ve ayni mezhepten olarak algilandigini farkeder: Bati Kürdistan'da bazi yerlerde aynen Kizilbaslar'a benzeyen insanlara Yezidi deniyor ve bunlar Kizilbaslikla hiçbir ilgileri olmadigini iddia ediyorlar; diger yerlerde, Kahta'da Böilam Nehri'nde* ve yine Diyarbakir yakinlarinda bana söylenenlere göre, Yezidi ve Kizilbas ayni seyi tanimlamak için kullanilan, biri Arapça digeri Türkçe iki ayri kelime. Bunun dogru olup olmadigini bilmiyorum; ancak, tahkik edebildigim kadariyla her iki grubun da itikat ve toplumsal durumlari tamamen benzer. (von Luschan 1911: 231) (Erzincan'in dogusunda) Tercan'da bir köyde söylestigim yasli bir Alevi Zaza, Yezidiler'le herhangi bir iliskiyi reddetmekle birlikte, Melek Ta'us'un adini ve beni o zaman etkileyen Yezidi menseli efsaneleri bilir görünüyordu. Luschan'in Yezidiler'in "tamamen Kizilbaslar gibi" olduguna dair gözlemi, onlarin üzerindeki kafataslari incelemelerine dayanir. Anadolu'nun tüm sekter Sii gruplarinin -Likya'nin Tahtaci ve Bektaslari'nin, Iç Anadolu'nun Kizilbaslari'nin (ve onlari çok andiranYezidiler'in) oldugu kadar, Ansariye'nin (örnegin Nusayri'nin)- kafataslarina ait indekslerin birbirlerine çok benzer olduklarini bulmus ve komsulari olan Arap ve Kürt gruplarla aralarindaki farki göstermek için karsilastirmistir. Kafataslarini inceledigi tüm mezhepler kisakafalidir (brachycephalic) ve tüm Sünni komsulari da uzunkafali (dolichocephalic). Von Luschan, sözlerini ilk anilanlarin "dinlerini korumus ve bu yüzden yabancilarla dis evlilikten sakinmis, böylece eski karakteristik özelliklerini korumus olan eski homojen bir nüfusun arda kalanlarini" temsil ettigini söyleyerek bitirir. (von Luschan 1911: 232)  

Benligin yer degistiren hayalleri  

Alevi Kürt asiretlerin bazi yerel tarihçileri, özellikle Firat, Risvanoglu ve Kocadag, kendilerini en azindan kismen sözel gelenege dayandirmaya çalisarak, asiretlerinin Türk kökenlerini siddetle vurgulamislardir. Eserleri faydali bilgi kirintilari içerir; ancak, bu asiretlerin resmi Kemalist tarih görüsü uyarinca Türklüklerini 'kanitlama'ya yönelik siyasal saikli arzulari nedeniyle asiri ihtiyatla kullanilmalidirlar. Öte yandan Dersimi gibi diger yerel tarihçiler Kürtlüklerini  
vurgulamislardir ve yakin zamanlarda Dersim kökenli insanlar arasinda Kürtlükten farkli bir unsur olarak Zazaliga vurgu yapan bir fikir ekolü vardir (Pamukçu, Selcan, Dedekurban).  

Cumhuriyet döneminden önce bu asiretleri Kürt ya da Kizilbas'tan baska bir sekilde adlandiran herhangi bir kaynaga rastlamadim.26 Erzurum'daki Rus konsolosu Jaba'nin kullandigi 19. yüzyil ortalarina ait bir Kürt kaynagi, onlari (merkezî Dersim'de bir dagin adi ve Dersim'in daglik bölgesinin tümüne verilen bir ad olan Dujik Baba'dan sonra) Dujik Kürtler olarak adlandirir ve sunu ekler: "Türkler onlari Dujik Kürtler ya da basit Kürtler (Ekrad) olarak adlandirirlarken, gerçek Kürtler de onlara Kizilbas derler."27 Dersim'i 1866'da ziyaret eden Diyarbakir'daki Britanya konsolosu Taylor, münhasiran Kizilbaslar'dan (ama özellikle alt gruplar olarak Seyhhasanli ve Dersimliler'den); bölgeye 1879'da giden Avusturyali görevli Butyka, Dersim Kürtleri'nden ve daha dar anlamiyla "Seyit Hasanli Kizilbas Kürtleri"nden söz eder.  

Bununla birlikte, bu asiretlerden en azindan bazilarinin yabanci kökenleri oldugunu ima eder görünen sözel gelenekler vardir. Taylor'a (1868: 318) halihazirda Seyhhasan asiretinin aslen Horasan'dan oldugu ve Dersim'e yakin zamanda Malatya yakinindaki Alacadag bölgesinden geldigi söylenmistir. (Taylor'a göre Dersimliler "aslen pagan bir Ermeni neslin" ardillaridirlar.) Kürt milliyetçisi Nuri Dersimi de çok daha yaygin oldugunu gördügü bu gelenege -zerre süphe duymadan- isaret eder. Yalnizca Seyhhasan degil ama bazi baska Dersim asiretleri (Izoli, Hormek ve Sadi) de, temel seyit soylari Kureysli ve Bamasoran gibi yüzyillarca önce Horasan'dan gelmis olduklarini iddia ederler (1952: 24-25). Dersimi bu Horasan kökenini, çogu Kürdün Kürt olduguna inandigi  
popüler Alevi kahramani Horasanli Ebu Müslim ve ikincil olarak Haci Bektas ile ilintilendirir. Bu, süphesiz, söz konusu gelenegin bu kadar popüler olmasinin ve seyitlerden onlarin 'müritleri' olan asiretlere yayilmasinin bir nedenidir: Horasan Aleviler'in anayurdu olarak bilinir. Dersimi bunun yanisira, bu asiretlerin bölgeye vardiklarinda halen Zazaca konustuklarini, hatta kendi zamaninda bile sözde seyitlerin Türkçe konusamadiklarini vurgular. Bu az bir ihtimalle, bu asiretlerin Türk oldugunu iddia ederek teyit için Horasan baglantisini gösteren resmi Türk tarih tezine üstü kapali bir tepkidir. (Cumhuriyet döneminden önce insanlarin Horasanlilar'i Türk kökenli saymadiklari  
görülmektedir.)  

1930'larda, birkaç asiretin kendilerini Mogol isgalinden önce Dogu Anadolu'ya gelen askerî bir maceraci olan Celaleddin Harzemsah'in askerlerinin ardillari saydiklari söylenir.28 1930'larin basina ait bir Türk istihbarat raporu, Pülümür bölgesindeki yasli erkeklerin hala Celaleddin Harzemsah'a dair efsaneleri hatirladiklarini, Dujik Baba Dagi'nin onun mezari olarak sayildigini ve bu yüzden ayni zamanda Sultan Baba olarak da bilindigini kaydeder.29 Bunun yasayan bir efsane mi; yoksa yakin zamanda, Horasan temasina tarihsel olarak mümkün Türk soylari ile aslinda olmayan seyler ilave eden amatör bir tarihçi tarafindan icat edilen bir sey mi oldugu benim açimdan sarih degildir.30  

Her ikisinde de Sünni Müslüman dayanismasina kuvvetli bir münacaatin yapildigi Birinci Dünya Savasi ve Türkiye'nin Bagimsizlik Savasi, bir bütün olarak Dersim toplumu üzerinde bir etki yaratmamistir. Ruslar'a ve Ermeniler'e karsi mücadelede güçlerini Dersimliler'le ikmal etmek isteyen ve Dersimli Aleviler'in Bektasi köylüler gibi olduguna inanan Jön Türkler, Dersimliler'i savasa tesvik etmesi için Bektasi Çelebi Celaleddin Efendi'nin yardimina müracaat ederler. Çelebiye eslik eden Nuri Dersimi'ye göre, bu çabalar, merkez Bektasi tekkesinin Dersim'de çok az bir etkiye sahip oldugunu kanitlayacak sekilde neredeyse tamamen basarisiz olmustur (1952:  
94-103). Firat (1970) kendi asireti olan Hormek'in, aktif olarak yer aldigini öne sürer; ancak, kitabinin savunma mahiyetinde olan niteligi bundan bir miktar süphe duyulmasini hakli kilar.  

Bagimsizlik Savasi'na da olsa olsa isteksiz bir katilim vardir. Baki Öz'ün Dogu Anadolu Alevileri'nin bu erken dönemde Mustafa Kemal'i Ali'nin ve Haci Bektas'in don degistirmesi olarak kabul ettiklerine dair iddiasi (1990: 29) muhtemelen bir tarih hatasidir ve daha sonraki bir döneme atifta bulunur. Bölgenin ilk cumhuriyet valilerinden biri olan ve kitabini savastan sadece on yil sonra yazan Ali Kemali, daha güvenilir bir kaynaktir ve o sadece Ankara hükümetine karsi bölücü Kürt isyanlarindan söz eder. Mustafa Kemal'in kimi önemli asiret reislerini atamaya ve milletvekili yapmaya çalistigi dogrudur. Ancak Kemalist hareket (Sünni) Müslüman bir hareket  
olarak göründügü müddetçe, Dersim'de çok fazla sevk yaratmamis; yeni bir hükümet olmasi, siradan Dersimli Alevi için onu sadece daha az çekici kilmistir.  

Kürt milliyetçiligi bu dönemde Dersim ve Sivas halklari arasinda belirgin bir takipçi kitlesi bulmustur. Yeni dogan Türkiye'de kesinlikle milliyetçi Kürt kimligi olan ilk ayaklanma, Dersim'den de bir miktar yanki bularak, Koçgiriler arasinda zuhur etmistir.31 Kürdistan Te`ali Cemiyeti'ni örgütleyenlerden biri olan Nuri Dersimi, Sivas'ta sadece Kurmanci ya da Zazaca konusan Aleviler'in degil; ama ayni zamanda -Türk olarak görülen yeni Ankara hükümetine açikça muhalefet eden- Alevi Türkler'in de Kürt milliyetçi birligine katildigini ve kendilerini Kürt olarak adlandirmaya basladiklarini nakleder (Dersimi 1952: 64-65). Bunun bir Kürt isyani oldugu, (Kürt'e Kürt diyen  
son Türk yazarlardan biri olan) Ali Kemali tarafindan da kabul görür. Ama, Dersimi'nin Alevi Türkler'e dair gözlemleri ve isyanin Sünni Kürtler arasinda destek bulmamasi göz önünde bulunduruldugunda, bu bir Kürt isyani oldugu kadar açikça bir Alevi isyanidir da. En karizmatik önder olan Alisêr, yukarida söylendigi gibi, ayni zamanda yöneliminin laik Kürt milliyetçisi degil, Alevi ve Kürt oldugunu gösterir bir sekilde, Türkçe yerine Kurmanci dilinde nefes derlemeye baslar.  

Uzun bir çatisma tarihine sahip olduklari Sünni Zazalar ve Kurmanci konusanlarla çevrilmis olan daha doguda (Bingöl, Mus, Varto) yasayan Alevi Kürtler, kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler. Geleneksel düsmanlari, hem milliyetçi hem Sünni Kürt nitelikli Seyh Sait isyaninda yer aldiklari zaman, bu asiretler, özellikle Hormek ve Lolan, Kürtler'e karsi çikarak Kemalist hükümetle kaderlerini birlestirdiler (Firat 1970[1945]). Bu asiretlerin egemen seçkinlerinin bir kismi, en azindan 1930'lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanimladilar; bunun sadece Kürtler'in yoklugunu iddia eden resmi görüse bir cevap mi oldugu, yoksa eski bir kökene mi dayandigi henüz bilinememektedir. (Bununla birlikte, Osmanli kaynaklarinda bu asiretler Kürt  
olarak anilirlar.)  

Resmi tarih Alevi Kürtler'i tanımlıyor  

Kemalizm'in Kürtler hakkindaki görüsü, her zaman içsel çeliskilerle dolu olmustur. Bir yandan resmi görüs onlarin Türk olduklarini iddia ederken; öte yandan, Türk olmadiklari için onlara hiçbir zaman güvenilmemis ve onlari asimile ederek Türk olmayan özelliklerini kaybettirmek için kasti girisimlerde bulunulmustur. Alevi Kürtler'e karsi tutum çok daha paradoksal ve tutarsiz olmustur. Alevi olduklarindan ötürü, bir yandan Islam'in gerçek bir Türk versiyonuna bagli olduklari için ve Kemalistler'in laiklesme programinin dogal müttefikleri olarak selamlanmislar;  
öte yandan, Zazaliklari ve Kürtlükleri onlari yabanci ve güvenilmez kilmistir. Alevi Kürtler'in dinsel törenlerde kullandiklari dilin Türkçe oldugu gerçegi, onlarin kolay asimile olacaklarina dair umut verici ihtimaller sunar görünmekle birlikte, Alevi Kürtler'in devlete muhalefetlerinin tarihi onlari ziyadesiyle süpheli kilmistir. Nitekim, 1930'larin basinda Jandarma tarafindan Dersim üzerine hazirlanan bir çalismada su gözlemler yer almistir: [Zaza alevilere gelince:] Bunlarda mezhep ve adet dili Türkçedir. Ayinlerde istirak edenler Türkçe konusmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettirki alevi zazalik asirlardan beri ihmal edildigi halde türklükten pekte uzaklasmamis Dersim alevileri arasinda cevap istememek sartile Türkçe meram anlatmak mümkündür. Sayani nazar ve esef olan nokta sudurki 20-30 yasindan yukari yasli her fertle Türk dili ile mütekabilen anlasmak ve dertlesmek mümkün oldugu halde bunun [... (?)] türk dili tamamen Zazalasmakta ve hale 10 yasinda küçük çocuklarda ise türk diline rastlamak imkâni kalmamaktadir. Bu netice Dersim alevi türklerinin de benliklerini kaybetmeye basladiklarina ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konusana tesadüf edilemeyecegine delildir. (Jandarma Umum Kumandanligi ty: 38-39) Böylece Alevi Zazalar tedricen Zazalastirilmis, Türk kökenliler  
olarak sunulurlar. Bununla birlikte, hemen ardindan gelen paragraf onlari Türklük'ten ayiranin dilin ötesinde bir sey oldugunu iddia eder: Aleviligin en kötü ve tefrika deger cebhesi Türklükle aralarinda derin uçurumdur. Bu uçurum kizilbaslik itikatidir. Kizilbas, Sünni müslimini sevmez, bir kin besler, onun ezelden düsmanidir. Sünnileri rumi diye anar. Kizilbas ilahi kuvvetin hamili bulundugunu ve imamlarin sünnilerin elinde iskence ile öldügüne itakat ederler. Bunun için sünnilere düsmanidir. Bu okadar ileri gitmistirki kizilbas Türk ile sünni ve Kürt ile kizilbas kelimesini ayni telâkki eder. (Jandarma Umum Kumandanligi ty: 38-39; vurgular bana ait.) Bu son gözlem, Firat'in iddiasi gibi daha sonra özür diler mahiyette yazilanlarin tam tersidir: Dersimliler için, Kürt ile Kizilbas ve Türk ile Sünni özdestir.  

Alintilanan rapor, resmi tarihin asli mimarlarindan biri olan Hasan Resit Tankut'un eserine çok sey borçludur.32 Hasan Resit Tankut, 1920'lerin sonlarindan 1960'lara dek, 'etnopolitika' üzerine birçok arastirma raporu ve diger etnik gruplarin nasil Türklestirilecegi gibi siyasa önerileri yazdi. Daha önce yayimlanmamis, büyük ölçüde gizli eserlerinin bir kismi yakin zamanda Mehmet Bayrak tarafindan yayimlanmistir (1993, 1994). Yukaridaki alintilar, 1928 yilinda, muhtemelen Tankut tarafindan Birinci Umum Müfettisi (o dönemin 'olaganüstü hal valisi') Ibrahim Tali'ye sunulan anonim raporda yer alan görüsleri tekrar eder. Dogu Anadolu'yu çok iyi bilen Tankut, gizli raporlarinda Kürtler'in Türk olduklarini asla iddia etmedi; ancak, Aleviler'in dinsel törenlerde Türkçe kullanmalarinin, -Safi Zazalar'a nispeten- onlari asimile etmeyi kolaylastiracagini yazdi (Bayrak 1993: 510-523; özellikle 515).  

Tankut, tümünü Kürt terimi altinda toplamakla birlikte, bütün yazilarinda Sünniler ile Aleviler, Kürtler ile Zazalar arasinda belirgin bir ayrim yapti. Hem Safi, hem Alevi Zazalar'a dair bir çalismasinda (1994a), bunlarin dinlerinin (Tanri için 'Homay' kelimesini kullanmalarinin misal teskil ettigi) Iranî arkaplanini vurguladi. Aleviler'in inancindaki Zerdüstçü etkileri açikça benimsemesine ragmen, onlarin kökensel olarak Türk olduklarini ve yeniden Türk yapilabileceklerini (yapilmalari gerektigini) düsünmüstür. Tavsiyesi, daha kolay Türklestirilebilmeleri için, (Sünni)  
Zazalar'in, Kurmanciler'in ve Dersim Alevileri'nin mümkün oldugu kadar birbirlerinden ayri tutulmalaridir. 1960 darbesinin safaginda yazilmis bir siyasa raporunda, Zazalar ile Kurmanciler'in yerlesim bölgeleri arasindaki 50 kilometrelik genis koridora Türkler'i yerlestirerek, aralarina kelimenin tam anlamiyla bir takoz konmasini önermistir (1994c).  

Kendini Zaza, Alevi ve Dersimli olarak tanımlayan etnik kimlikler  

Kürt milliyetçiliginin 1960'larin sonu itibariyle kitlesel bir hareket ortaya çikisi, birçok Alevi Kürt'ü öncelikli olarak Kürtlük'lerini öne sürmeye ikna etti. Dersimliler güya bütün Kürt yapilanmalarinda çok iyi temsil edildiler; gerilla savasina hazirlandigina ve 1971'de Irak'ta gizemli bir sekilde öldürüldügüne inanilan karizmatik solcu milliyetçi önder Dr. Sivan (Sait Kirmizitoprak), sadece bir Dersimli degildi; ayni zamanda Hormek asiretine mensuptu ki, ayni asirete mensup olan M. S. Firat Türk olduklari konusunda israr etmistir. Birçok genç Alevi Kürt'ün  
(TIKKO/TKP-ML'nin en etkilisi oldugu) özgül olarak Kürt olmayan sol örgütlerde etkin olarak yer almayi tercih ettikleri dogrudur; ancak Kürtlüklerinden asla süphe etmemislerdir. Kuskusuz, en azindan kismen Kürt ve solcu partilerin altyapilarindaki tahribatin ve yeniden yapilanmadaki sorunlu sürecin bir sonucu olarak, bu durum 1980'lerde degismeye basladi.  

Türkiye'de yeni ortaya çikan Zaza ve Alevi milliyetçilikleri, Kürt milliyetçiliginin gelismesiyle diyalektik bir iliskinin parçasidir. Büyük sehirlerde modern bir Kürt bilinçliligine ivme kazandiran sehirlesme ve göç süreci, ayni zamanda Alevi köylüleri de (Türkçe konusanlar gibi, Kürtçe ve Zazaca konusanlari da) bölgenin Sünni kasabalarina getirmis ve kisitli kaynaklar için Sünni komsulariyla dogrudan mücadele etme durumunda birakmistir. 1970'lerin siyasal kutuplasmasi, sagci ve solcu radikallerin bu cemaatleri ikmal bölgeleri olarak seçerek, karsilikli seytanlastirmaya katkida bulunmalariyla ("fasist" Sünnilere karsi "komünist" Aleviler) Sünni-Alevi ziddiyetini siddetlendirdi. Bir dizi kanli Sünni-Alevi çatismasinin, ki belki Alevi karsiti katliamlar olarak adlandirmak daha dogru olur, ortak bir Alevi bilinçliligini güçlendirmede etkisi büyük oldu.33 Bu çatismalarin yer aldigi bölgede, Kürt ya da Türk olmak çok da önemli degildi; kisinin asli kimligi dinsel olandi. Bu ayrismanin iki her tarafinda da -Pan-Türkçü Milliyetçi  
Hareket Partisi'ni destekleyen Kürtler'in ve Kürt olduklarini iddia eden Türkçe konusan genç Aleviler'in durumunda oldugu gibi sasirtici bir olguya ivme kazandiran- hem Türkler hem Kürtler vardi.  

1980'ler Aleviligin, Bati Avrupa'daki Türk ve Alevi göçmen cemaatler arasinda gerçek bir kültürel ve dinsel yeniden dogusuna taniklik etti. Farkli egilimlerden eylemciler, -solcular, Sünni Müslümanlar, fasistler, Kürt milliyetçileri- daha önceden bu cemaatleri örgütleme girisimlerinde bulunmuslardi, ancak Türkiye'deki 1980 askeri darbesi gerçek bir dönümü simgeler. Öngörülemeyen sayida tecrübeli örgütçü, siginmaci olarak Bati Avrupa'ya geldi. Bunlar arasinda en basarili olanlar, radikal Sünni Müslümanlar ve daha sonra içlerinden PKK'nin tedricen baskin hale gelecegi Kürt milliyetçileriydi. Bu arada Türkiye'deki rejim, belli basli cami federasyonlarini alarak ve  
Sünni Islam'in "Türk-Islam sentezi" olarak bilinen asiri muhafazakar ve milliyetçi kanadini destekleyerek göçmen cemaatler üzerinde yeniden denetim saglama çabasina girdi.  

Uzun zaman kimliklerini gizli tutmalarinin ve hatta dinsel aidiyetlerini gizlemelerinin ardindan, Aleviler'in de örgütlenmeye baslamalari, muhtemelen Almanya'da artan dinsel Sünni etkinliklerine bir tepki ve kismen de bir özentidir. Ilk defa büyük Alevi dinsel törenleri kamuya açik olarak düzenlendi (Cumhuriyetçi Türkiye'de bu törenler resmi olarak yasaklanmisti ve olsa olsa yari gizli düzenleniyordu). Alevi örgütleri kuruldu ve bu örgütler, daha önceleri çesitli solcu ve Kürt yapilanmalarda ön planda yer alan birçok genç Alevi'yi çekti. Küçük solcu örgütlenmelerden birkaçinin mensuplari tamamen Alevi'ydi; bu tarihten sonra bunlar da Marksist-Leninist  
kimliklerinin yanisira Alevi kimliklerini vurgulamaya ve Alevistan'dan kendi yurtlari olarak söz edecek kadar, Aleviler'in bir tür ulus oldugunu düsünmeye meylettiler.34 Disaridaki bu faaliyetler, tedrici siyasal liberallesmenin, dinsel ve toplumsal Alevi örgütlerinin kurulusunu mümkün kildigi Türkiye'de de Alevi uyanisini harekete geçirdi.  

Türk hükümeti 1980'lerin sonunda, Aleviler'e yatistirici jestlerde bulunmaya baslayarak, cemaatin devletten yabancilasmasini nötralize etmeye ve radikal Kürt hareketi PKK'nin Kürt (ve Zaza) Aleviler arasinda daha fazla destek kazanmasini önlemeye yönelik geçirgen bir çaba ile onlara, kesin bir biçimsel taninma sundu. Aslinda, PKK'nin kurulusunu gerçeklestirmekte büyük zorluklarda karsilastigi ve her zaman diger siyasal radikal hareketlere yarismak zorunda kaldigi bölge, büyük ölçüde Zazaca konusanlarin ve Aleviler'in bulundugu Dersim'di (simdiki Tunceli ili ve komsu bölgeleri). Dersim halki, en azindan 1960'lardan beri, her zaman Kürt milliyetçiliginden ziyade  
solcu radikalizme meyilli olmustu. Baslangiçta militan bir sekilde din karsiti olan PKK, 1980'lerin ortalarinda, Sünni bölgelerde daha çok halk destegi bulmaya yönelik basarili bir girisimle, gittikçe Sünni Islam'a karsi uzlasmaci bir tavir benimsedi. Bu asikar bir sekilde, PKK'nin Aleviler arasindaki popülerligine bir katkida bulunmadigi gibi muhtemelen Alevi öznelligini güçlendirdi.  

PKK'ye göre, tüm Alevi uyanisi, Kürtler arasina ayrimcilik ekmek için dogrudan devletçe yönetiliyordu ve buna ön ayak olanlarin tümü ajandi. Bu ayni zamanda, Aleviler'in PKK'den sogumalarina yol açacak sekilde, partinin kendi saflarindaki Aleviler'den kuskulanmasina ve onlarin tasfiyesine yol açti. Dinsel boyutunun gittikçe daha fazla farkina vararak, asli bir kimlik olarak Alevilige yeniden yapilan vurgu, büyük ölçüde Sünni köktenciligine ve kapsayici Kürt milliyetçiligine karsi bir tepkidir.  

Her ne kadar bazen baska etnik sadakatler altinda örtülü olsa da, her zaman müstakil bir Alevi bilinçliligi olagelmistir. Bununla birlikte, su anki Zaza milliyetçiligi tamamen yeni bir seydir; ve buna kendilerini Kürt olarak tanimlayan sayisiz Zazaca konusan insan tarafindan siddetle karsi çikilmaktadir. Zaza milliyetçiliginin ortaya çikis kosullari için, (olanlarin tümünü Türk istihbarat servislerinin isi olarak gören popüler komplo kuramina inanmadikça) Türkiye'den ziyade, yeniden Bati Avrupa'daki göçmen cemaatlere bakmamiz gerekecek.  

Türkçe disinda tüm yerel dillerin yasaklandigi Türkiye'de, kisinin kökensel olarak Kurmanci ya da Zazaca konusmasi önemli görünmemistir. Buna karsilik Avrupa'da, Kürt eylemcilerin göçmen Kürt isçilerini harekete geçirebilmek için bulunduklari girisimlerden biri, Türkiye'den göçmen olarak gelen herkesin ana dilinin Türkçe olmadiginin resmen taninmasi ve Kürtçe'nin okullarda egitim için ana dillerden biri sayilmasi için, ana dilde egitimdir. Bu, Zazaca konusanlari kaba bir ikilemle karsi karsiya birakmistir: Onlar da çocuklarina Alman okullarinda "ana dil" olarak Türkçe yerine Kurmanci ögretilmesini talep etmeli midirler? Bazilari, kendi bölgelerinde kendilerinden önceki kusaklar her zaman Kurmanci'yi lingua franca olarak ögrenmis olduklari için bunu talep ettiler; ancak belirgin bir huzursuzluk baki kaldi. Bu, Zazaca konusanlarla Kurmanci konusanlarin çikarlarinin açikça özdes olmadigi bir meseleydi.  

Çatisma tohumlari içeren benzeri bir diger mesele, Türkiye'de ve özellikle Avrupa'da sürgünde basilan Kürt gazetelerinde kullanilacak dildi. 1960 ve 1970'ler boyunca birkaç gazete yayimlandi ve birçogu, en fazla bir Kürtçe siire yer vererek tamamen Türkçe yayimlanmis gazetelerdi.35 Türkçe'ye hiç yer vermeyen ilk dergi Izmir'de yayimlanan, kisa ömürlü olmus kültür dergisi Tirêj'dir. Bu ayni zamanda, küçük bir Zazaca bölümü olan ilk önemli modern Kürt dergisidir.36 1980 askeri darbesinin ardindan, Türkiye'de Kürtçe yayimcilik faaliyetleri artik mümkün olmamis; ancak yazarlar ve gazeteciler Avrupa'da sürgünde, özellikle Isveç'te faaliyetlerine devam etmislerdir. Burada Kurmanci edebiyatinda gerçek bir uyanis yasanmistir. Çocuk kitaplari, halk masallari derlemeleri, ilk romanlar basilmis ve her türden birçok gazete yayimlanmistir.  

Iran devrimi ve Irak-Iran savasi da Kürdistan'in diger bölgelerinden çok sayida entellektüeli göçmen olarak Avrupa'ya getirmistir. Yirminci yüzyilin basindan beri ilk defa, önemli ölçüde ortak Kürt kültürel faaliyetleri gerçeklesmistir. Paris'te, önemli bir kütüphaneye ve yayimlanan degisik dergilere sahip ilk önemli Kürt enstitüsü olan Kürt Enstitüsü kurulmustur. Ortak bir standart dile dair eski rüya yeniden su yüzüne çikmis; ancak ne Kurmanci ne de Sorani konusanlar ötekine imtiyaz tanimadiklarindan, Kürdistan'in tüm kesimlerinden okuyuculari hedef alan dergiler, hem Kurmanci hem de Sorani dillerinde bölümlere yer vermislerdir. Kürt Enstitüsü'nce yayimlanan edebiyat dergisi daha sonra üçüncü Kürt dili olarak Zazaca bir bölüm yayimlamaya karar vermistir. 37 Bu, siyasal nedenlerden ötürü dilsel ayrimciliga siddetle muhalefet eden belli milliyetçi entellektüel  
çevrelerde sert olumsuz tepkilere yol açmistir. Bunlarin bir kismi, sentetik bir birlesik Kürt dili için çalismis; digerleri iki yazili Kürt diline tahammül edebileceklerini düsünmüsler; ancak daha önce neredeyse hiç yazili gelenege sahip olmayan Zazaca'yi bir diger yazili dil olarak gelistirmenin Kürt ulusu arasina ayrilik tohumlari ekmek olacagina karar vermislerdir.  

Yazili Zazaca'nin gelistirilmesi ya da yasaklanmasina dair tartisma, sürgündeki Zaza entellektüellerinin küçük çevresinde, fikir ayriliklarina yol açan büyük bir etki yaratti. 1980'lerin sonunda ilk Zaza dergisi yayimlandi ve kesinlikle Kürtçe degildi. Dergide Zazaca, Türkçe, Ingilizce makaleler vardi; ama Kürtçe yoktu. Zazalar'dan, kimlikleri uzun zamandan beri sadece Türk devletince degil, Kürtler'ce de reddedilen ayri bir halk olarak söz ediyor; ve cografi bir ad olarak Kürdistan terimini reddettigini belirterek, Zazalar'in eski yurdu için Zazaistan  
kelimesini icat ediyordu.38 Derginin ilk basta çok küçük bir okuyucu çevresi oldu; ama kizgin Kürt tepkileri her seye ragmen derginin söyledigi bir söz oldugunu gösterdi ve tedricen artan sayida Zaza derginin görüslerini benimsedi. Halen örgütlü bir milliyetçi Zaza hareketi görünmemektedir; ama, hepsi Zazalar'in Kürtler'den farkli olduklarini iddia eden, Avrupa'da yayimlanan iki yeni dergi ve Türkiye'de yakin zamanda çikan bir dizi kitapçik ile yayimcilik faaliyetleri giderek artmaktadir.39  

Tartisma hala gelgit halindedir ve tartismada taraf olanlar görüslerini gözden geçirmeyi sürdürüyorlar. Sürgündeki Zaza Alevi eylemcilerinin önde gelenlerinden Seyfi Cengiz, yeni siyasal ve kültürel dergisi Desmala Sure'nin ilk sayisinin giris makalesinde, milliyetçi Zaza-Alevi bir durusa nasil ulastigini yazdi. Dergi, 'Dersim Komünist Hareketi'ni ya da (Zazaca) 'Kirmanc Komünist Hareketi'ni -Kirmanc Dersim'deki Zazalar'in kendi dillerinde kendilerini tanimladiklari kelimedir- temsil ettigi iddiasindadir. Cengiz sunlari söyler: "Bir ara Dersim isyanlarinin  
'ulusal' olmadiklarini söylemistim; fakat bu görüsü çoktan biraktim. Dersim isyanlarini 'Zaza Hareketleri' olarak tanimistim bir yazimda. Simdi bu noktada bir düzeltme yapmam gerekiyor: Dersim isyanlari Kirmanc-Alevi isyanlaridir. Koçgiri isyanini da Dersim isyanlari arasinda düsünüyorum. Koçgiri, Bati Dersim'in bir parçasidir. Seyh Sait isyanina ulusal bir isyan diyorum simdi. Seyh Sait isyaninin bir Zaza isyani oldugunu söylemistim 1987'de. Bu görüsümü koruyorum." Tüm bu ayrimciliga karsi PKK, kisinin asla [Kürt] kimligini unutmamasi gerektigi uyarisi ile (adini Aleviler'e yönelik olarak belirledigi) Zülfikar sancagini kaldirdi. Alevi köylülerle, özellikle Kürtçe ve Zazaca konusanlarla, gene Aleviligin devlet tarafindan hükmedilen türü olarak görülen Bektasilik arasindaki iliskilere son vermek üzere bir girisim baslatti.
 
 
Çeviren: Özgür Gökmen