Ab’nin Kürt Politikası
Ab’nin Kürt Politikası
Ali Ekber

Bir AB ülkesinde esas yaşımın 19 üzeri olmasına rağmen,nüfusta 2 yaş küçük yazıldığı için, 17 yaşında gözükmem nedeniyle o ülkenin kanunları beni her hafta iki defa da olsa bir okula göndermişti.Okula başladığım ilk gün,öğretmen benim nereden geldiğimi ve ulusumu sorduğunda,Kürt olduğumu ve Kürdistan’da geldiğimi söylemiştim.Öğretmen bunun üzerine,”Wilde Kurdistan”(Vahşi,evcil olmayan Kürdistan) dedi,Karl May’ın ünlü 3 ciltlik kitabını okumuştu,bu kitapta Karl May,Kürtlerden bahis eder ama Kürtleri nerdeyse Amerika’nın kızıl derilileriyle benzer bir halk olarak gösterir.Her şeye rağmen dünya,Kürtler diye bir halkın olduğunu bu ünlü romanlarda öğrenmişti.Benim okulda Kürt kimliğimi söylemem elbette devrimci kimliğimde geliyordu.Daha henüz PKK’nın ünlü Eruh-Şemdinli baskınları olmamıştı,Kürtlüğünü, Kürtlerin çoğu inkar ediyorlardı.Fakat bir kişinin benim o,okulda söylediğim gibi,Kürtlüğünü söylemesi de,herhangi bir sorun yaratmıyordu. Kürtler gerçek anlamda” Ulusal Kimlik Mücadelesi” vermeye başladıklarından sonra AB,ülkelerinden bir çok sorunla karşılaşmaya başladılar. Kürt Coğrafyasında gelişen “Ulusal Devrimci savaş” özellikle önce Avrupa’yı etkilemişti.Bunun iki nedeni vardı.1.Türkiye’de 12 Eylül Cuntası gelmişti,bu nedenle birçok devrimci,ilerici,aydın,öğretmen,öğrenci AB ülkelerinde iltica başvurusu yapmışlardı.Bu gelen insanların,alıştıkları,bildikleri bir devrimci mücadele vardı,bunu AB ülkelerine de taşımışlardı.AB, ülkelerinde Türkiye ve Kürt hareketinin doruğa çıktığı yıllar 12 Eylül sonrası olan,1980-1990-yıllarıdır.2.Nedeni;Avrupa’da,olan demokratik haklar o,dönemler Türkiye’den hem yoktu,var olanları da,söylediğimiz cuntayla yok etmişlerdi.
Biz AB’ ülkelerinde, o dönem tüm sol güçlerin katılımıyla yapılan ortak yürüyüşlerde,katılım sayısının 100 000,200 000’lere kadar tırmandığına şahit olmuştuk.
Bu dönemler böylesine kalabalık yürüyüşler,istenmese bile hoş karşılanıyordu.
Yasaklanması mümkün değildi,bu anayasanın yürüyüş kanunu ihlal etmekti.
AB devletleri 2.Dünya savaşında,Faşizmin acı darbelerini yedikleri için,demokratik haklara mümkün olduğunca dokunmuyordu.
Diğer bir nedende “sosyalist sistem” dev gibi ayaktaydı,batının en büyük eleştiri söylemi,sosyalizmde demokrasi yokluğuydu,tek partiler yönetiminde “demokrasi”nin olamayacağıydı.
Sosyalist ülkelerde tek partilerin varlığını,sosyalistler de biliyorlardı ama onlar tek partiyi;proletaryanın iktidarı ve geçici yönetim tarzı,burjuvazinin halen belli gücünün olduğu ve daha bir çok nedenle tek partili sistemi demokrasi dışı görmüyorlardı.
Bu çok ayrı bir yazı konusu olduğu için,zorunlu bir vurgu yaparak geçiyorum.
Yine bu dönemde,Kürtlerin mücadelesi her gün çığ gibi büyürken,mücadelenin Türkiye ayağı geri kalıyordu.Devrimcilerin tümü içeri alınmıştı,idamlar vardı,işkenceleri tarih uzun,uzun yazacaktır,12 Eylül solun üzerinde silindir gibi geçmesine rağmen,yaptıkları anayasayla da,Türkiye’de solun bir daha dirilmemesi için elden gelen her şey en ince noktasına kadar yapılmıştı.Türkiye sol hareketi, bir çok nedenle istenilen düzeyde dirilip gelişme sağlayamamıştır.Türkiye sol hareketi,yoktur,bitmiştir,yanlıştır,doğrudur,demiyorum.
AB ülkelerinde ve dünyada,çok önemli ne olduysa 1980 ile 2000 yılları arasında olmuştur.
1.Konu;Faşizmin 2.Dünya savaşındaki o,insanlık dışı katliamları neredeyse yok sayılmaya başlanmıştır.
2.Konu;Yıkılacağı rüyalara bile girmeyen dev gibi o, sosyalist ülkeler,birer saman ateşi gibi teker, teker sönmüştü.
3.Konu;Emperyalist ve kapitalist ülkeler artık,kapitalist sistemin alternatifinin yok olduğunu açık ilan ederek,kendi içindeki demokratik hakları teker,teker budamaya başlayarak,tüm devrimci hareketlerin bitmesi için ellerinde ne geliyorsa,hepsini devreye sokmuşlardı.
Süreç devam ederken,dünyanın 21.Yüzyılının gelişim,değişim,ve dönüşümünün dışında kalmış olan “Kürt Ulusal Devrimci “ hareketi, kendini daha da güçlendirmeyi,büyütmeyi,başkanlığının da yakalanmasına rağmen sağlayabilmiştir.
Emperyalizm için ortalık dikensiz bir gül bahçesiyken” Ulusal hareket” tekrardan,tüm o,bahçenin dikeni olmuştur.
Esasen Kürtlerin bu durumda olmalarında sorumlu olan,tüm emperyalist güçlere bu diken batmaya başlamıştır.
Elbette Kürt hareketi tüm emperyalist güçlere karşı bir mücadele geliştirebilme gücünde olmadığı ve önce en yakın problemi ortadan kaldırma düşüncesinden dolayı,onların hiçbir tavuğuna kış dememesine rağmen, onlar;Kürt hareketini ortadan kaldırmayı kendine görev ve ödev saymışlardır.
İşte bu nedenlerle AB,ülkeleri çok komik,çok defa kendi iç kanunlarını da ihlal ederek Kürtlerin üzerine gelmeye başlamışlardır.
Yürüyüş,AB ülkelerinde temel bir hak olmasına rağmen,yürüyüşlere izin veren AB’ ülkeleri,Kürtleri korkutmak için bilinmeyen sayıda Kürde yürüyüş cezaları kesmişlerdir.
AB’ ülkelerindeki Kürt Siyasetçiler,her zaman baskı altına alınarak siyaset yapabilmelerinin önüne set çekilmiştir.
Sayısız legal,onların izinleriyle kurulan Kürt sivil kurumlarının kapıları gece üçlerde kırılarak eşyalarına el konulmuş,kurumların da kapılarına kilit vurulmuştur.
Bir Yürüyüşe veya etkinliğe katılan Kürt öğrencisi okuldan atılmakla tehdit edilmiş,bazıları okullarından atılmışlardı.
Çalışan bir kişinin işyerine polis giderek o,kişi hakkında onun şefiyle konuşarak Kürtlerin terörist olduğu söylenmiş, kişilerin işten atılmaları sağlanmıştır.
Kürtlerin tek bir sesi olan Med-tv,kapatılmış,tüm eşyalarına el konulmuş,yine Kürtlerin bin bir çabayla kurdukları Roj-Tv.Bazı AB ülkeleri tarafında yasaklanarak, o,ülkelerde çekim yapma gibi hakları yok edilmiştir.
Şu an Roj-Tv. Almanya’da,hiçbir faaliyette bulunamaz,sebep yok,suçu Kürtçe yayın yapmak.
Elbette Avrupa Birliğinin kendi içinde,uygulama farklılıkları da vardır.
Bazı ülkelerin kendine has bir politika yapmaya çalıştıklarını,Kürt halkı biliyor,oldukça değer veriyor,bu olumlu politikaların tüm AB’ politikası olmasını bekliyorlar.
AB’nin Kürt Politikasının olmaması,bazen olumlu yaklaşan herhangi bir AB’ ülkesinin bu olumlu politikasını kırabiliyor ve olumsuzlaştırabiliyor.
AB’nin Kürt politikası yok derken,AB’nin,her zaman Türk devletinin istemlerine göre bir politikayı Kürtlere karşı uygun bulduğunu söylemek istiyoruz.
Oysa belli bir halka karşı,belli bir politik tutumu olanlar,bu politik tutumunu açık olarak söylemekten çekinmezler,ayrıca bu politik tutumlarının hakim hale gelmesi için gereken politik,diplomatik,sosyal,yollarla mücadele ederek,o,politikalarının hakim olabilmesi için hiçbir şeyden çekinmezler.Oysa AB’ böyle değildir, ne dost olduğunu,nede düşman olduğunu,size karşı ne yapacaklarını bilemeyeceğiniz için,siz de onlara karşı nasıl bir politik duruş sergileyeceğinizi tam olarak bilemezsiniz.
ABD’nin Kürt politikası vardır,bu ABD’nin Kürtlere karşı bakışının ne olduğunun açık belli ilan edilmesidir.Bu politika Türk devletinin istemlerine göre şekil almaz,ABD’nin çıkarlarına göre şekil alır.Daha çok,Türk devleti,hakim gücün politik bakışını dikkate alıp,öyle bir politika uygulamak zorunda kalır.ABD’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa,politik yaklaşımı da ona bağlı olarak,biçimlenir.Iraktaki savaşın başında veya sonunda,ABD’nin Kürt ittifakı,ABD’ çıkarları böyle gerektirdiği için,ittifak biçimindedir.Çıkarlarına ters düşseydi,şimdi gerek Talabani,gerekse Barzani’nin,ismi teröristler olarak yazılıp,çizilecekti.
Saddamcı,olan da uzun bir dönem yine ABD idi,onu yok edende yine ABD’ idi.
ABD’ bugün Irak Kürtlerinin yanındadır,çıkarlarına ters bir durum olduğunda,onların bir numaralı düşmanı olacaktır.
AB’nin bu konularda net olarak ne yapmak istedikleri belli değildir,AB’ artık çok büyük bir güç olmasına rağmen net bir Orta doğu politikası yoktur.
Onun politik anlayışı da elbette çıkarları doğrultusundadır fakat bir çok konuda önce ABD sözü söylemelidir ki,arkasından AB,bir söz söyleyebilsin.
Bu elbette süresiz bir durum değildir,gelişim kanunu eşitsizdir,bir gün AB’ güç olarak ABD’yi geride bıraktığında,dünya politikasında,söyleyeceği sözlerde kendine has,öz politik anlayışı olacaktır.
İçinde bulunduğumuz,büyük global krizin sonunda yeni dengelerlin olacağı mutlaktır.
Bu yeni dengeler yeni politik yaklaşımları da,beraberinde mutlaka getirecektir.
AB’ hiç olmazsa,ileriyi düşünerek de olsa,(Kürt politikasını!) değiştirmelidir.
Türki’yi,kayırmacı politikası,hem Türk halkına zarar vermektedir,hemse Kürt halkına zarar vermektedir.Bu tavrın, Kürt sorunun çözümü önünde en büyük engellerden birisi olduğu görülmelidir.
Oysa AB’nin mayasında,demokrasin doğuş yeri,esprisi göz önüne getirilirse,engel değil,çözüm konusunda Türk devletini zorlayıcı bir politik anlayışın AB’nin Kürt politikasına bakış açısı olmalıdır.
AB’ şimdiki yanlış tutumundan vaz geçerse Kürt sorunu daha erken çözülecektir.
Ayrıca AB’ kendisine yakışanı yapmış olacak ve mayasındaki demokratik özü politik bir anlayış olarak Kürt sorunun çözümüne sunarak,Kürt sorununda belli bir politik net duruşa kavuşacaktır.
AB için böylesine büyük bir sorunda,politikasızlık,AB’nin gücüne de,yakışmayan bir durumdur.
Kürt sorunun çözümü için herkes üzerine düşeni yaparsa,sorunun kısa sürede çözüme kavuşması mutlaktır.
Tersi,daha çok kan,daha çok gözyaşı,daha çok ölümler, demektir.
21.Yüzyılda böylesi bir olumsuzluk,kesinlikle desteklenmemelidir.
Ali Ekber




